Blog

  • Çanakkale geçilir

    Çanakkale geçilir

    Çanakkale geçilir

    Yarın 18 Mart. Deniz Zaferi.

    Deniz kuvvetleri komutanları, oramiraller içerde… Deniz kuvvetleri kurmay başkanlarından birini fuhuşçu-casus diye tutukladılar, birini suikastçı diye tutukladılar. Donanma komutanı istifa etti. Donanma kurmay başkanına 18 sene giydirdiler.

    Kuzey deniz saha komutanı.

    Hasdal’dan Silivri’ye.

    Güney deniz saha komutanı.

    Şimdilik Hasdal’da.

    Muharip gemilerin bağlı olduğu…

    Kuzey görev grup komutanı.

    Güney görev grup komutanı.

    Batı görev grup komutanı.

    Harp filo komutanı, hapiste.

    Denizaltı filo komutanı?

    E tabii.

    Bir savaş gemisi 3 senede inşa ediliyor; buna kumanda edecek subay 15 sene, komodor 20, amiral 25 senede yetişiyor. Donanmanın gözbebekleri, Oruçreis, Gelibolu, Yıldırım, Gökova, Gemlik, Yavuz, Gediz, Salihreis firkateynlerinin komutanları, benim değerli arkadaşlarım, Maltepe’de yatıyor.

    Milli gemi Milgem’i Milgem yapan en seçkin mühendis-subaylar, tersane komutanlarıyla beraber içerde.

    Gölcük, Aksaz, Foça, İskenderun deniz üssü komutanları içerde… Boğaz komutanı, içerde… Çıkarma gemileri komutanı da içerde, mayın gemilerinin komutanları da içerde.

    Sat’ları nerelerinden tutuklayacaklarını şaşırdılar… Kimisini casusluktan, kimisini suikastçılıktan, kimisini darbecilikten, kimisini fuhuşçuluktan içeri attılar. Kardeşim, kimdir bu başıboş zodyağın sahibi diye seslensen… Ya Hasdal’dadır, ya Hadımköy’de ya da Buca’da.

    Deniz harp okulu komutanı istifa etti, deniz lisesi komutanı tutuklu.

    Hukuk, karaya oturdu!

    Deniz Zaferi diye buna derim.

    Cümleten hayırlı zaferler dilerim.

    ileÇanakkale geçilir – Yılmaz ÖZDİL – Hürriyet.

  • Çin’e 4 milyar dolarlık doğaltaş ihraç edeceğiz…

    Çin’e 4 milyar dolarlık doğaltaş ihraç edeceğiz…

                                                          Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında özellikle doğaltaş ihracatında bir patlama yaşanıyor. Türk doğaltaş sektörünün 2012 yılında Çin’e 782 milyon dolarlık ihracat yapması ve Çin’den gelen yeni taleplerle bu ihracatın önümüzdeki yıllarda katlanarak artacağını gösteriyor. Ege Maden İhracatçıları Birliği Yönetim Kurul Başkanı Arslan Erdinç de yaptığı açıklamada “2013 yılının ocak-şubat döneminde Çin’e ihracatımız yüzde 15 ‘lik artışla 110 milyon doları geçti. Sektörün önüne engeller çıkarılmadığı takdirde yılsonuna kadar 1,2 milyar dolar ihracat rakamına ulaşabileceğiz” diyor.

                                                          Uzun zamandır Türk mermerlerinin Çin’de çok tercih edildiğini biliyoruz. Bu sektör her geçen yıl daha da önem kazanıyor. Çin’in Xiamen Uluslar arası Doğaltaş ve Teknolojileri Fuarı, ziyaretçi sayısı ve fuar alanı açısından İtalya’nın Verona Doğaltaş ve teknolojileri Fuarı’nı geride bırakmış bulunuyor. Bu fuara katılan Türk şirketlerinin de çok önemli siparişler alarak sektörde söz sahibi haline geldiklerini de belirtelim.

                                                          “ ÇİN BÜYÜK BİR PAZAR”

                                                          Ege Maden İhracatçıları Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Arslan Erdinç, Çin’in Türkiye için çok önemli bir Pazar haline geldiğine dikkat çekiyor ve şöyle söylüyor, kendisini dinleyelim:

                                                          “ Çin, tüm doğaltaş ithalatının yüzde yüzde 60’ını Xiamen Limanı’ndan gerçekleştiriyor. Amerika ve Avrupa’da yaşanan ekonomik durgunluk nedeniyle Çin, bizim için yegâne büyük Pazar konumuna geldi. Allah, Çin’e zeval vermesin. Türk mermerleri görünüm açısından güzelliği, sağlıklı ve kaliteli oluşundan dolayı Çinliler tarafından çok seviliyor ve tercih ediliyor. Çin, tüm inşaatlarının her türlü iç kaplamalarında Türk bej mermerlerini kullanıyor. Xiamen Uluslar arası Doğaltaş ve Teknolojileri Fuarı’na bu yıl 130 binin üzerinde ziyaretçi geldi. Dünyanın en büyük doğaltaş ihracatçısı olan Çin’e Türk doğaltaş sektörünün ihracatını artırabilmesi için Xiamen Uluslar arası Doğaltaş ve Teknolojileri Fuarı büyük öneme sahip. 2014 yılında daha fazla firma ile katılım için şimdiden hazırlıklara başladık. Çin dışında dünya genelinde gelişmekte olan pazarlarda fuar organizasyonları düzenlemek ve Türkiye’nin ihracatını artırmak için olağanüstü çalışmalarımız var.  “

                                                               Çin’den çok mal ithal ediyoruz. İhracatımız ise bunun yanında oldukça düşük kalıyor. Bu açığın kapatılması için yoğun bir çalışma yapmamız gerekiyor. Doğaltaş ihracatımızın artırılması hiç değilse bu açığı kapatamazsa bile makası daraltacaktır. Hatta Çinli yetkililer “Aradaki bu açığın Türkiye lehine kapatılması için biz de teşvik ediyoruz” diyorlar.

                                                               2023 HEDEFİ 7 MİLYAR DOLAR

                                                               Öyle görünüyor ki, doğaltaş ihracatımızda Çin önemli bir Pazar hale dönüşüyor. Bu nedenle bu pazarın iyi değerlendirilmesi gerekmektedir. Türk doğal taşlarını ülkelerine ithal etmek için Çinli heyetlerin bir gidiyor, diğerleri geliyor. Nitekim Arslan Erdinç ve ekibi de bunu fark etmişler. Erdinç, gelecek için de son derece umutlu konuşuyor ve şunları söylüyor:

                                                             “ Çin’de doğaltaş sektörü açısından bitmek bilmeyen bir kapasite var. İhraç ettiğimiz ürünlerin yüzde 95’i Çin’in iç piyasasında tüketiliyor. Çin’in Kuz<ey ve iç bölgelerinde Pekin, Tianjin, Harbin, Kumming, Urumchi çevresinde mermer ve inşaat sektörü için Çin Hükümeti’nin çok teşviki var. Çin’de milyonlarca insanların yaşayacağı yeni eko şehirler çok kısa sürede kuruluyor. Bu kentlerin imarında da gerçek ekolojik ürün olan Türk doğaltaşları yoğun olarak kullanılıyor. Türk madencilik sektörü 2012 yılında Çin’e 1 milyar 818 milyon dolarlık ihracat yaptı. Bu rakam, Türkiye’nin Çin’e yaptığı toplam ihracatın yüzde 63’ünü oluşturuyor. 2023 yılında Türk doğaltaş sektörünün Çin’e yapacağı doğaltaş ihracatının 4 milyar doları geçmesini, sektörün toplam ihracatının ise 7 milyar doları bulmasını bekliyoruz. “

                                                            YENİ FUARLARA KATILACAĞIZ

                                                             Şimdi bütün hedef, önemli bir Pazar haline gelen Çin’e daha fazla doğaltaş ihraç etmek olarak belirlenmiş. Konuyu bu açıdan değerlendirdiğimizde daha çok çalışılması, Pazar araştırılması yapılması ve açılan fuarlara daha güçlü biçimde katılmamız gerekiyor. Ege İhracatçı Birlikleri de bunun farkında ve çalışmalarını da bu çerçeve içinde yapıyor. Çin’e doğaltaş ihracatını daha da artırabilmek amacıyla 18-21 Haziran 2013 tarihinde Tianjin Doğaltaş Fuarı’na Türkiye Milli Katılım Organizasyonu’nu gerçekleştirmek için şimdiden çalışmalara başlamış bulunuyor.

                                                                            Ege İhracatçı Birlikleri’nin Türkiye Milli Katılım Organinazasyonu’nu gerçekleştirdiği Xiamen Uluslararası Doğaltaş ve Teknolojileri Fuarı’na 59 tanesi Milli Katılım Organizasyonu ile 100’ün üzerinde Türk firması katıldı. Türkiye’nin en önemli doğaltaş üretim merkezlerinden olan Burdur Valisi Nurettin Yılmaz ve Maden İşleri Genel Müdürü Mehmet Hamdi Yıldırım’da katılımcılar arasında yer almıştı.

  • THY ve MNG şoke oldu

    THY ve MNG şoke oldu

    Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, Türk Hava Yolları ile MNG Teknik A.Ş’nin teknisyen sınav yetkilerini iptal etti. SHGM’nin bu kararı almasında EASA’nın baskıları olduğu belirtildi.

    Türk Hava Yolları ile MNG Teknik A.Ş’nin teknisyen sınav yetkileri iptal edildi. EASA’nın uyarılarını dikkate alan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü bu kararı dün hem Türk Hava Yolları ve MNG Teknik A.Ş’ye bildirdi.

    Airporthaber’in edindiği bilgilere göre Sivil Havacılık Yasası gereği hiçbir temel eğitimi olmadan herkes teknisyen sınavına girebiliyordu. İşte bu durumu sakıncalı bulan EASA, temel eğitimi olmayanların sınava girmesinin engellenmesini istedi.

    Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü de EASA’ya uyarak temel eğitim Anadolu Üniversitesi hariç THY ve MNG’nin yetkilerini iptal etti.

    Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü’nden alınan bilgiye göre Türk Hava Yolları  ile MNG Teknik A.Ş temel eğitim verme yetkisi almaları halinde sınav yapma yetkisini yeniden elde edebilecekler.

    Öte yandan 4 yıllık sivil havacılık eğitimi veren üniversiteler de teknisyen lisans sınavı yapabilmek için gerekli şartları sağlamaları halinde bu hakka sahip olabilecekler.

    Kayseri ve Kocaeli Sivil Havacılık Yüksek okullarının bu sınavı yapmak için başvuruda bulunacakları B1 v B2 sınav yapma yetkisine sahip olacakları kaydediliyor. Kapadokya Sivil Havacılık Yüksek Okulu’nun da A sınıfı lisans sınavı yapabilmek için yetki başvurusunda bulunacağı belirtiliyor. Kapadokya Sivil Havacılık Yüksek Okulu 2 yıllık eğitim veriyor.

    THY A.O’nun Eğitim Başkanlığı Teknik Eğitim’in SHY Part 66 sınav yetkisi bulunuyor.

  • 14 bin çocuk Antalya’ya gelecek

    14 bin çocuk Antalya’ya gelecek

    Rusya Federasyon’una bağlı Çeçenistan’da, çeşitli sebeplerden dolayı yetim kalan 14 bin 200 çocuk bu yaz tatillerini Türkiye’de geçirecek. Çeçenistan lideri Ramazan Kadirov’un masraflarını karşılayacağı tatil için ise Antalya seçildi.

    72236Rusya Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı tarafından yapılan açıklamada, konuyla ilgili olarak tüm şirketlere açık bir ihale düzenleneceği belirtildi. Bunun için 421 milyon ruble (14 milyon dolar) bütçe ayrıldığı ifade edilirken, bakanlık sitesinde ihaleye katılmak için gerekli şartlara da yer aldı.

    Buna göre, çocukların bölgeye taşınması, 10 yaşından küçük Airbus marka uçaklarla gerçekleştirilecek.

    Ayrıca, dinlenme yerinin plajdan en fazla 200 metre uzakta ve kapalı havuza sahip olması gerekiyor. Bunların dışında, tatil için seçilecek komplekste; ibadet alanı, spor kompleksi ve 5 yıldızlı yemek verme kapasitesine sahip restoranın olması isteniyor.

    Nisan ayının ilk günü, kapalı zarf usulüyle gerçekleştirilecek olan ihalenin sonuçları, 8 Nisan tarihinde bakanlık tarafından kamuoyuna açıklanacak.

  • Sürekli Darbe Hali!

    Sürekli Darbe Hali!

    Sürekli Darbe Hali!

    Başlığa bakınca yazının konusunun bir Fransız filmi olduğunu düşünebilirsiniz. Ya da hüzünlü bir aşk şarkısı… İkisi de değil. Son günlerde süregelen başkanlık ve anayasa tartışmaları, Fransa’da 1964 yılında sosyalist lider Mitterrand’ın Charles de Gaulle’e yazdığı ünlü protesto mektubunu hatırlatıyor. Mektubun başlığı: Coup d’Etat Permanent, “Sürekli Darbe Hali”ydi…
    Başkanlık sistemi eleştirisi olarak dünya siyaset tarihine geçen bu metni ilgilenen internet ortamında bulabilir, ayrıntısına girmeyeceğim. Fakat AKP’nin önerdiği başkanlık sistemi bu haliyle kabul edilirse Türkiye’nin “sürekli darbe” halinde yaşayacağı kesin.

    ***
    Fransa’da cumhurbaşkanı 1962 referandumundan bu yana doğrudan seçiliyor. Cumhurbaşkanı, başbakanı doğrudan atama yetkisine sahip. Ancak Fransa’da parlamentonun hükümeti istifaya zorlama yetkisi var. Bunun için de cumhurbaşkanının, parlamentonun desteğini alacak bir başbakan ataması gerekiyor. Hükümet ve devlet başkanlarının farklı siyasi gruplardan olması durumunda “birlikte yaşama” denilen “kohabitasyon” söz konusu oluyor ve cumhurbaşkanının siyasi gücü büyük ölçüde sınırlanıyor.
    Fransa’da var diye oradaki yarı başkanlık sisteminin daha da ilerisinin bizde olması gerekmiyor. Ancak anlaşılan o ki, Büyük Ortadoğu Projesi bunu dayatıyor. “Kürt sorununun çözümü için başkanlık sistemi şart” algısı kafalara yerleştirilmek isteniyor.
    Soru şudur: Askeri darbelerden ağzı yanan bir toplum, bu kez süreklilik arz eden bir sivil darbe ortamında yaşamayı kabul eder mi?
    Açıkçası bunu pek olası bulmuyorum. Uyanıklık yapılıp referandumda Kürt sorununun çözümüyle birlikte sunulacak olsa bile milletin bu zokayı yutacağını sanmam. Haliç’teki aç balıklar bile Galata Köprüsü’nden atılan oltalara takılı her yeme kanmıyor.

    ***
    AKP Ar-Ge Başkanlığı, yarın 17 ilde “Başkanlık Sistemi” sempozyumları düzenliyor.
    Varyans Araştırma Şirketi’nin yürüttüğü anket sonuçlarına göre AKP’nin seçmen kitlesi dahil olmak üzere kamuoyu başkanlık sistemine sıcak bakmıyor. AKP seçmeninin yüzde 51.7’si başkanlık sistemi istemiyor.
    Geçen yıllarda AKP’nin üst kademelerinden Bülent Arınç ve dönemin Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin gibi isimler de parlamenter sistemin Türkiye’ye daha uygun olacağına yönelik açıklamalarda bulunmuşlardı.
    Anayasa Uzlaşma Komisyonu’ndaki süreç yavaş ilerliyor. Başbakan Erdoğan tepkisini “Uzlaşma olmazsa kendi anayasamızı hazırlar, referanduma götürürüz” diye dile getirdi.
    Buna karşılık AKP’nin çeşitli kademelerinden “başkanlık sisteminin olmazsa olmaz bir konu olmadığı” şeklinde açıklamalar geldiğini gördük.
    Pazarlık masasına önce kabul görmesi zor bir unsur sürülüp, sonra da geri çekilmesiyle “uzlaşmaya doğru bir adım atmış olma” havası yaratmak mıdır amaç?
    Ya da ölümü gösterip sıtmaya razı etme taktiği…
    Peki ama sen herkesi kör, âlemi sersem mi sanırsın?
    Hodri meydan!

  • MALTEPE UNIVERSITESINI VE UNIVERSITE YONETIMINI KUTLARIZ

    MALTEPE UNIVERSITESINI VE UNIVERSITE YONETIMINI KUTLARIZ

     MALTEPE UNIV

    Değerli dostlar,

    Ülkemizde çok güzel oluşumlar da var.

    Seyit Onbaşı’yı sırtındaki ağır yükle hangimiz anımsamaz?

    18 Mart Çanakkale Deniz Savaşları sırasında, Rumeli Mecidiye Tabyası’ndaki tek topun mermi kaldıran vinci bozulunca, Seyit Onbaşı 215 okkalık mermiyi üç kez kaldırarak namlunun ucuna sürmüş ve bu kahramanlığı ile Ocean gemisinin batmasına neden olmuştu.

    Seyit Onbaşı’nın  Maltepe Üniversitesi’ndeki heykelinin 18 Mart Pazartesi günü açılışı var. Açılış konuşmasını, üniversitenin kurucusu ve Rektörlük  Tf Danisma Kurulumuzun Uyesi  sayın Orhan Çekiç’ten rica etti.

    Sayın Çekiç’in 18 Mart programı çok yüklü. 

    Aynı gün Maltepe Üniversitesi’nde saat 10.00-12.00 arası bir “Belgesel Çanakkale Sunumu” yapacak.

    Bu ilginç ama sonrası çok daha ilginç:

    18 Mart 1915 günü Mehmetçik siperlerde ne yediyse, Pazartesi günü etkinliklere katılan tüm hocalara, öğrencilere ve üniversitenin çalışanlarına da bulgur çorbası, pilavı, hoşaf ve kuru ekmek sunulacak!

    Duygudaşlık yaratmanın en etkili gücü!

    Üniversite yönetimini bu akılcı ve duygu dolu davranışı nedeniyle kutlamak gerek.

    Sayın Çekiç’in 18 Mart etkinlikleri çerçevesindeki programı:

    16.03. Cumartesi: 13.00-14.00  Mustafa Kemal Derneği. Konu 

                                         “Çanakkale”.

    16.03. C.tesi: 16.00-18.00       Rumeli Tv canlı.   ” Ölümünün 

                                          78.yıldönümünde Türkçülüğün                                                                                 

                                          Kuramcısı  Prof. Yusuf  Akcura”                                     

    17.03. Pazar:  21.15.             TV 24 (Banttan).   “Dersim 

                                          Meselesi” 

    18.03. P.tesi:  09.30              Maltepe Üniversitesi Heykel 

                                          Açış Konuşması                                 

    18.03. P.tesi:  10.00-12.00     Mal. Üni. Reşit Galip Konferans

                                          Salonu: “BİR DESTANDIR 

                                          ÇANAKKALE.”   

    18.03. P.tesi:  17.00-18.00     TV8    Haberaktif Programı:

                                          (Bir yazar, “Kurtuluş Savaşı” 

                                          adını kullanmak doğru değil”  

                                          diyormuş. Ne deneceği  

                                           tartışılacak)

    18.03. P.tesi:  20.00             Barış Manço  Kültür Merkezi.   

                                         (Kadıköy Belediyesi’nin 

                                         davetiyle): 

                                         ” ÇANAKKALE…”

    Bu etkinlikler herkese açık…

    Dostlukla,

    Lâle Gürman

  • MENEMEN OLAYI ve ŞEHİT ASTEĞMEN KUBİLAY

    MENEMEN OLAYI ve ŞEHİT ASTEĞMEN KUBİLAY

    MENEMEN OLAYI ve ŞEHİT ASTEĞMEN KUBİLAY

    Dr. M. Galip Baysan
    23.12.12

    Tam 82 yıl önce, Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın kapanmasından beş gün sonra 23 Aralık 1930 günü, Nakşibendî tarikatı mensubu bir grup insan, Menemen’de gerici bir ayaklanma başlatmışlardır. Zaman zaman irticayı teşvik eden unsurlarca mümkün olduğu kadar göz ardı edilmeye, unutturulmaya çalışılan bu olay; Cumhuriyet döneminin en önemli irtica olayı kabul edilmelidir. Belki çapı o kadar büyük değildir, ancak böyle akıl dışı iddialarla ortaya çıkan 5-6 kişilik bir grubun yerli halk tarafından böylesine içten desteklenmesi düşündürücüdür ve fanatik dinci kesimin harekete geçtiği zaman neler yapabileceğinin en önemli göstergesidir. Bu nedenle çağımız Türkiye’sinde Laiklik, özgürlükler ve insan haklarına saygı duyan herkesin mutlaka bilmesi ve unutmaması gereken bir olaydır. Bu gün size biraz bu olaydan bahsetmek istiyoruz.

    Olayların temelinde Saltanat’tan Cumhuriyet dönemine geçiş ve Atatürk İnkılâpları olarak adlandırdığımız inkılâplara karşı, bu konularda tümüyle cahil halkın ve din adamlarıyla onların yanında bütün karşıt güçlerin yarattığı atmosfer bulunmaktadır. Serbest Cumhuriyet fırkası bu kesimler için bir umuttu. Onlara göre; tepeden inme bir şekilde halkın önüne konan zorlamalar, bu parti iktidara gelince değiştirilebilecekti.

    Mesela şapka kaldırılacak, kıyafet serbest bırakılacak,tekke ve zaviyeler, eski yazı, Hilafet, Şeyhülislamlık gibi kurumlar hatta saltanat tekrar geri gelebilecekti. Kadın erkek eşitliği ne demekti? Hiç kadınla erkek bir olur muydu? Kadının yeri evi ve çocukları olmalıydı ve kocasına itaat etmeli ve onu memnun etmeye çalışmalıydı. Böylece bozulan aile düzeni yeniden özlenen seviyeye getirilebilecekti. Serbest Fırka bu nedenlerle birkaç ay içinde çığ gibi büyüdü. Bu gelişmelerin ardından,
    Partinin kapatılma ihtimali belirince bazı tarikatlar bundan büyük rahatsızlık duydular.

    Yargılama sırasında olayın Nakşibendî Tarikatının lideri Şeyh Esat ve yandaşları tarafından planlandığı ve Manisa’da günler öncesinden hazırlanan Derviş Mehmet adında bir kişinin liderliğinde bir grup tarafından icra edildiği anlaşılmıştır. Bu grup, Şeyh Esat’ın Manisa’daki örgütlenmeyi yapan temsilcisi Laz İbrahim tarafından yönlendirilmekteydi. Dördünün ismi Mehmet (Muhammet), ikisinin ismi Hasan olan bu grup günlerce Manisa çevresindeki köylerinde, birlikte içki ve uyuşturucu âlemleri yaptıktan sonra yine hep birlikte 23 Aralık sabahı Menemen’e gelmiş ve saat 06:20de sabah namazı için Müftü camisindeki cemaatin arasına katılmışlardır.

    Burada bir not olarak şu hususu da eklemek isteriz : Aslında grup 7 kişi olarak
    yola çıkmıştı. Belirtildiğine göre bir de köpekleri varmış ve köpeğin de ismi Kıtmir imiş. Bu size ünlü dinsel “Yedi uyuyanlar” efsanesini hatırlatmıyor mu? Yedinci kişi Çakıroğlu Ramazan grupla birlikte gelmemiş, daha önce aralarından kaçarak ayrılmıştır. İfadeler Camiye gelinmeden önce çifter çifter esrarlı sigara içildiğini belirtmektedir.

    Namazdan hemen sonra Derviş Mehmet; mihraba asılı bir durumda olan ve üzerinde “La İlahe İllallah, inna fetehnake” ayeti yazılı yeşil bayrağı alarak kendisinin Mehdi olduğunu, arkasında 70.000 kişilik Halife Ordusu bulunduğunu, öğlene kadar bu bayrağın altında toplanmayanların kılıçtan geçirileceğini söylemiş ve bütün Müslümanları eylemlerine katılmaya davet etmiştir. Hep birlikte cami dışına çıkan grup yüksek sesle tekbir getirerek yürümeğe başlayınca, diğer camilerden çıkan ve işine giden pek çok insan ne olduğunu anlamak için toplanmaya başlamışlardır.
    Gelişmelerin olumsuz bir yöne doğru kaydığını gören bir Jandarma subayı, durumu Alay Komutanlığına bildirmiş ve Komutanlık o an eğitime gitmekte olan yedek subay, Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilay ve askerlerini şehre göndermiştir.

    Durumun pekiyi olmadığını gören Kubilay, gözdağı vermek için (mermileri olmadığından) askerlerine süngü taktırmış, hem halkı ve hem de askerlerini korumak istediğinden bizzat kendisi nümayiş yapan grupla temasa geçmiş ve onların yaptıklarının kanunsuz olduğunu, dağılmaları gerektiğini söylemiştir. O anda hiç beklenmedik bir çıkış yapan Derviş Mehmet silahını ateşleyerek Kubilay’ı vurmuştur. Yaralı Asteğmen acı içinde kendisini Caminin Musalla taşı arkasına atabilmiş ancak oraya yetişen asiler çılgınca haykırışlar ve tekbir sesleri arasında çantalarından çıkardıkları bir bağ bıçağının testereli kısmıyla Türk subayının başını kesip ayırmış ve bayrak sopası üzerine dikmişlerdir. Baş, bayrak direğinde durmayınca çevredeki bir dükkândan getirilen bir iple sıkıca bağlanmış ve kalabalık avuç avuç şehidin kanını içen, tekbir getiren kendisinin Mehdi olduğunu ve bu nedenle kendisine kurşun işlemeyeceğini iddia eden Derviş Mehmet’in peşinde dolaşmaya başlamıştır.

    Kalabalığın yaptıklarını gören Bekçi Hasan Kubilay’ı kurtarmak için ateş edip birini yaraladıysa da karşı ateşle O da ve hemen arkasından diğer bir bekçi Şevki de açılan ateşlerle şehit edilmişlerdir.

    Durumun ciddiyetini anlayan Alay komutanı gönderdiği silahlı birliklerle çevreyi kuşattı. İsyancılara teslim olmaları ihtarı yapıldı. Teslim olmayı reddeden, bana kurşun işlemez..korkmayın diye direnen Derviş Mehmet, açılan ateş sonucu yere serilen ilk insanlardan biri oldu. Bütün suçlular yakalandı ve dava ile ilgili görülen 105 sanık, General Mustafa Muğlalı Başkanlığında kurulan Sıkı Yönetim mahkemesinde yargılandı. Esat Hoca İstanbul’dan getirildi, 90 yaşındaydı. Yargılama sırasında öldü.

    Mahkemenin kararı 29 Ocak günü açıklandı. 36 kişi idam, 41 kişi çeşitli hapis cezalarına mahkûm edildiler, 40 kişi de beraat etti. TBMM yaşları küçük olduğu için 6 idam cezasını hapse, ikisini de 2 yıl hapse dönüştürdü. İdamların çoğu Kubilay’ın şehit edildiği yerde infaz edildi. Bir idamlık infaz anında firar etti. 15 gün kadar dağlarda saklandı. Yakalanınca o da Meneme’nde idam edildi.(Detaylı bilgi için bakınız; Kemal Üstün, Menemen Olayı ve Kubilay, Çağdaş Yayınları, İstanbul- 1977)

    Dinsel bağnazlık ve uyuşturucu karışımı ayinlerle kontrollerini kaybeden fanatik bir grubun isyan ederek askerlere ateş edip, Asteğmen Kubilay’ı önce yaralamaları, sonra da vahşice öldürmeleri daha sonra da iki Emniyet Mensubu görevlinin ard arda öldürülmeleri inanılması güç bir olaydı. Askerler Milli Mücadele döneminde de subaylara yönelik bu tip çılgın davranışlarla karşılaşmışlardı. Ancak cehaletten kaynaklanan bu tip dinsel fanatik davranışların gerilerde kaldığına inanılıyordu.

    Hele yeşil bir bayrak altında, tekbir sesleri arasında şehirde tur atan, cinayetler işleyen bu gruba yerli Halkın karşı çıkacak yerde sessiz kalması, hatta isyancıları destekler gibi görünerek onlara katılması Mustafa Kemal Paşa’yı ve Ordu mensuplarını çok üzmüştü. Mustafa Kemal Paşa Orduya hitaben olayı telin eden bir bildiri gönderdi. Kazım (Özalp) Paşa olayı ve Mustafa Kemal Paşa’nın reaksiyonunu şu sözlerle anlatmaktadır:

    Bu haber Ankara’da bir bomba tesiri yaptı. Derhal köşke çağrıldım. Mustafa Kemal Paşa görülmemiş şekilde kızgın, üzgün ve heyecanlıydı. Başvekil İsmet Paşa, Milli Müdafaa Vekili Zekai Bey (Apaydın) Ordu Müfettişi Fahrettin Paşa (Altay) da köşke geldiler. Mustafa Kemal Paşa çok sinirli bir durumda söze başladı: 

    • “Bu ne haldir, mürteciler hükümet meydanında ordunun subayını din adına boğazlayabiliyorlar. Binlerce Menemenliden kimse çıkıp mani olmuyor, bilakis tekbirle teşvik ediliyorlar. Yunan idaresi altındayken
      bu hainler neredeydiler?
      Onların namusunu ve dinini kurtaran Ordunun
      bir subayına reva gördükleri bu saldırının cezasını yalnız hain katiller değil, hepsi en ağır şekilde çekmelidir. Bu, Cumhuriyetin ve bizim başımızı kesmektir. Bundan bütün Menemen sorumludur.
      Bu kasaba da “Vilmodit”
      ilan edilmeye müstahak olmuştur. Fransızca olan “Ville Maudite” kelimesinin karşılığı cezalandırılmış şehirdir. Vilmodit kasaba demek,
      o kasabanın bütün halkı şehir
      dışına çıkarılır,
      aileler birer ikişer memleketin başka şehirlerine dağıtılır, tam boşaltılmış şehir tümüyle yakılır, bugünküveyarınki nesillere ibret olmak üzere hükümet meydanında büyük bir siyah taş, sütun olarak dikilir. Derhal harekete geçmeliyiz.”

    dedi. Vakit kazanmak ve havayı biraz yumuşatmak için “acaba ayrıntılı raporların gelmesini beklesek mi?” diye bir görüş ortaya attım. Aramızda bir-iki gün beklemeyi, Paşa’nın tepkisinin ne ölçüde değişebileceğini görmeyi uygun gördük. Ancak normal kanuni işleri hemen başlattık. Paşa bir daha “Vilmodit”ten bahsetmedi. Derviş Mehmet ve arkadaşları yakalandı., kurulan Divanı Harp’te mahkeme edilerek idam edildiler. Mustafa Kemal Paşa bu olayı hiçbir zaman unutmadı. Bir daha da çok parti denemesine girişmedi”. (Kazım Özalp, Atatürk’ten Anılar s.47-48,
    T. İş Bankası yay., Ankara-1992)

    Şehitlere Tanrıdan rahmet ve ülkemizde bir daha bu tip acı irticai olaylarla karşılaşılmamasını yürekten dileriz.

    (Bu yazıyı 4-5 yıl önce ilk yazdığımızda bu dilekte bulunduk ama Komutanlar ve sivil aydınlar aleyhinde bildiğimiz amaçlarla yapılan tutuklamalar ve karmakarışık yargılamalar bu ülkenin mürtecilerden daha çook çekeceğini göstermektedir.)

    ===========================================

    Dostlar,

    23 Aralık 1930, Cumhuriyetimiz daha 7 yaşında iken yaşanan çok hazin bir gerici kalkışmadır. Türk Devrim tarihinin bir kırılma tarihi ve olayıdır. Dr. M. Galip Baysan‘ın yukarıdaki makalesi özlü bir derlemedir..

    Kin ve nefret tutmayalım yeni kuşaklara aktarmayalım..
    Ama tarih bilincimizi de eksik etmeyelim..
    Gerekli önlemleri alalım ki, tarih acımaksızın yinelemesin..
    Unutmayalım; tarih aptallar için yinelemedir (tekerrür)..

    Kubilay’a, Tüm Devrim şehitlerine, başta önder Gazi Mustafa Kemal Paşa
    olmak üzere; minnet ve şükran dolu selam ve rahmet olsun..

    Atatürk’ün Anadolu Aydınlanma Devrimi’ni koruma kararlılığımızı da
    tüm dünya alem bilsin..

    Sevgi ve saygı ile.
    23.12.12, Ankara

    Dr. Ahmet Saltık

  • DÜNYANIN EN İYİ MANKENLERİNİ SERAP POLLARD GİYDİRECEK

    DÜNYANIN EN İYİ MANKENLERİNİ SERAP POLLARD GİYDİRECEK

     Serap Pollard

    Doğan Haber Ajansının haberine göre dünyanın ve İngiltere’nin en iyi mankenlerinin seçileceği Top Model World Wide ve Top Model UK yarışmasındaki adayları İngiltere’de yaşayan Türk modacı Serap Pollard giydirecek.
    12-13 Nisan akşamı Londra Hilton Metropol Hotel’de düzenlenecek Top Model Worldwide (Uluslararası Top Model) ve Top Model UK modellik yarışmasına katılan adaylar Serap Pollard imzası taşıyan kostümlerle yarışacak.

    Her iki yarışmada 40’ar adayın yarışacağı dünyanın en saygın top model yarışması için İngiltere’den diğer sekiz modacı ile birlikte çalışacak Serap Pollard, yarışma için özel bir koleksiyon hazırlayacak. Daha önce ekolojik ve geri dönüşümlü ürünlerden tasarladığı kostümlerle adını duyuran Türk modacı Pollard, Kastamonu’nun unutulmaya yüz tutan Selalmaz kumaşını Londra Moda Haftası’nda sunmuş ve büyük ilgi görmüştü. Londra’da yaşayan Türk modacı, böylesine büyük organizasyonda yer almaktan büyük mutluluk duyduğunu söylerken Türkiye’yi temsil etmekten de gurur duyduğunu belirtti.
    Son hazırladığı koleksiyonun doğa dostu bir proje olduğunun altını çizen Türk modacı kostümlerinde pamuk yerine bambuyu ağırlıklı olarak kullandığını söyledi. Serap Pollard, “Bambunun kolaylıkla doğaya dönüşebilir olması, çok sağlıklı ve ipeksi olması gibi bir çok özelliği var. Pamukla yarışabilecek ve gelecekte pamuğun yerini alabilecek bir ürün olduğunu düşünüyorum. Çünkü pamuktan yılda bir kez hasat alabilirsiniz; ancak bambuyu yılda birkaç kez toplayabilirsiniz. Ayrıca hızlı büyür ve sulamak gerekmez” diye konuştu.

    Koleksiyonunda bambu dışında yüzde yüz ipek kumaşlara da ağırlık verdiğini belirten Pollard, gelecekteki çalışmalarında sağlıklı yaşam ile giyimi birleştirmeyi hedeflediğini dile getirdi. Eskiden organik kostümlerin renkten veya modelden yoksun olduğunu ancak tasarladığı ürünlerinin hem doğal, hem organik ve hem de doğaya geri dönüşebilen özellikler taşıdığını vurgulayan Türk modacı, tasarımlarının bütün bu özellikleri taşırken aynı zamanda modern, moda renkler ile geniş bir yelpazeye sahip olduğunu belirtti. Pollard, modellere de bu ürünlerden tasarladığı kostümleri giydireceğini sözlerine ekledi. Uluslararası Top Model yarışmasında Türkiye’yi Nazlıcan Eleştekin temsil ediyor

  • Ünlü Hacker Grubu Ayyıldız Tim Hollanda’yı Hackledi

    Ünlü Hacker Grubu Ayyıldız Tim Hollanda’yı Hackledi

    Ayyıldız Tim

    HOLLANDA ÇOCUKLARIMIZA DOKUNMA !!!

    Hollanda Çocuklarımıza Dokunma uyarısı bulunan Ayyıldız Tim’in bıraktığı not şöyle;

    Hollanda Çocuklarımıza Dokunma !!! Haddini Aşma !!!
    Vatanımıza, Dinimize Karşı Kötü Fikirlere Sahip Olan
    Tüm Ülkelere Sanal Savaş Açılacaktır..!
    Biz Türk Devletleri Olarak Hep Birlikteyiz
    Kimseden Korkmayız Gerektiği Yerde
    Gereken Cevabı Veririz..!
    HOLLANDA HACKED…!!!

    AYYILDIZ TİM…

  • “Çanakkale Zaferi Türk tarihinde dönüm noktasıdır…”

    “Çanakkale Zaferi Türk tarihinde dönüm noktasıdır…”

    Çanakkale Zaferi’nin 98.yıldönümü nedeni ile bir açıklama yapan MHP Muğla İl Başkanı Mehmet Korkmaz, bu şanlı zaferin tarihimizde çok büyük bir anlamının olduğunu belirtip” Çanakkale Zaferi Türk tarihinde bir dönüm noktası olmuştur. Bugüne damgasını vuran aziz şehitlerimizi rahmetle ve minnetle anıyoruz” demiştir. Korkmaz’ın açıklaması şöyledir:

    Bugün, 18 Mart şehitler günü, aynı zamanda Çanakkale Zaferi’nin 98. yıldönümüdür. Bugünün, Türk tarihinde olduğu kadar Dünya tarihinde de bir dönüm noktası olmuştur. Millet olma bilincinin tohumları atılmış, Kurtuluş savaşının kazanılmasında da altyapı açılmıştır. “Çanakkale Geçilmez” anlayışı ile bir ulus şahlanmış, ordumuzu zafere taşıyan Mustafa Kemal Atatürk gerçeğini de ortaya koymuştur.

    1915 yılında havadan yağmur gibi yağan mermiler ve ağır bombardıman altında açlıkla, yoklukla ancak inançla mücadele eden bu vatan evlatları bugün barış ve huzur içinde zenginlikle yaşadığımız laik, demokratik Türkiye Cumhuriyeti’nin temellerini burada atmışlardır. Biz, bu kahraman evlatlarımızı hiçbir zaman unutmayacağız, unutturmayacağız.

    Bu cephede savaş veren isimsiz kahramanlarımız, vatanın her köşesinden Çanakkale’ye koşarken asla geri dönmeyi düşünmemişlerdir. “Ben size ölmeyi emrediyorum” diyen ulu önder Atatürk ‘ün önderliğinde vatan uğruna canları vermişler, bu güzel vatan topraklarını bize emanet etmişlerdir. Çanakkale Savaşları için şiir yazan İstiklal Marşı Şairimiz Mehmet Akif Ersoy’un da dizelerinde dile getirdiği gibi, Çanakkale Savaşları tarihe sığmayacak kadar da büyük ve önemlidir.

    Çanakkale Zaferi ve Şehitler Günü’nün bize verdiği dersler de vardır. Bu derslerden birisi, inançlı insanların en zor şartlarda bile aşılmaz gibi görünen dağların aşılabileceğini, geçilmez gibi görünen deryaların geçilebileceğini, bükülmez gibi görünen bileklerin bükülebileceğini göstermiş olmasıdır. Çanakkale Zaferi, Allah’ın yardımı, inanç ve damarlarımızdaki asil kanla kazanılmış bir zaferdir.

    Bu derslerden biri de, savaşların öldürme ve tahribattan başka bir şey olmadığıdır. İnsanlık, bu nedenle geçmişin hatalarından ders çıkarmalı, dünyanın çeşitli yerlerinde süren çatışmaların sonlandırılması için çaba göstermelidir. İnsanların hiçbir ayırım gözetmeden ve gelecek kaygısın duymadan huzur, sevgi, kardeşlik ve dostluk ve barış içinde yaşayabilecekleri bir dünyanın temelleri atılmalıdır.

    Bugün, ülkemizi kamplara ayırıp, kardeş kavgası çıkarmak isteyenler, Çanakkale Zaferi’ni çok iyi okumalıdırlar. Çanakkale’de bu toprak uğruna Türk, Kürt, Çerkez ayırımı yapılmadan, bu vatanın evlatları omuz omuza mücadele vermiş ve kutsal topraklarının korunmasını sağlamışlardır. 18 Mart Şehitler günü olarak andığımız Çanakkale savaşlarında eşi benzeri olmayan bir destan yazılmış ve 500 bin evladımız bu topraklarda şehitlik mertebesine ulaşmıştır.

    İnançla, dayanışma ile büyük bir özveri ile topraklarımıza giremeyen, ülkemizi bölüp parçalayamayan düşmanlarımız, bugün bu emellerini masa başında çeşitli entrikalarla yapmaya çalışıyorlar. Millet olarak bunları görmek, bu planları suya düşürmek bizlerin asil görevidir. Şehitlerimizin kemiklerini sızlatmamak, bu güzel vatanımızı koruyup kollamak, gerekirse yeni Çanakkale Zaferleri yazmak hepimiz için bir görev olmalıdır.

    Bu güzel vatanı bizlere emanet eden, bu uğurda canlarını seve seve feda eden ve sevdiklerinden bile ayrılmayı göze alarak kurtuluş mücadelesi veren, şehit düşen, gazilik mertebesine çıkan, vatan uğruna kahramanca savaşan bütün kahraman ecdadımızı rahmetle anıyor, mekânları cennet olsun diyorum.”

  • Beyazıt Katliamı

    Beyazıt Katliamı

    Beyazıt Katliamı
    Ölüm sessizliği… “Beyazıt komünistlere mezar olacak!” cümlesinin sonunu, gürültüsüyle gölgede bırakan kurşun yağmuru…
    577286_455834081156397_1744552695_n

    Bitiremediniz, bitiremeyeceksiniz!

    Tarih: 16 Mart 1978
    Yer: İstanbul Üniversitesi Beyazıt Kampüsü
    Saat: 13:30
    Tedirgin yüzler… Ölüm sessizliği… Sessizliğe karışan ayak sesleri…

    Bir haykırış bozar bu ölüm sessizliğini: “Beyazıt komünistlere mezar olacak!” ve cümlenin sonunu, gürültüsüyle gölgede bırakan kurşun yağmuru…

    Derken, o gün orada olanların bir daha asla unutamadıkları o patlama sesi…

    İşte böyle tarihe geçti bir katliam daha, an be an: Beyazıt Katliamı! Her katliam gibi öncesi ve sonrası da vardı elbette, yaşananlar bu vahşet anından ibaret değildi. Katliamdan 9 gün önce emniyet arşivine 7 Mart 1978 tarih, 1.D.2.12780 koduyla kaydedilen ve resmiyet kazanan istihbarata göre, Ülkü Ocakları’na bağlı bir grup öğrenci, 8 Mart günü İ.Ü. Beyazıt Kampüsü Amfi-1’de devrimci öğrencilere saldıracaklar ve bu saldırının ardından da devrimci öğrenciler okula gelmeye devam ederlerse, 8-10 gün içerisinde üzerlerine bomba atılacak.

    Tüm dünyada yükselen sınıf mücadelesi Türkiye’de de fabrikalarda, atölyelerde, üniversitelerde güçlü bir biçimde taraftar topluyordu. Buna karşıysa, devlet eliyle faşist güruhlar beslenmekte, devrimcilerin faaliyette bulundukları yerlerde provokasyonlarla görevlendirilmekteydiler. Beyazıt Kampüsü de bu yerlerdendi. Hiçbir provokasyona izin vermek istemeyen devrimci öğrenciler, 16 Mart`a kadar universiteden toplu sekilde çıkış yapmışlardı, fakat o gün işin rengi değişti. Çünkü bir istihbarat alınmıştı ve gereğinin yapılması gerekiyordu. Yapıldı da…

    Toplu çıkış yapan öğrencilerin her zaman çıktıkları kapıdan çıkmalarına izin verilmeyerek üzerlerine bomba atılacak olan kapıya yönlendirildiler .

    İşte şimdi oluştu tedirgin yüzler ve ölüm sessizliği. Farkındaydı devrimciler bir gariplik olduğunun, ama ne olabilirdi?

    Derken haykırdı o ses: “Beyazıt komünistlere mezar olacak!” ve karıştı silah sesleri bu haykırışa. Mermiler yağmaya başlamıştı devrimcilerin üzerine… Ardından da o patlama…

    Beyazıt Kampüsü’nde yedi devrimci öğrencinin öl(dürül)mesi ve onlarcasının yaralanmasıyla sonuçlanan bu patlamanın ardından polisler saldırıyı gerçekleştiren faşistlere doğru koşarken, amirleri Reşat Altay: “Durun! Durun, biz bu saldırı için haftalardır plan yapıyoruz mahvedeceksiniz her şeyi!” demiştir belki de içinden. Reşat Altay’ın “durun” emriyle kayıplara karıştı faşistler.

    Tarihe Beyazıt Katliamı diye geçen bu vahşetin ardından yıllraca süren yargılamalara ve bütün faillerin kimliklerinin bilinmesine rağmen sadece bir iki polisin disiplin cezası almasıyla kapandı dava. Yıllar sonra 1988’de tekrar açıldıysa da bu sefer de zaman aşımından düştü. Katiller, bulun(a)madı belki ama, failler mesleklerinde terfilerle ödüllendirildiler. Öğrencileri katliamın gerçekleşeceği kapıya yönlendiren ve katliamın gerçekleştiği sırada polislerine “durun” emri veren amir Reşat Altay, önce İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdür Yardımcılığı’na, ardından da Niğde Emniyet Müdürlüğü’ne ve en son Trabzon Emniyet Müdürlüğü’ne atandı. Fakat Reşat Altay ismi, tarihin tozlu sayfaları arasında kaybolmadı hiç. En son görev yeri olan Trabzon’da da bilgisi dahilinde bir katliam daha gerçekleşti: Hrant Dink cinayeti. Altay, Dink cinayeti sırasında da görev başındaydı.

    Beyazıt Katliamı ne ilkti ne de son. Ardından gelen Çorum, Maraş, Sivas, Gazi ve son olarak Roboski katliamlarında olduğu gibi devlet; polisiyle, askeriyle, yargısıyla tam bir örgütlülük içerisinde gerçekleştirdi bu katliamları.

    16 Mart sürüyor…
    Bugün gelinen noktada 16 Mart’ta bir vahşetle sahneye çıkan devlet terörü, bugün de sürmekte. Uzak değil 28 Kasım 2011 tarihine baktığımızda, Roboski köyünde otuzbeş köylü devletin askeri güçleri tarafından katledilmişlerdir. Yine 12 Mayıs 2010’da Muğla Üniversitesi’nde, faşist beslemeler Şerzan Kurt’u katletmişlerdir. Kurt’un katlinde de yine emniyetiyle, yargısıyla, beslediği faşist güruhlarla devlet karşımızdadır ve bu davada da Beyazıt Katliamı’nda olduğu gibi katledenler açığa çıkmadan dava kapanacaktır. Hrant Dink davası ve daha nicesinde olduğu gibi…

    Bir ölürüz, bin doğarız…
    Bizler olanca sınıf kinimizle, sınıf içerisinde ve üniversitelerde her türlü baskıya, sömürüye, antidemokratik uygulamalara ve devlet terörüne sesimizi yükselttikçe devlet de her seferinde kolluk güçlerini, sivil faşist beslemelerini karşımıza çıkaracaktır. Ya katlederek ya da geçtiğimiz sene içerisinde başvurduğu gibi siyasi operasyonlarla devrimci öğrencileri hapishanelere doldurma yöntemiyle çıkacaktır karşımıza (Geçtiğimiz sene içerisinde düzenlenen operasyonlarla birlikte KCK, terör örgütü üyeliği gibi “suçlamalarla”, bugün 500’ü aşkın öğrenci hapishanelerde tutsaktır).

    Ancak yıllardır aynı yolu izleyen devlet; aynı katliam, baskı, gözaltı, tutuklama gibi tasfiye araçlarını kullanırsa kullansın, bizler, Devrimci Proleter Gençlik olarak bu faşist devlet terörüne asla boyun eğmeyeceğiz ve tüm bu katliamların hesabını sormak için örgütlenmeye, kitlelerle buluşmaya devam edeceğiz!

    [DPG’nin 4. sayısından alınmıştır]

  • YENİ ANAYASA

    YENİ ANAYASA

    Yargıtay Onursal Cumhuriyet Başsavcısı Sabih Kanadoğlu’nun Yeni Anayasa konusundaki görüşleri:

    602156_354242828013560_979482033_n

    1.Bu meclis dört yıl için yasama yetkisi almıştır.

    2.Meclis üyeleri mevcut anayasaya sadakat yemini etmiştir.

    3.1. ve 2. Maddede belirtilen nedenlerle bu meclisin bir yeni anayasa yapma yetkisi yoktur.

    4.Yeni bir anayasa yapma şartları oluşturmak için,

    a.Evvela halkın yeni bir anayasa isteyip istemediği referanduma sunulur.

    b.Nitelikli çoğunlukla kabul edildiği takdirde barajsız bir seçimle bir kurucu meclis oluşturulur.

    c.Bu kurucu meclisin hazırlayacağı yeni anayasa taslağı yeniden referanduma sunulur.

    YAYILMASINA YARDIMCI OLUNUZ EĞER ÜLKENİZİ SEVİYOR VE KORUMAK İSTİYORSANIZ !!!

  • Köpekler Hakkında Herşey

    Köpekler Hakkında Herşey

    “Bu toplumun bu uykudan uyanması için çok şiddetli bir kalk borusu gerekli”…
    Ben bir barınak yöneticisiyim. Sizlere bir barınağın arka planında olan bitenleri anlatmak istiyorum. Umarım bu sesi duyarsınız..

    Öncelikle, siz üreticiler ve satıcılar… Hepiniz bir tek gün olsun bir barınakta çalışmalısınız. Belki o gözlerdeki kederli, acı dolu, hüzünlü ifadeyi görürseniz, tanımadığınız ve hiç tanımayacağınız insanlar için köpek üretmekten ve satmaktan vazgeçersiniz.

    Az önce sattığınız şu küçük şirin köpek yavrusu var ya… Büyüyüp de artık “küçük şirin köpek yavrusu” olmadığında büyük olasılıkla benim barınağıma düşecek yolu… Peki, bir barınağa bırakılan bir köpeğin % 90 olasılıkla o barınaktan yürüyerek çıkmadığını biliyor musunuz? İster safkan olsun, ister olmasın… İster sahibi tarafından terkedilmiş olsun, ister başıboş olsun.. Barınağıma gelen köpeklerin en az yarısı safkan köpekler…

    En çok duyduğum bahane; “Taşınıyoruz ve köpeğimizi (ya da kedimizi) yeni evimize götürmemiz mümkün değil.” Öyle mi gerçekten? Ya da “Büyüdüğünde bu kadar iri olacağını bilmiyorduk, kocaman oldu”. Bir Alman Çoban Köpeğinin ne kadar olmasını bekliyordunuz ki? “Ona fazla zaman ayıramıyoruz” Öyle mi? Ben günde 10-12 saat çalışıyorum ve 6 köpeğime de zaman ayırabiliyorum, isteyince mümkün bu… “Bahçeyi birbirine katıyor”. Onu evinize alıp ailenizin bir parçası yapmayı denediniz mi hiç? Köpeklerini bana bırakırken hep söyledikleri de; “Biz ona yeni bir yuva bulmakla uğraşamıyoruz, ama eminiz ki barınakta birileri onu sahiplenecektir, çünkü o çok iyi bir köpek”

    Hayır… Büyük olasılıkla köpeğiniz barınaktayken yeni bir yuva bulamayacak.

    Bir barınakta yaşamanın ne kadar zor ve gerilimli olduğunu bilir misiniz?

    Anlatayım size isterseniz…
    Siz köpeğinizi barınağa bıraktıktan sonra yuva bulmak için en fazla 72 saat zamanı vardır. Eğer barınakta yeterince boş yer varsa ya da köpeğiniz sağlıklı kalmayı başarırsa bu süre belki birkaç gün daha uzayabilir. Eğer üşütür ve nezle olursa oracıkta ölüverir.

    Köpeğiniz, havlayan ve ağlayan 25 diğer hayvanla birlikte daracık bir bölmeye tıkıştırılacaktır. Son derece depresif olacak ve kendisini terkeden aileyi düşünerek durmadan ağlayacaktır.

    Eğer köpeğiniz şanslıysa, o gün barınağa köpekleri gezdirmek için yeteri kadar gönüllü insan gelir. Eğer yeteri kadar gönüllü gelmezse, köpeğiniz hiç kimsenin ilgisini ve dikkatini çekecek şansı bulamaz, kimse onun için bir şey yapamaz. Kapısının altından uzatılan bir kap yiyeceği ya da kocaman bir vakumlu hortumla atıklarının temizlenmesini saymazsak tabii…

    Eğer köpeğiniz iri ve sert ırklardansa (Pitbull, Rottweiller, Mastiff vb), neredeyse barınaktan içeri girdiği anda ölmüştür zaten… Bu cins köpekler asla yeni bir yuva bulamazlar.. Ne kadar “şirin”, “akıllı” ya da “iyi huylu” olurlarsa olsunlar, farketmez.

    Eğer barınak doluysa ve köpeğiniz ilk 72 saatte yuvalandırılamadıysa, yeni geleceklere yer açmak için köpeğiniz imha edilir. Eğer barınakta yeteri kadar boş yer varsa ve köpeğiniz talep gören ırklardan birindense, imha süresi birkaç gün daha ertelenir.

    Çoğu köpek birkaç gün içinde yaşadığı bölmeyi aşırı koruyucu tavır geliştirir ve takındığı saldırgan tutum nedeniyle imha edilir. En masum, uysal ve sakin köpekler bile bu tavrı geliştirirler.

    Köpeğinizin bu engelleri aştığını varsaysak bile, kulübesinden dışarı çıkmadığı için birkaç günde öksürmeye başlayacak ya da üst solunum yolu enfeksiyonuna yakalanacaktır. Barınakların her köpek için tedavi sağlayacak bir bütçeleri yoktur, bu nedenle hastalanan köpeğinizin imha edilmesi kaçınılmazdır.

    Size köpeğinizin barınakta nasıl uyutulacağını da anlatmamı ister misiniz?
    Önce, köpeğiniz kafesinden tasmayla alınacak. Sevinerek kuyruğunu sallamaya başlayacak, çünkü gezmeye götürüldüğünü sanacak. O “oda”nın kapısına geldiğinde içeri girmek istemeyecek ve deliye dönecek.
    Ölümün kokusu mu var, bilmiyorum. Orada yitip giden ruhları mı hissediyorlar, bilmiyorum. Ama orada benim anlayamadığım bir şey var, ve istisnasız her köpek o kapıdan içeri girmemek için inanılmaz bir direnç gösterir.

    Köpeğiniz önce bağlanacak. Ne kadar güçlü olduğuna bağlı olarak, 1 ya da 2 veteriner teknisyeni tarafından sıkıca tutulacak. Sonra ötenazi teknisyeni ya da veteriner işleme başlayacak. Ön ayakta bir toplardamar bulacak ve öldürücü dozda bir pembe sıvıyı damara enjekte edecek.
    Umarım köpeğiniz bağlı olduğu için panikleyip aniden bacağını çekmez. Ani hareketlerde bacağı delip geçen iğneler gördüm ben… Fışkıran kandan kıpkırmızıya boyanan duvarlar gördüm. Kulakları sağır edecek çaresiz çığlıklar duydum. Hepsi hemen oracıkta “tatlı bir uykuya dalmaz”, bazen bir süre kasılırlar ve solukları kesilir, nefes almaya çalışırlar ve kendi üzerlerine dışkılarlar.

    Herşey sona erdiğinde, köpeğinizin cesedi, barınağın arkasında çöp gibi toplanmayı bekleyen diğer köpeklerin cesetleri üzerine istiflenir, tıpkı yakacak odunlar gibi.
    Sonra ne olur dersiniz? Yakılır mı? Çöpe mi atılır? Başka evcil hayvanlar için mamaya mi dönüştürülür?
    Bilemezsiniz, hatta hayal bile edemezsiniz. Zaten bilmek de istemezsiniz.
    Nasılsa o sadece bir hayvandı. Hem istediğiniz zaman yenisini alabilirsiniz, öyle değil mi?
    Umarım bunları okurken gözleriniz yuvalarından fırlıyordur ve umarım benim her gün tanık olduklarımı gözünüzde canlandırıyorsunuzdur.

    İşimden nefret ediyorum. İşimin ve barınakların hala var olmak zorunda oluşundan nefret ediyorum. Sizler değişmedikçe barınakların var olmaya devam edecekleri gerçeğinden nefret ediyorum. Etkilediğiniz hayatların, sadece barınağa atıp gittiğiniz zavallı bir köpeğin hayatından ibaret olmadığını bilmiyor oluşunuzdan nefret ediyorum.
    Her yıl sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde barınaklarda 11 milyon hayvan ölüyor ve bunu sadece siz durdurabilirsiniz. Her bir canı kurtarabilmek için elimden gelenin fazlasını yapıyorum, ancak barınaklar tıka basa dolu, ve her gün yeni hayvanlar gelmeye devam ediyor.

    Söyleyeceğim şeye LÜTFEN kulak verin:
    BARINAKLARDAKİ KÖPEKLER ÖLÜYORKEN KÖPEK SATIN ALMAYIN.
    KÖPEĞİNİZE EŞ ARAMAYIN, KÖPEĞİNİZİ ÇİFTLEŞTİRMEYİN.
    “BİR KEZ OLSUN ANNELİĞİ / BABALIĞI YAŞASIN” DEMEYİN. KÖPEKLERDE ANNELİK / BABALIK DUYGUSU İNSANLARDAKİ GİBİ DEĞİLDİR, AİLE KAVRAMI YOKTUR. DİŞİ KÖPEKLER, BÜYÜDÜĞÜ ZAMAN YAVRULARINI TANIMAZLAR BİLE… ERKEKLER İSE HİÇ BİR ZAMAN YAVRUSUNU BİLMEZ.
    KISIRLAŞTIRILMAMIŞ HER BİR KÖPEK, 6 YILDA 67.000 KÖPEĞİN DOĞUMUNA NEDEN OLUR, BUNU UNUTMAYIN.
    KAÇINILMAZ SONLARI BARINAKLARDA ÖLMEK OLAN YAVRULARIN DOĞMALARINA İZİN VERMEYİN.
    “DOĞACAK YAVRULARIN HEPSİNİ DE SAHİPLENECEK GÜVENİLİR İNSANLAR BULDUM” DİYORSANIZ TEKRAR DÜŞÜNÜN. 6 AY SONRA GİDİP BAKTIĞINIZDA ARTIK O “GÜVENİLİR” KİŞİLERDE OLMADIKLARINI GÖRECEKSİNİZ, BUNDAN EMİN OLUN…
    İsterseniz benden nefret edin. Ama gerçeği değiştiremezsiniz ve gerçek her zaman acıdır.
    Belki bunu okuyanlar içinde köpeğini çiftleştirmek isteyen, köpeğini barınağa vermeyi düşünen, ya da köpek satın almaya niyetli bir tek kişinin olsun fikrini değiştirebilirim.
    Belki bunu okuyan bir kişi bir barınağa gider, “bir yazı okudum ve bir köpeği kurtarmaya geldim” der.

  • Kız Babası Olmak

    Kız Babası Olmak

    6699_499335173458924_446332504_n

    0 yaşında

    Baba :

    Ne kadar da güzel. Şimdi bu küçücük şey benim kızım mı…¿

    Gözleri de bana ne kadar çok benziyor…

    Kızı :

    Bu gözlerini benden hiç ayirmayan adam babam olsa gerek…

    5 yaşında

    Baba :

    Prensesim benim, güzel kızım…

    Söyle bakalım baban sana ne alsın…¿

    Kızı :

    En çok babamı seviyorum…

    Babam, niye annemle uyuyor…¿

    Hep benimle uyusun, başkasını sevmesin…

    10 yaşında

    Baba :

    Gittikçe yaramaz oluyor, kime çekti bu kız…¿

    Kızı :

    Ben babama aşığım…

    Büyüyünce babam gibi erkekle evlenecegim…

    Babam bu ay harçlığımı arttırır mı…¿

    15 yaşında

    Baba :

    Ne kadar da çabuk büyüdü…

    Eve de gittikçe geç kalmaya basladı, bu gidişle başına kötü bir şey gelecek… Sanırım daha sert konuşmalıyım…

    Kızı :

    Babam yüzünden arkadaşlarımla istediğim kadar vakit geçiremiyorum…

    Bana baskı uygulamasından nefret ediyorum…

    Ne zaman özgür olacağım…¿

    20 yaşında

    Baba :

    Artık sözümü dinlemiyor, benden giderek uzaklaşıyor…

    Kendi parasını da kazanmaya basladı ya, bana ihtiyacı kalmadı tabii.

    Uzun zamandır tatlı bir-iki laf geçmedi aramızda zaten…

    Evi de sürekli erkekler arıyor. Galiba kızım elden gidiyor…

    Kızı :

    Her dediğime alınıyor, beni bir türlü anlamıyor…

    Hele geçen gün giydiğim mini eteğe karışmasına ne demeli…¿

    Evden ayrılıp, kendi hayatımı kurmalıyım…

    Çocuk muamelesi görmekten bıktım artık!…

    25 yaşında

    Baba :

    Bir gün bunun olacağını biliyordum…

    İşte evleniyor…

    Zaten aramız eskisi gibi değildi…

    Şimdi bir de kocası var…

    Prensesim beni terkediyor…

    Kızı :

    Böyle bir günde bile o mutsuz ifadeyi takınmasının ne lüzumu var ki…¿

    Biliyorum, onu bir türlü içine sindiremedi. Bu yüzden yapıyor…

    Kendi hayalindeki damat degil ya!…

    Sanki birlikte yaşayacak olan o…

    30 yaşında

    Baba :

    Çok az görüşüyoruz. Daha sık biraraya gelsek ne iyi olur…

    Hem torunlarımı da özlüyorum…

    Kendi arkadaş çevrelerinden fırsat bulup da bize gelemiyorlar ki…

    Kızı :

    Babamları da çok ihmal ediyorum galiba…

    Yine telefonda çok üzgün geldi sesi…

    Haftasonu onlara süpriz yapmak en iyisi…

    40 yaşında

    Baba :

    Kızım, benim entellektüel düzeyimi yeterli bulmuyor…

    Ona göre çağın gerisinde düşünüyormuşum…

    Oysa küçükken derslerine hep ben yardım ederdim…

    Anlayamadığı bütün problemleri bana sorardı…

    Şimdi beni beğenmiyor…

    Bir daha onunla asla politik tartışmalara girmeyecegim…

    Kızı :

    Babam giderek daha da çocuk gibi davranıyor…

    Sürekli bir şeylerden yakınıyor…

    Gerçi son zamanlarda sağlığı da iyi değil ama…

    Ya ona bir şey olursa…¿

    Zaten hiçbir zaman dilediği gibi bir evlat da olamadım…

    45 yaşında

    Baba :

    Kızımın mutlu bir yuvası olması ne güzel…

    Gözüm arkada gitmeyecegim. Her şeyi kendi başardı…

    Onunla gurur duyuyorum…

    Kızı :

    Babam için çok endişeleniyorum. Onu kaybetmeye hazır değilim…

    İlaçlarını da hep ihmal ediyor zaten…

    Allah’ım onu benden alma!

    50 yaşında

    Baba :

    Dünyada mutlu kal kızım !…

    Kızı :

    Seni çok özleyecegim ve arayacağım babacığım…

    Şimdi ben kime danışacağım, kim yardım edecek bana…¿

    Ne olur gittiğin yerde çok mutlu ol…

    Ve hep yanımda olduğunu hissettir,

    Ne bileyim ben, arada sırada işaretler yolla mesela…

    Ah babacığım! Sensiz nasıl yaşayacağım…¿

    55 yaşında

    Kadın :

    Sen gideli, seni daha iyi anlıyorum babacığım…

    Keşke seni hiç üzmeseydim demeyeceğim,

    Çünkü “keşke”lerin hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini biliyorum….

    Yine de beni duyuyorsan, lütfen seni

    üzdüğüm her gün için çok ama çok pişman olduğumu bil olur mu.

  • Washington’da gizli toplantı!

    Washington’da gizli toplantı!

    ANKA

    150320131401555450684_2Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İsrail Başbakanı Bünyamin Netanyahu ve ABD Başkanı Barack Obama’nın Washington’da 3’lü bir toplantıda yapacakları öne sürüldü.

    Filistinli haftalık “El Minar” dergisi, İsrailli, Amerikan ve Türk liderlerinin 3’lü bir toplantının düzenleyeceğini ve her üç tarafın menfaatlerini temin konusunu görüşeceklerini savundu.

    Derginin savlarını yansıtan İranlı Farsa Haber Ajansı’nın “Böyle bir toplantının düzenlenmesi, Erdoğan’ın Ankara’yla Tel Aviv arasındaki gizli temasları ve geniş koordinasyon girişimlerini gizli tutma yönündeki çabalarını ortadan kaldıracaktır” iddiasını dile getirdikten sonra şöyle devam etti:

    “Habere göre, bu toplantının düzenlenmesiyle Türk ve İsrailli yetkililerin bir süre yaşadıkları sahte gerginliklerin ardından görüştükleri de açığa çıkmış olacak. Halbuki Erdoğan bugüne kadar Siyonist İsrail’le gerginlik konusunu Arap toplumlara nüfuz edebilmek için kullandı. Bir taraftan da Filistin ve Suriye başta olmak üzere Arap ümmetine karşı terör komplolarına katılmakta.”

  • Satılık İmparatorluk / Lozan ve Osmanlı’nın Reddedilen Mirası

    Satılık İmparatorluk / Lozan ve Osmanlı’nın Reddedilen Mirası

    satilik_imparatorluk_kapakOnlar sanıyorlar ki, biz sussak mesele kalmayacak. Halbuki biz sussak, tarih susmayacak. Tarih sussa, hakikat susmayacak Sezai Karakoç Lozan ve Osmanlı’nın Reddedilen Mirası Osmanlı Devleti’nin parçalanması birkaç ay içerisinde gerçekleşti ve 1918 yılı Ekim ayının son günü artık Osmanlı’sız bir dünya haritası vardı. Bununla da bitmedi… Önce Saltanat, sonra Halifelik, İngiliz dayatması daha doğrusu oyunu yüzünden birer hamlede kaldırıldı. 1925’te toplumun kılık kıyafeti değiştirildi. Maksat, yeni bir insan vücuda getirmekti. 1928’de bu defa alfabesi (yazısı) elden gitti Osmanlı’nın. Mahir İz’in dediği gibi maksat “maziden alakayı kesmek”ti. 1932’de ezan Türkçeleştirildi. Tüm bunları boşalan camileri satmak veya kiralamak, yıkmak veya arsasını ele geçirip partinin kodamanlarına peşkeş çekmek üzere iç etme adımı takip etti. Velhasıl, Lozan süreciyle birlikte Osmanlı satılığa çıkarılmıştı. Yalnız antika eşyaları, camileri, medreseleri değil; Ayasofya’sı dahil pek çok maddi ve manevi varlığı satıldı. Kime peki ve neden? Elinizdeki kitap, Osmanlı mirasının neden ve nasıl satıldığını ve bir cihan imparatorluğunun cihangirlik sevdasından vazgeçmiş varisi tarafından nasıl hoyratça yok edildiğini gösteriyor. Varis ne kadar unutmak isterse istesin, enkazdan artakalanlar mutlaka bir yerden başlarını uzatıp seslerini duyuracaklardı. Mustafa Armağan, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişte ve sonrasında yaşananları ele alarak tarihle yeniden hesaplaşıyor: SATILIK İMPARATORLUK…

    Satılık İmparatorluk / Lozan ve Osmanlı’nın Reddedilen Mirası
    Mustafa Armağan
    • Dizi: Mustafa Armağan Kitaplığı
    • İlk Baskı Tarihi: Mart 2013
    • ISBN: 978-605-08-0853-7
    • Sayfa Sayısı: 296
    • Barkod:9786050808537
    • Ebat: 13,5 X 21
    • Baskı Sayısı: 1
    • Fiyatı: 16 TL

    ileSatılık İmparatorluk / Lozan ve Osmanlı’nın Reddedilen Mirası – Mustafa Armağan | Timaş Yayınları.

  • PKK istiyor, AKP Hükümeti yerine getiriyor…

    PKK istiyor, AKP Hükümeti yerine getiriyor…

                                                 Şimdi herkes birbirine şu soruyu yöneltiyor:

                                                  “ 30 yıldır silahlı mücadele veren ve kana doymayan bir terör örgütü var. Bu örgütün silah bırakması, huzur ortamına kavuşmamız hepimizin isteğidir. Ancak, (Piknik yapmak için dağa çıkmadık) diyen ve birçok isteği olan bu örgüt niye durup dururken birdenbire silah bırakıp, pes etme noktasına geldi? Ne oldu da bu gelişmeler oluyor? Kapalı kapılar ardında bir pazarlık mı var? Bu örgüt birçok vaat almadan böyle bir adını niye atsın?”

                                                     Bugüne kadar bu sorulara resmi ağızlardan açıklık getirilmedi. Ancak, ortaya çıkan İmralı tutanakları ve sızan bazı haberlerden, PKK’nın isteklerinin de AKP Hükümeti tarafından kabul edilerek hayata geçirileceği görülüyor. Yapılacak olanlar ve atılacak adımlar süreç içinde millete hazmettirilmeye çalışılacak.

                                                    BUNLAR TESADÜF OLABİLİR Mİ?

                                                     Hiç kuşkusuz, barış ortamın sağlanması, huzur içinde yaşamanın bir takım koşulları olacaktır. Ancak, bunların üniter yapımızı bozmaması, geleceğimizi tehdit etmemesi, anayasamızla oynanmaması ile gerçekleşmelidir. Yapılanlara baktığımızda, bugünkü hükümetin ülkeyi ve milletimizi bölmeye götürecek adımlar atmaya hazırlandığını görüyoruz.

                                                     Kuzey Irak’ta, PKK’nın elinde tutuklu bulunan bazı kamu görevlilerini serbest bırakmasından hemen sonra KCK tutuklusu 23 kişinin serbest bırakılması acaba ne ile izah edilebilir, anlamakta güçlük çekiyoruz.

                                                      Yine hiç zaman kaybedilmeden, AKP tarafından anayasadan 3 madde ile birlikte Atatürk milliyetçiliğinin çıkarılması konusunda bir adımın atılması ne ile millete anlatılabilir? Meclis Anayasa Uzlaşma Komisyonu’nun AKP’li üyelerinin anayasanın değiştirilemez maddelerinin yeniden düzenlenmesi formülü üzerinde bir çalışma başlatmaları sanırız tesadüf değildir. İmralı ile yapılan görüşmelerde varılan bazı anlaşmaların bu şekilde hayat bulmaya çalışılacağı da açık biçimde anlaşılıyor.

                                                       TÜRK MİLLETİNE KURULAN TUZAK

                                                       Şu açıkça ortaya çıkmaktadır:

                                                        “Atatürk milliyetçiliğine bağlı” ifadesinin anayasadan çıkarılması gündemdedir. Yetmedi, “Devletin dili Türkçe’dir” ifadesinin yerine “Resmi dil Türkçe’dir”, olarak değiştirilmesine çalışılıyor. Yine yetmedi, “ Türk devlet,” ifadesinin yerine “Türkiye Devleti”nin monte edilmesi gündemde bulunuyor. Türk milletine bir tuzak kurulmaktadır.

                                                        Lafı fazla uzatmanın anlamı yoktur. AKP Hükümeti, Türklüğü yok etme projesini PKK ile yapılan anlaşma ile yok etmeye çalışmaktadır. Ortaya çıkan İmralı belgeleri ve yapılmakta olanlara bakacak olursak bu gerçeği bütün çıplaklığı ile görmüş oluyoruz. Bunun karşısında duranlar, buna karşı çıkanlar da “sürece zarar veren, provokatörler” olarak gösteriliyor. Millete korku ve endişe enjekte ediliyor. Dışişleri Bakanı Davutoğlu bile öğrencilere “ Bu süreçte başarılı olamazsak bizi lime lime eder, parçalara bölerler” demedi mi?

                                                                    Türkülüğün varlığı, manevi değerleri, adı, bayrağı, çıkarları ayaklar altına alınmak isteniliyor. Atatürk milliyetçiliği yıkılmak ve silinmek isteniliyor. Vatan ve millet sevgisi, sevdası yok ediliyor. Çünkü terör örgütü PKK ile yapılan müzakerelerde bu konular ele alınmış, bugünkü noktaya da bu şekilde gelinmiş olduğu izlenimini ediniyoruz.

                                                                   PKK’LILAR BARIŞ GÜVERCİNİ OLDU

                                                                    Bu yazdıklarımız ve saydıklarımızla mı kalınacak? Hayır. Önümüzdeki süreçte daha nelere şahit olacağız, nelerle karşılaşacağız göreceğiz. Başbakan Erdoğan konu ile ilgili olarak önceleri yaptığı açıklamada “Kamuoyu her şeyi yapıldıkça görecek ve öğrenecek” demedi mi?

                                                                     Yıllardır cinayet işleyen, kan kusturan, Türkiye’yi uçurumun kenarına getiren kanlı terör örgütü PKK ile yapılması gereken mücadele bir kenara bırakılmış, bu terör örgütü ve uzantıları bugün adeta “barış güvercini” konumuna getirilmişlerdir. PKK’lılar da, onların siyasi uzantıları da bugün şov yapmakta, milletimizle alay etmektedirler. Bugünleri de görüyoruz.

                                                                     AKP-BDP koalisyonunun Öcalan’ın isteklerini yerine getirmek amacı ile bir koalisyon kurulmuştur. Bu koalisyon, başkanlık sistemini Meclis’ten çıkarıp, referanduma götürülmesi konusunda da anlaşmış görünüyor. Çünkü medyaya sızan İmralı tutanaklarında Öcalan “Başkanlık sistemini destekleyeceğiz” diyor.