Ukrayna Üzerinden Büyük Oyun

Prof.Dr. Alaeddin Yalçınkaya

Ukrayna Üzerinden Büyük Oyun

Rusya’nın Ukrayna sınırına yığınak yapması, Dombas bölgesini merkezden koparması, ABD’nin Karadeniz’e savaş gemileri gönderme kararı alıp Montrö gereği bildirimde bulunması, birkaç gün sonra gemi göndermekten vazgeçmesi, Rusya’nın Akdeniz’deki bazı savaş gemilerini Karadeniz’e çekmesi gibi savaş tamtamları arasında bir önemli hadise gözden kaçmıştır. ABD’nin Almanya’daki askeri varlığı azalmaktaydı. Ukrayna krizinin kızıştığı ortamda ABD Savunma Bakanı ile Alman mevkidaşının görüşmesinden Almanya’ya ilave 500 asker gönderme kararı çıktı.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Almanya’daki Amerikan asker sayısı sürekli azalmıştır. Sayının program dahilinde gittikçe düşürülmesi beklenmekteydi. Bu askerlerin, II.Dünya Savaşı’ndan beri Almanya’yı bir anlamda işgal kuvvetleri olarak görülmesinden dolayı tamamen çekilmesi, üslerin kapatılması yönünde talepler her fırsatta dile getirilmiştir. Üstelik askerlerin masraflarını da Almanya karşılamaktadır. Ramstein ve Spandgdahlem’deki üsler aynı zamanda Afganistan, Irak gibi hedef bölgeler için Almanya’nın izni dışında kullanılmaktadır. Dolayısıyla Almanya’daki Amerikan varlığı diğer birçok ülkeye müdahale üssü durumundadır. Buna karşı tepkilerin sürekli yükseldiği, ABD’ye “çek-git” denildiği, zaten asker sayısının gittikçe azaltıldığı, azaltılacağı programına karşın 500 ilave asker gönderilme kararı, böylece sayısının sembolik de olsa artırılması, Soğuk Savaş sonrası ilklerindendir.

Ukrayna krizinin sıcak savaşa dönüşme ihtimali zayıf görülmekle beraber niçin bu adımların atıldığının doğru tahlil edilmesi gerekmektedir. Belirtmek gerekir ki konuyla ilgili “ABD’nin aptallığı”, “Biden yönetiminin basiretsizliği” benzeri tespitler son derece anlamsızdır. Konunun tarihi boyutu, ABD ve Rusya’nın küresel hedefleri ve genel stratejileri dikkate alındığında son derece iyi kurgulanmış bir oyun ve başarıyla uygulanan senaryo sözkonusudur.

“Büyük Oyun” 19. yüzyılda İngiltere’nin Kafkasya ve Türkistan politikaları için kullanılmıştır. Görünüşte Rusya’nın ilerlemesine karşı olduğu halde İngiltere’nin her fırsatta el altından Türk hanlıklarının işgalini desteklemesini, teşvik etmesini ifade eder. İngiltere ve Rusya, Afganistan için birçok savaşlar yapmıştır. Ancak İngiltere, Hindistan ve Çin’deki varlığından dolayı bölgede bağımsız ve güçlü Müslüman-Türk devletini önlemek için her yolu kullanmıştır. Günümüzde de “Yeni Büyük Oyun” ile benzer stratejiler kastedilmekte olup Türk cumhuriyetlerinin bulunduğu coğrafya için “Büyük Satranç Tahtası” ismi verilmiştir. Günlük askeri hareketlilikler, diplomatik temasların yoğunluğundan dolayı Ukrayna üzerinden ABD’nin “Büyük Oyun”u pek farkedilmemektedir. Halbuki genel stratejiler ve hedefler ile 2021 baharındaki durum dikkate alındığında kazan-kazan oyununun başarıyla götürüldüğü açıktır.

Rusya’nın sıradan bir krallıktan bölgesel güç statüsüne terfii Azak Denizi ve Karadeniz’e kıyıdaş olmasıyla gerçekleşmiştir. Deli Petro ahfadına öncelikle bu hedefi göstermiştir. Dolayısıyla Rusya Federasyonu olarak Karadeniz’in kalbi durumundaki Sivastopol’un, Kırım’ın nihayet Azak Denizi’nin yeri oldukça önemlidir. Kırım’dan uzaklaştırılmış bir Rusya için yok oluş süreci başlamış demektir. “Rus Reelpolitiğinin Ertelediği Sorun: Kırım” başlıklı makalem 2005’te yayınlanmıştır ki Moskova, 2014’de kendince çözüm sürecini başlatmıştır. Putin, 2000’lerde kiralama yoluyla Sivastopol limanını kullanma yoluna gitmişti. Rusya, adım adım kaybettiklerini geri alırken Soros destekli renkli devrimler sonucu eski Sovyet cumhuriyetlerinde bir dereceye kadar yerleşen istikrar kökünden zedelenmiş, Moskova’ya yeni manevra sahaları sunulmuştur.

Gürcistan’da, devrinin en basiretli yöneticilerinden Şevardnadze’ye karşı görünüşte iş adamı Soros gerçekte ABD derin mahfillerinin kurguladığı hareketin hedefinin ABD yanlısı yönetim kurmak olduğu görüşü temelsizdir. Zaten Rusya’nın 2008 müdahalesi de bu gerçeği ortaya koymuştur. Benzer durum, renkli devrimlerin Ukrayna, Kırgızistan ve Özbekistan versiyonları için de geçerlidir. Dört ülkede de kısmen demokratikleşme yönündeki gelişmeler baltalanmış, Rusya’ya müdahale gerekçeleri hazırlanmış ve önemli ölçüde gerçekleşmiştir. Bu gerçeklere karşın ABD’nin yanlış politika uyguladığı, kaybettiği yönündeki iddialar da son derece anlamsız kalmaktadır. Bu bağlamda Almanya’daki ilave 500 askerin anlamı sadece sembolik olup stratejik yönü ve önemi çok daha derin ve kapsamlıdır.

Soğuk Savaş sonrası Rusya, süper güç vasfını kaybederken ABD’ye sadece Almanya’dan değil Avrupa’dan hatta Avrasya’dan çek-git talepleri gelmeye başlamıştır. Öncelikle Soros’un önderliğindeki devrimlerle Rusya adım adım süper güç pozisyonuna tırmanmaya başlamıştır. 2008 Gürcistan müdahalesi ilk basamaklardandır. Son Ukrayna krizinde ABD’nin Karadeniz’e önce iki gemi göndermeye karar verip Moskova’nın ilave tedbirleri sonucu vazgeçmesiyle, Rusya’nın bu pozisyonu aslında tescil edilmiştir. Kara Hakimiyeti Teorisyeni Mackinder’in de önerdiği, Atlantikçilerin temel stratejisi Almanya-Rusya stratejik işbirliğine indirilen köstek, ABD’nin önemli kazançlarındandır. Esasen Rusya’yı Almanya-AB pazarına dönüştürecek bir işbirliği Moskova açısından da pek cazip değildir. Brexit sonrası İngiltere de Alman-Rus yakınlaşmasını önlemek için her fırsatı ganimet saymaktadır.

Belirtmek gerekir ki Avrupa’daki varlığı için yayılmacı, tehlikeli, süper güç seviyesindeki bir Rusya’ya ABD’nin şiddetle ihtiyacı vardır. 2008’de Gürcistan’a, son gelişmelerle Ukrayna’ya önce gaz verip sonra ortada bırakmak Washington stratejileri açısından alışılmış vak’alardandır. Aynı numaralar, mesela 1956 Macaristan, 1968 Çekoslovakya müdahalelerinde de yaşanmış, Rusya’nın çelik yumruğu ile Avrupa tehdit edilerek ABD’ye tam teslimiyet sağlanmıştır.

Tıpkı Gürcistan’da olduğu gibi Ukrayna’da da on yıllarca sürecek parçalanmışlık ve istikrarsızlık sürüp gidecektir. Bu coğrafyada istikrar, demokrasi, insan hakları gibi iyilikler Rusya açısından olduğu kadar ABD için de hiç arzu edilmeyen ayrıntılardır. Diktatörlük rejimlerinin temel ilkesi, “halkın karnı doyduğu zaman siyaseti eleştirmesi”nin önlenmesidir Bunun gibi sözkonusu bölgede demokrasi ve istikrarın yerleşmesi küresel işgalcilerin sorgulanması anlamına gelmektedir ki çare istikrarsızlaştırmaktır.

Vekalet savaşları veya yerel çatışmalar zaman zaman kızışabilir. Ancak tıpkı bütün Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi ABD ile Rusya’nın kapışması uzak bir ihtimaldir. Zaman zaman tırmanan gerginlikler, heyecanlandıran yığınaklar, gemi-uçak nakilleri her iki büyük gücün daha fazla silah satmasına yol açacak, hedef bölgedeki varlıklarını takviye edecektir. Türkiye açısından böyle bir “Büyük Oyun”da tarafsızlık, en güvenli limandır.

Öncevatan, 20.04.2021

alaeddinyalcinkaya@marmara.edu.tr

Alaeddin Yalçınkaya tarafından

Alaeddin Yalçınkaya, 1961'de Elazığ'da doğdu. Adapazarı Ozanlar Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. 1987-1996 yılları arasında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nde çalıştı. İ.Ü. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "Cemalettin Efgani ve Türk Siyasi Hayatı Üzerindeki Etkileri" konulu teziyle 1990’da Yüksek Lisans, “Sömürgecilik-Panislamizm Işığında Türkistan” başlıklı tezi ile 1995’te doktora eğitimini tamamladı. 1993-1994 yıllarında, New York Universty, Center for Middle Eastern Studies'de visiting scholor statüsüyle araştırmalarda bulundu. 1996’da Sakarya Üniversitesi’nde Yardımcı Doçent, 2000 yılında doçent, 2007’de Profesör olan Yalçınkaya, 2013 yılından beri Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesidir. Yayınlanmış kitaplarından bazıları, "Yetmiş Yıllık Kriz: Sovyetler Birliği'nde Moskova - Türkler İlişkileri", "Almatı'dan Akmola'ya Kazakistanı'ın Başkenti", "Türk Cumhuriyetleri ve Petrol Boru Hatları", "Etnik Düğümlerden Küresel Kördüğüme Kafkasya'da Siyasi Gelişmeler" başlığını taşımaktadır. Yalçınkaya, Sakarya, Kocaeli, Bahçeşehir, Marmara üniversiteleri ile İstanbul, Şükrü Balcı Polis MYO'nda Uluslararası İlişkiler, Uluslararası Hukuk, Uluslararası Örgütler, Diplomatik Yazışma Teknikleri, Bölgesel Dış Politika, Türk Dünyası ve Kafkasya, İnsan Hakları Hukuku gibi alanlarda lisans ve lisansüstü seviyesinde dersler vermiştir/vermektedir. Evli ve iki çocuk babası olan Yalçınkaya, halen Marmara Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanıdır.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.