Boğazlarına kadar pisliğe batmışlar…

Yolsuzluk, arsızlık bataklığına saplanmışlar…

“Devlet malı deniz, yemeyen domuz” önerisini kendilerine ilke yaparak yola çıkmışlar.

Belediyeleri bile talan etmişler… Belediye yöneticilerinin altında son model, lüks otomobiller… Hem de ikişer adet…

Bu araçların bir kısmı da kayıp üstelik…

Belediyelerin gelirlerini yandaş vakıflara, derneklere, kuruluşlara babalarının malı gibi saçmışlar…

Sosyal medyada her gün çarşaf çarşaf rakamlarla sergileniyor bu gerçekler. İşin saklanacak, gizlenecek yanı da kalmadı.

Üstelik bu konuda ağızlarını açıp da tek söz söylemiyorlar.

Zengin belediye bütçesini yandaşlara peşkeş çekmeye, har vurup harman savurmaya, tarumar etmeye alışmışlar…

“Alışmış kudurmuştan beterdir” derler.

Onun için İstanbul Belediyesine yeniden konmak istiyorlar. Onun için kazanılan seçimleri iptal ettiler. İmamoğlu’nun mazbatasını elinden aldılar.

Çünkü mazide kalan bereketli günleri bir türlü unutamıyorlar. Tatlı mı tatlı, bal mı bal günlere yeniden kavuşabilmek için ellerinden geleni yapıyorlar…

Yalan söylüyorlar. İftira atıyorlar. Kasetler, kumpaslar, tertipler düzenliyorlar. Hem de mübarek Ramazan ayında…

YSK’nın 250 sayfalık iptal gerekçesinde bir tek “Çalmak” sözü geçmezken, gözümüzün içine baka baka “Çaldılar” diyorlar.

Ama kimlerin çaldığını, nerede, nasıl çaldığını söylemiyorlar. Orası meçhul!

Hem de kendilerinin atadığı YSK Başkanı Sadi Güven, iptal gerekçesinde “Seçimde sonucu etkileyecek hiçbir şey yoktur. Bir tek tespit yoktur!” dediği halde…

Kul hakkı yiyorlar.

Vatandaş hakkı yiyorlar.

Vatandaşın seçme, seçilme hakkını, milli iradesini paspas gibi çiğniyorlar.

Sandık kurullarını, sandık başkanlarını oluşturan kendileri, ama “Sandık kurulu başkanları kamu görevlisi değil, seçimlerde usulsüzlük var” deyip itiraz edenler de yine kendileri…

Onlar, bu haksızlık, hukuksuzluk uygulamalarını sadece belediye seçimlerinde değil, tüm Türkiye’de yapıyorlar… Hem de yaygın bir biçimde.

Hem de bu uygulamalar devlet eliyle gerçekleştiriliyor.

Türk insanı aç, biilaç gezerken, kapı kapı dolaşıp iş ararken, Suriyeli göçmenlere milyarlar akıtılıp, onların geçimlerini, yaşamlarını kurtarıyorlar. Geleceklerini garanti altına alıyorlar. İş buluyorlar.

Üniversitelere sınavsız kabul ediyorlar… Hedef Türkiye’nin sosyal yapısını değiştirmek… Araplaştırmak… Ama TC vatandaşı perişan.

Suç işliyorlar… Yasaları çiğniyorlar.

Ordunun, yargının, milli eğitimin yapısıyla oynuyorlar. Türk toplumunun, Türk insanının ahlak ve kültürüyle, geleneksel yapısıyla oynuyorlar.

Nereye baksak, hangi yana dönsek suç ve suçlularla karşılaşıyoruz… Küçücük çocuklara musallat olan sapıklar her geçen gün biraz daha çoğalıyor, bir çığ gibi büyüyor.

Taciz, tecavüz, fuhuş yaşantımızda günlük olaylardan oldu. Sokaklar, caddeler, mahalleler manyaklarla doldu. Manyanlık gazetelerin, TV’lerin baş konusu haline geldi.

Yargı, egemenlerin isteklerini yerine getiren kurumlar haline dönüştü… Yargı tuhaflaştı. Hâkimler işi gücü bıraktılar avukatların etek boyları ile ilgilenmeye başladılar.

Genel Başkan ve gazeteci dövenler serbest bırakılıyor. Çocuk istismarcılarına en alt sınırdan cezalar kesiliyor.

Ülkemizi yönetenlerin suçu o kadar çoğaldı, o kadar arttı ki, yere göğe sığmıyor artık. Bir de İstanbul’u kaybederlerse, yandı gülüm keten helva…

Bu zafer,  bir hesap sorma girişiminin başlangıcı olacaktır. Belki de “yüce divanlar” kurulacaktır.

İşte bu nedenle İstanbul’u vermemek için direniyorlar. Bu uğurda iç savaş bile çıkarabilirler.

Öyle görünüyor ki bunlar biraz zor gidecek gibi.

Sabah akşam yalan söylüyorlar. Gerçekleri çarpıtıyorlar. Kumpaslar kuruyorlar.

Ama ne kadar çok iftira atarlarsa atsınlar, ne kadar çok kumpas düzenlerlerse düzenlesinler, yaptıkları yine kendilerine dönüyor, halk arasında alay konusu oluyorlar…

Vatandaş, İçişleri Bakanının “İmamoğlu bir gence tokat attı” iddiasını diline dolayıp, sosyal medyada yüzlerce komik caps paylaşımı yaptı. Halk gülüyor onlara…

Biz haksızlıklarla, hukuksuzluklarla mücadeleye devam edeceğiz. Çünkü zalimler, zalim yönetimler kendi istekleri ile tahtlarını, taçlarını kimseye teslim etmezler.

Halkımız, adaletsizliklere karşı koyarak, direne direne zafere ulaşacaktır…

Konfüçyüs der ki: “Yolunu değiştirmeden devam ettiğin sürece, ne kadar yavaş gittiğinin bir önemi yoktur…”

([email protected])

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.