Blog

  • Saakaşvili’de böyle yapmıştı!

    Saakaşvili’de böyle yapmıştı!

    Saakaşvili’de böyle yapmıştı!

    Saakaşvil, Amerika’da CIA’nın eğitiminden geçirilerek, Gürcistan’a, Kadife devrim ile devlet başkanı yapılmıştı.

    Amerikancılıkta öyle hızlıydı ki, kısa zamanda, Amerika adına Rusya ile çatışma konumuna ulaştı.

    Amerika ona “hadi yavrum” dedi.

    Oda, Rusya’nın arka bahçesi olan Güney Osetya’ya saldırdı.

    Saldırıdan önce, Amerika Saakaşvili’ye yeterli güvence verdi. Gizli istihbaratçı gönderdi. Bin iki yüz kişi olan bu savaşçı istihbaratçılar, Saakaşvili’nin fazla bir işine yaramadı. Onları sadece kendi halkına karşı kullandı.

    Uzatmayalım, Rusya Saakaşvili’ye bir tokat attı, Saakaşvili canını zor kurtardı.

    Putin ‘Yakalarsam şeyinden asarım’ dedi.

    Şimdi muhalefette, çırpınıyor ki tekrar iktidar olsun.

    Bu kısa hikâye Amerikancı tüm hükümet veya devlet başkanlarının, başına şu veya bu şekilde geldi.

    Saakaşvili’nin tek iyi geçinmesi gereken komşusu, Rusya idi.

    Varlığı Rusya’ya çok önemli bir şekilde bağlıydı. 300 bin Gürcü Rusya’da lokantacılık yapıyor, Gürcistan’a gelir getiriyordu. Enerji temin ediyor, geçimini Rusya bağlı sürdürüyordu.

    Türkiye’nin kavgasız olduğu tek komşusu da Gürcistan’dır.

    Amerikan hizmetkârlığı sayesinde, Suriye ve İran’ı kaybettik.

    Eğer mümkün olursa, Suriye’nin kuzeyinde oluşan Kürt bölgesine, Açılım sayesinde, PKK’lıları göndereceğiz, Suriye’nin bölünmesinden biz de, PKK sayesinde, pay alacağız.

    Dün Amerikan Hava Kuvvetleri üyesi Orgeneral Breedlove, Türkiye’ye Patriotlar yetmez, koridor açılması için uçak müdahalesi yapmamız gerekir dedi.(Koridor; Kuzey Suriye’de PYD’nin hüküm sürdüğü bölge)

    ABD, yılardır giremediği Karadeniz’e, AKP Hükümetinin oluru ile tatbikat yapacak.

    Amerika yapacağını yapmış ve Rusya ile Türkiye’yi karşı karşıya getirmiştir.

    Yıllardır Türkiye’nin Rusya ve İran’dan enerji almaması için her şeyi yapan ABD, Rusya ile Türkiye’yi böylece karşı kaşıya getirmiş olacak.

    Zaten Suriye meselesinin, aslında, BOP gereği Kürt meselesi olduğu ta başından belliydi.

    Anlayacağınız, ülkemizin geldiği durum; Gürcistan’ın Osetya’ya saldırmadan önceki konumuna çok benziyor.

    Tek bir fark var; o da Gürcistan yerine figüran olarak Türkiye var.

    Dış ve iç savaşlar, birbirini takip eden, ya da eş zamanlı olarak devam eden olaylardır.

    Osmanlının yıkılışını da gözümüzün önüne getirirsek.

    İngiliz Sterlini ile hareketlendirilmiş, irticai guruplar, etnik çatışmalar ve Birinci Dünya savaşı. Bu savaş aslında Osmanlıyı paylaşma savaşıdır.

    İran, Suriye ve Rusya’yı ülkemize düşman ederseniz, Amerika’nın Kara Deniz’e çıkması, çıkarılması mukadder olur.

    İran, Suriye ve Rusya’nın Türkiye’ye savaş açtığı koşullarda, İsrail ve Türkiye beraber olacaklar. Şimdilerde sürdürülen askeri işbirliğinin nedeni de budur.

    Koridor savaşı başlarsa, kendimizi aniden çok beklenmedik bir konumda bulacağız.

    Jone Kerry’nin, her ay bir kere, Türkiye’ye gelmesi; olağan dışı bir durumun hazırlanmakta olduğunu işaret ediyor.

    Amerika’nın hazırladığı savaş şartları şimdilik böyle görünüyor.

    Amerika’nın, Türkiye üzerinden sürdürdüğü, Çin ve Rusya’ya düşmanlığının, ara operasyonları yapılmaktadır.

    AKP iktidarı, dış operasyonlar ile iktidara geldi.

    Gidişinin de iç ve dış savaş olacağı, ortaya çıkan işaretlerden anlaşılmaktadır.

    Türk halkının tek yapacağı iş; acilen bu iktidardan kurtulmasıdır.

  • Türkiye Cumhuriyeti’ni Bitirme Planı

    Türkiye Cumhuriyeti’ni Bitirme Planı

    “AKİL” BASKIN ORAN: “ÖZERKLİK VERİLMEZSE CESET PARÇALARI ÜZERİMİZE GELİR!

    ÖZERKLİK SADECE KÜRTLERİN YAŞADIĞI BİR YERDE OLMASIN. TÜM TÜRKİYE ÖZERK YAPILARA AYRILMALI”

    559710_597486060261411_1405707968_n

    Türkiye Küçük Millet Meclisi (TKMM)’nin çağrısıyla sivil toplum kuruluşları ve siyasi parti temsilcileri İzmir’de Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde Akil İnsanlar Heyeti’nden Baskın Oran’la bir araya geldi.

    Baskin Oran: “Eğer bu süreç biterse bu ülkeyi tarihinde hiç olmadığı kadar büyük bir felaket bekliyor. Kürtler bu süreci en çok destekleyen kesim. Yapılan araştırmalara göre, yüzde 82 oranında bir destekten söz ediliyor. Son olarak orada görev yapan Akil İnsanlar heyetindeki arkadaşlarımızın bildirimlerine göre bu oran yüzde 90’lara çıkmış durumda. Eğer bir kez daha bu süreçte Kürtler umutlarını, güvenlerini kaybederlerse Türkiye bir felakete sürüklenir. Her gün AVM’lerden, alışveriş merkezlerinden ceset parçaları üzerimize gelir, kana bulanırız”

    ‘HÜKÜMET DEMOKRATİK ADIMLARI HIZLANDIRMALI’

    ‘Süreçle ilgili kaygılarınız olduğunu söylediniz. Bunu biraz açar mısınız? Ne tür kaygılarınız var’ şeklindeki başka bir soruya ise, “Eğer PKK Türkiye’den çekilirse ve arkasından hemen radikal demokratik bir süreç başlamazsa güven kırılması yüzünden PKK’nin içinden marjinal gruplar çıkabilir. Şuan tek merkezden yönetilen bir örgüt varken, o süreçte 10 farklı örgütle karşı karşıya kalabiliriz. Yine bunda en önemli görev hükümete düşüyor. Örgüt Türkiye’den çıkar çıkmaz seri şekilde demokratik süreci başlatmalı. Aksi bir durumda yine güven sarsılması olacağı için yeniden çatışmalar başlayabilir” şeklinde konuştu.

    ‘TÜM TÜRKİYE ÖZERK YAPIYA KAVUŞMALI’

    Özerklikle ilgili bir soruya ise, “Özerklik sadece Kürtlerin yaşadığı bir yerde olmasın. Tüm Türkiye özerk yapılara ayrılmalı. Yani İzmir’deki sorunu İzmirliler çözebilmeli. Meclisleri olmalı. Bu diğer bölgeler içinde geçerli. Zaten sadece Kürtlere özerklik verilmesi yeni bir sorun da yaratabilir. Kürtlere verilen haklardan yararlanamayan başka kesimler bu kez sorun çıkartabilir. Bu nedenle Türkiye’nin topyekun demokratikleşmesi gerekmektedir. Bu süreç başarıyla yürürse bundan tüm Türkiye kazançlı çıkar, aksi durumda tüm Türkiye zarar görür” diye cevaplayarak, bu sürece tüm kesimlerin destek vermesi gerektiğini ifade etti.

  • Dürüstlük ve Mustafa Kemal

    Dürüstlük ve Mustafa Kemal

    BİR DÜRÜSTLÜK ABİDESİ
    MUSTAFA KEMAL PAŞA

    Siyasi arenada tozun dumana karıştığı, yanlışlarla doğruların sarmaş dolaş ilerlediği günler yaşıyoruz. Atatürk ve arkadaşlarının bin bir zorlukla kurduğu, Türk ulusunu geçen 90 yıllık bir sürede içinde, kendi Ulemasının cehalet ve bilgisizliği yüzünden içine düşürüldüğü ümitsiz, ezik ve geri durumdan kurtaran; çağdaş, demokratik ve Laik düzenin yeniden temelinden sarsıldığını gördüğümüz için, siyasilere ve bu değişimi destekleyenlere karşı kızgın ve küskünüz. Aynı amacı güdenlerin İnkılâpları yapan ve teminatı kabul edilen Türk Ordusuna karşı yapılan maksatlı saldırıları dikkatle ve nefretle izliyoruz. Gerçeklerin görülmemesi için gözler bağlanıyor, duyulmaması için kulaklar tıkanıyor. Böyle günlerde toplumlara genellikle bir panik havası hâkim olur. Bizse herkese soğukkanlı olmalarını ve kimsenin yasaların emrettiği çizgiden sapmadan mücadelelerine öyle gizli kapaklı örgütlerle değil, açıkça devam etmelerini tavsiye ederiz. Hele Atatürk sevgisi ile dolu olup, çağdaş İnkılâplara bağlı olanlar, Atatürkün benzer konulardaki tutum ve davranışlarını çok iyi bilmelidirler. Onun en değer verdiği konuların başında Yasalar geliyordu. Yasaların üstünlüğü ve yasalara saygı onun temel ilkelerinden biriydi.
    Belki dikkati çekmez, ancak genellikle askerler bir toplum içinde yasalara en fazla değer veren unsurlardır. Bunun en önemli nedeni, askerliğin temellerinden biri olan “Disiplin” anlayışıdır. Tanım olarak disiplin; kanunlara, nizamlara, emirlere mutlak bir itaat, ast’ın üst’ün hukukuna riayet etmek demektir.(1) Yani askerlikte her şeyden önce yasalar, emirler, hak, hukuk gelir ve askerlerin buna itirazsız, kesin itaati beklenir. Türk Ordusunun Dünya Orduları arasında üstün bir yer edinmesinin en büyük nedeni, ordumuzdaki bu disiplin anlayışıydı. Anlayışıydı dememizin nedeni; radikal sağ iktidarın uyguladığı ağır baskı ve dayanaksız olduğu artık herkes tarafından anlaşılan, tamamen özel olarak seçilip görevlendirilen polis-savcı ve hâkimler tarafından uygulanan tutuklamalar nedeni ile artık öyle olduğunu iddia etmek imkânının kalmamış olduğunu tahmin etmemizdir.
    İşte Erzurum’da, daha sonra Sivas’ta ve Ankara’da her türlü maddi olanaksızlıklar içinde, yani en kötü durumda bile askerler yasaların üstün tutulması gerektiğinin en güzel örneklerini vermişlerdir. Erzurum’da bekleyip Mustafa kemal Paşa ekibine katılan, eski Bitlis Valisi Mazhar Müfit Kansu, Erzurum’dan itibaren Mustafa Kemal ve arkadaşlarının özel mali işler sorumlusu olmuştur. Grubun bütçesini, maddi ihtiyaçlarını temin etmekten o sorumludur. Yalnız Erzurum Kongresi sırasında elindeki sınırlı bütçe tükenmiştir. Bir yerden para bulmak lazımdır. Hatta Temsil Heyeti seçilmişse de, seçilen Heyetin Sivas’a gidecek parası kalmamıştır.
    Radikal Dinci örgütler; Milli Mücadele dönemiyle ilgili olarak Halife- Padişah Vahdettin Efendiyi ihanet ithamlarından kurtarmak için “bir sandık altın” hikâyesi uydurmuşlar ve bu yalanı kendi gazeteleri ve TV. lerinde sanki gerçekmiş gibi tekrarlamaktan büyük keyif almaktadırlar. Zaman zaman bu yalan pervasızca bazı taraflı köşe yazarları tarafından da tekrarlanmaktadır. Mesela daha birkaç yıl önce Sabah Gazetesinde kendisine kocaman bir köşe tahsis edilmiş olan ve Atatürk’e ADAM şeklinde hitap edilmesine destek veren (31.2.2008 Sabah Gazetesi) Nazlı Ilıcak Mustafa Kemal Paşaya verilen 40.000 altından bahsediyor ve Milli Mücadelenin bu para ile başlatıldığını iddia ediyordu. Merak ediyorum acaba gerçekleri öğrendikleri zaman bu gibi iddia sahipleri utanma hissi duyabilecekler midirler?
    Mustafa Kemal Paşa, Dokuzuncu Ordu Müfettişi olarak 17 kişilik karargâhı ile İstanbul’dan ayrılırken üç aylık ödeneklerini de almışlardı. ( Her halde bahsettikleri para bu olsa gerek, minik maaşlar, resmi yolluk ve yevmiyeler) . Genellikle böyle Görev alan herkes, her şeyden önce geride bıraktığı aile fertlerinin geçimini düşünür ve zaruri masraflar dışında maaşın büyük bir kısmı ailelerine bırakırlar. Bu nedenle alınan ödenekler kısa zamanda tükendiğinden Amasya’dan Erzurum’a geliş, Mustafa Kemal’in tüm askerlik hayatı boyunca biriktirdiği paradan arta kalan 800 liranın harcanmasıyla sağlanabilmişti.(2) Mustafa Kemal Paşa’nın para ile başının hoş olmadığı öteden beri bilinen bir husustur. İstanbul’dan ayrılmadan önce, savaş meydanlarında maaşıyla biriktirebildiği parasının tümüne yakın bir kısmını (3000 lira) ticaretle çoğaltmayı teklif eden uyanık bir vatandaşa kaptırması(3) bu konuda onu iyice güçsüz bırakmıştı.
    Erzurum’da kongre yapabilmek için ihtiyaç duyulan parayı temin etmek amacıyla Mazhar Müfit bölgedeki resmi bankalardan 1000 lira borç alınmasını teklif eder ve aralarında şu ilginç konuşma geçer;
    — Parayı nasıl alacaksın?
    — Çok kolay sizin istediğinizi söyleyeceğim. Sizin borç olarak istediğinizi söyleyeceğim hemen verecekler.
    — Hangi sıfatla borç isteyeceksin?
    — Ordu Müfettişi sıfatı ile. Buralarda size 1.000 lira vermeyecek kurum tanımıyorum.
    — Biliyorsunuz ben bu görevden alındım. İstifa edince Paşalığımda kalmadı. Ben de sizler gibiyim ve yasalar önünde hiçbir hakkım yok. Vazgeçiniz.
    Mazhar Müfit Mustafa Kemal’in çekilen bütün sıkıntılara rağmen yakınlarının bölgedeki bankalardan borç alma teklifini kesinlikle ret ettiğini gururla belirtmektedir.(4) Erzurum’da kritik günler yaşanmaktadır. İstanbul Hükümeti İşgal Gücü Komutanlarının tavsiyesi ile Mustafa Kemal ve arkadaşlarının kontrol altına alınıp İstanbul’a gönderilmesi amacıyla Erzurum Valisini değiştirmiştir. Mustafa Kemal Paşaya, davaya bağlı olmasında şüphe edilen Erzurum’un yeni valisi Reşit Paşa’nın Trabzon’dan gelirken “icap ederse Kop dağında temizlenmesi” teklifi yapılır. Bu teklife sinirlenen Mustafa kemal bu teklifi yapan Rize temsilcisi Hoca Necati Bey’e şu anlamlı cevabı verecektir.
    “Hocam ne diyorsun, haydutlar gibi yol kesip adam mı vuracağız. Bu memlekette hükümsüz vatandaş öldürülemez. Vatandaş ancak mahkeme kararıyla cezalandırılır. Devlet adamının böyle düşünmesi lazımdır.”(5)
    Kongrede alınan bölgesel kararların Sivas’ta yapılacak kongrede bütün ülke için genelleştirilmesi lazımdır. Bunun için Temsil Heyeti ve Mustafa Kemal mevcut zorlukları aşarak Sivas’a doğru yola çıkmak istemektedirler. Sıkıntıların başında yolları kesen çeteler, İstanbul’a bağlı resmi kurumların muhalefeti ve maddi güçsüzlük vardır. Bu sıkıntı içinde para sorununu yaşlı bir askerin olağanüstü fedakârlığı çözecektir. Olayı Kongrenin hazırlayıcılarından biri olan Cevat Dursun oğlu şöyle açıklamaktadır:
    “O gün Mustafa Kemal Paşa’nın yanından gelen Kazım (Dirik), arkadaşlara Paşa’nın yola çıkmasını sağlamak için bizim para temin etmek vazifemiz olduğunu hatırlattı. Hiç birimizde de para yoktu. Hepimiz kutilayemut (ölmeyecek kadar) yaşayabiliyorduk. Paşa’ya hiç olmazsa bin lira kadar bir para temin etmeliydik. İlk tedbir olarak çoluk çocuğumuzun ziynet eşyasına başvurmayı hatırladık… Heyeti faale azasından emekli Binbaşı Süleyman Bey Hızır gibi imdadımıza yetişti. Süleyman Bey “Çocuklar benim tasarruf edilmiş dokuz yüz liram var. Altmışını geçmiş bir adamım. Allahın rızasından, milletin selametinden başka hiç bir dileğim yok. Bu parayı size veririm. Fakat bu parayı verdiğimizi ne Paşa ne de başkası bilmeyecek. İleride Müdafai Hukuk’un parası olursa verirsiniz., olmazsa helal olsun” dedi. Hepimizin gözleri yaşarmıştı. Yüz lira da aramızda toplayarak bin lira yaptık ve Kazım Bey vasıtasıyla Paşa’ya ulaştırdık.”(6)
    Yollarını kesecek çetelerle ilgili aldıkları karar çok düşündürücüdür. Bir avuç insan Sivas yolu üzerinde kendilerini önlemeye çalışacak eşkıya ve çetelerle vuruşarak geçeceklerdir. Hayatta kalan Sivasa ulaşan oraya gelenlerle Kongreyi başlatacaklardır.
    Özetle belirtmek gerekirse Mustafa Kemal Paşa Radikal Dinci kesim yazarlarının iddia etmeye çalıştıkları gibi, ne kanunsuzluklara ne de kendine ve yakınlarına bir zaman imkân vermemiş, yaşadığı dönemin Dünyasının ve Türk tarihinin ender liderlerinden biridir.

    DİPNOTLAR:

    (1) İsmet Polat can, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanun ve Yönetmeliği, Askeri Ceza Kanunu Md. 13, s.30 (İstanbul 1984)
    (2) Alptekin Müderris oğlu, Kurtuluş Savaşı Mali Kaynakları, s.156 (Yapı Kredi Bankası, İkinci Baskı, İstanbul–1981)
    (3) Falih Rıfkı Atay, Mustafa Kemal’in Mütareke Defteri, s.50–54 (Kültür Bakanlığı, Ankara–1981)
    (4) Mazhar Müfid Kansu: Erzurum’dan Ölümüne Kadar Atatürk’le Beraber-I, s.172–173 (TTK, Ankara–1988)
    (5) Cevat Dursun oğlu: Milli Mücadelede Erzurum s.117–118 (Ankara–1946)
    (6) Cevat Dursun oğlu, s.137–138; A. Müderris oğlu, s.158

    Dr. M. Galip Baysan

  • Sosyal medyanın başarısı geri adım attırdı…

    Sosyal medyanın başarısı geri adım attırdı…

                                               Sağlık Bakanlığı’nın genelgesi ile bazı kuruluşların başındaki TC. İbaresinin kaldırılması çalışmaları, yine Sağlık Bakanlığı tarafından yapılan bir açıklama ile durduruldu. Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, konu ile ilgili yaptığı açıklamada “Artık bu iş bitti” diyerek geri adım attıklarını duyurdu. Yine aynı şekilde Ziraat Bankası’nın önündeki TC.’nin kaldırılması konusu da yine sosyal medyadaki tepkiler nedeni ile yarım bırakıldı.
                                                AKP Hükümeti tarafından başlatılan “barış süreci” aslında yine hükümet tarafından yapılan akıl almaz uygulamalarla zarar uğratılmıştır. Hükümet olanlar bir yandan “Süreç işlesin, sabote edilmesin” endişesi taşıyor. Diğer yandan bilerek veya bilmeyerek süreci kendileri sabote ediyorlar. Böylesine kritik bir dönemeçte, bazı kurum ve kuruluşların başından TC. nin çıkarılmaya çalışılması ne ile izah edilebilir?
                                                  BUNUN NERESİ İYİ NİYET?


                                                  AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, yaptığı açıklamada bu uygulamayı savunmaya kalkıyor. Çelik “İyi niyetle yapılan bazı uygulamaları bile istismar ediyorlar” diyor.
                                                 Türk, Türkiye, Atatürk adına tahammül edemeyenlerin, bazı kurum ve kuruluşların başındaki TC.’yi yok etmeye çalışmaları nasıl oluyor da iyi niyet olabiliyor? Siz kalkıyorsunuz, Türkiye Cumhuriyeti’ni yok ediyor, ortadan kaldırmaya çalışıyorsunuz, kamuoyu buna tepki gösterdiğinde “İyi niyetle yapılan çalışma” diyebiliyorsunuz. Hiç kimse kusura bakmasın ama Hüseyin Çelik bu milletle adeta alay etmeye çalışıyor. Milleti hiçbir şeyi bilmiyor, enayi yerine koyuyor. Türkiye Cumhuriyeti’ni yok etmenin neresi iyi niyetli bir çalışmadır biz bunu anlayamadık?
    AB’den Sorumlu Bakan Egemen Bağış bile, bu konuda yaptığı açıklamada “Asla TC.’yi sile gibi bir niyetimiz yok. Bunlar fitnecilerin iftiralarıdır” diyor. Göz göre göre yapılan uygulamaları yok saymak bir Bakana yakışır mı? 

                                                      SOSYAL MEDYANIN BAŞARISI
                                                      Biz, asıl konumuza dönelim:
                                                      Hükümet kanadı, aslında TC.’yi bazı kurum ve kuruluşlardan kaldırarak kamuoyunun tepkisini ölçmeye kalkışmıştır. Ancak, tepkilerin bir anda yağmur gibi yağmaya başlaması doğrusunu söylemek gerekirse, Hükümet kanadına geri adım attırmıştır. Öncelikle bunu böyle okuyalım.
    Sosyal medya, Hükümeti sallamıştır. 10 gün içinde sosyal medyada isimlerinin başına TC. İbaresini koyarak tepki yağdıranların sayısının 10 milyonu bulduğu söyleniyor. Çok önemsenmesi gereken bir rakamla karşı karşıya bulunuyoruz. Demek ki millet uyumuyor. Demek ki, millet Türkülüğüne, Türkiye’ye, Cumhuriyet’e, Atatürk’e sahip çıkıyor. Bundan sonra da çıkmaya devam edeceğinin mesajını veriyor. 
                                                      Buradaki inceliğe de değinelim:
                                                     Sosyal medyada ayaklanan, tepki gösteren bu insanlar dikkat edin sokağa çıkmamışlardır. Vurup, döküp, kırmamışlardır. Devletin güvenlik güçleri ile karşı karıya gelip çatışmamıştır. Ellerine suç olabilecek hiçbir alet almamış, suca yönelik hiçbir hareketin içinde de girmemişlerdir. Sadece tepkilerini isimlerinin başına TC. İbaresini koyarak yansıtmışlardır. 
                                                     HALKIN İRADESİ BUDUR
                                                      İşte, sıkça duyduğumuz “Halkın iradesine güvenelim” sözü sosyal medyada ses vermiştir. Halkın iradesi sosyal medyada yansımıştır. Eğer, gerçek anlamda halkın iradesine önem veriyorsak, saygı duyuyorsak, şapkalarımızı çıkarıp önümüze koyarak, bunu bir kez daha düşünelim.
                                                      Milletin sessizliği, beklemesi yanlış değerlendirilmemelidir. Bu millet, nerede, ne zaman ne yapması gerektiğine çok iyi karar veren bir millettir. Geçmişe baktığımızda bunun örneklerini çok görürüz. 10m günde 10 milyon kişinin sosyal medyada örgütlenmesi demek, bu milletin uykuda olmadığının bir göstergesidir.
                                                     Bu noktada sessiz çoğunluk, sesini sandığa yansıtacak demektir. Sosyal medyadaki bu başarı, bu mesaj ve ses bunun yansımasıdır. Kaldı ki bunun sadece bir başlangıç olduğunu düşünüyoruz. Bu ses iyi kulak vermek, bu mesajı da iyi okumak gerekiyor.

  • KKTC’nin İngiltere kampanyası Rumları çıldırttı

    KKTC’nin İngiltere kampanyası Rumları çıldırttı

    Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin (KKTC), İngiltere’de başlattığı reklam kampanyası Kıbrıslı Rumlarda büyük rahatsızlık yarattı.

    73409Rum basını; kampanyanın, Rum Turizm Örgütü, turizm acenteleri ve otelcilerin işini daha zorlaştırdığını yazdı. KKTC Turizm Bakanlığı Müsteşarı Şahap Aşıkoğlu ise, “Rumlar ne derse desin, ne yaparsa yapsın, kampanyamız büyüyerek devam edecek” dedi.

    Rum Turizm Örgütü’nün yabancı turizm acenteleriyle yoğun temas halinde olduğu bildirilirken, Aşıkoğlu, “Rumların kampanyayı engelleme çabaları sonuçsuz kalacak” dedi.

    Simerini gazetesi Rum Otelciler Birliği yetkililerinin, “Kuzey Kıbrıs, Güney’deki ekonomik durumu yararına kullanmak istiyor” ifadelerine yer verirken,  Alithia gazetesi, “Euro bölgesine dahil olmama temelinde sahte devletin İngiltere’deki kampanyası” başlığıyla verdiği haberde, Rum turizmcilerin durumu tersine çevirmek için çaba sarfettiğini yazdı.

    2012’de 660 bin turistin geldiği Kuzey Kıbrıs’ta, 2013 hedefi 850-900 bin turist. 19 bin yatak kapasitesinin 30 bine çıkması planlanıyor. Rum Kesimi’ne ise yılda 2.5 milyon turist gidiyor.

  • Mossad sitesindeki şok Türkiye analizi haberi

    Mossad sitesindeki şok Türkiye analizi haberi

    İsrail’in gizli örgütü Mossad’ın sitesi DEBKA’da çıkan bir analiz özürün perde arkasıyla ilgili yenilip yutulmayacak iddialar barındırıyor.

    36328

    İNTERNETHABER (ÖZEL İÇERİK)- İsrail Mavi Marmara baskınıyla ilgili yapılan bir analiz yenilir yutulur cinsten değil. Analiz, İsrail’in gizli örgütü MOSSAD’ın web sitesi olarak bilinen DEBKA’da çıktı.

    İsrail’in Türkiye’den özür dilemesinin perde arkasını aktaran analiz yazıda, Türk ordusu için yapılan bir yorum var ki dikkate değer.

    SARSICI SATIRLAR

    Sitede çıkan yazıda Türkiye’nin çok zor durumda olduğu iddia ediliyor ve Obama’nın bu sebeple araya girerek ‘zorla” özür dilettiği iddiasına yer veriliyor. Özellikle TSK konusunda yapılan bir yorum var ki “Türk ordusunun İsrail’e muhtaç olduğu” iddiasını barındırıyor.

    *Türk Ordusu, İsrail’in teknik desteği olmadan sınır ötesi operasyonel imkanlarını büyük ölçüde yitirmiş durumdaydı.

    *ABD; Suriye’ye dönük ortak operasyon için İsrail Başbakanı’na zorla özür diletti.

    *Böylece Obama, önümüzdeki dönemde ABD önderliğinde yapılacak bir Türkiye-İsrail-Ürdün ortak operasyonunun önündeki engeli kaldırmış oldu…”

    İşte “Türkiye’nin çaresizce işbirliği içinde olma isteğine bu 4 neden yüzünden çanak tuttu” denilerek sunulan 4 neden;

    1- Türk Silahlı Kuvvetleri İsrail’in askeri teknolojisine ağır şekilde muhtaç. Türkiye şu anki modern askeri yapısının belkemiğini de bu sayede oluşturdu. Aynı zamanda American Boeing Awacs uçakları satışı için önemli bir ortaklık.

    Türkiye bu uçaklara yalnızca Suriye’de olan bitenleri izlemek için değil, aynı zamanda İran’ın balistik misillerine karşı savunma yapabilmek için de ihtiyaç duyuyor. Awacs olmadan, Amerika tarafından Kürecik’e yerleştirilen ultra radar sistem kısmen işlevsel. Kürecik’in gücü, Ankara’nın görmezden gelmek istediği Necef’deki Amerikan üslerine bağlı.

    2- Suriye’nin durumu göz önüne alındığında, Türkiye’nin Basra Körfezi ve doğuya olan ihtaracatı bir sene önceye kadar Ürdün ve Sudi Arabistan için Suriye’den geçerken, yön İsrail’in Haifa ve Aşdod limanlarına döndü.

    Suriye’yle olan gerginlik biticek gibi görünmediğine göre, Türkiye yüzünü Haifa limanına ve tren yoluyla İsrail’den Ürdün’e döndürüyor.

    Mısır’ın da ekonomik krizde oluşu ihracat kapılarını işlevsiz kıldığından, Türkiye’ye açılan tek kapı İsrail.

    3-Suriye olaylarının ilk gündeme geldiği sıralarda, Davutoğlu’nun Şam’a olan sık ziyaretleriyle ve Esad’la görüşmeleriyle, Ankara bu sorunu çözmekte büyük rol oynayacağını umud etmekteydi. Ancak, Doğu Akdeniz’de gaz ve petrol yataklarıyla ilgili Esad’ın büyük müttefiği Lübnanlı Hizbullah’ın engeline takıldı.

    3 yıl içerisinde Türk liderler durumun farkına varıp, ekonomi adına İsrail’İn kaynaklarına kavuşmak için acele etmeye başladı.

    4-  Türkiye, Ürdün  ve İsrail aynı gemide, Suriye’nin kimyasal ve biolojik silahlarının hedefinde. Obama bu konuyu İsrail’le görüştükten sonra, Amman’da Ürdün Kralı Hüssein’le olan konuşmasında da gündeme taşıdı.

    Obama’ya göre 4 ülke kara ve hava kuvvetlerinin gücünü  Suriye’nin kimyasal silahlarına karşı birleştirmeli.

    SORU ÖNERGESİ OLARAK VERİLDİ

    CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk, DEBKA sitesinde çıkan bu analizi Meclis gündemine taşıdı ve Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’a yanıtlanması amacıyla şu soruları yöneltti:

    1- İsrail İstihbarat örgütü MOSSAD’ın web sitesi olarak bilinen “DEBKA”da yayınlanan bir haber-analizden alınan yukarıdaki iddialar doğru mudur?

    2- Türk Ordusu, İsrail’in teknik desteği olmadan sınır ötesi operasyonel imkanlarını büyük ölçüde yitirmiş durumda mıdır?

    3- ABD Başkanı Sayın Barack Obama’nın; ABD’nin Suriye planlarının gerçekleştirilmesi amacıyla, Suriye’ye dönük ortak operasyon için İsrail Başbakanına zorla özür dilettiği doğru mudur?

    4- Önümüzdeki günlerde Suriye’ye karşı ABD önderliğinde Türkiye-İsrail-Ürdün ortak operasyon yapılacağı iddiası doğru mudur?

    ileHaber : Mossad sitesindeki şok Türkiye analizi haberi.

  • Boğaziçi’nde gericilerden üniversitelilere açık tehdit

    Boğaziçi’nde gericilerden üniversitelilere açık tehdit

    Boğaziçi Üniversitesi, Kurultay imzalı yayınlanan bir bildiride gericiler açık tehditte bulundu. Bildiri de açıkça kendilerine katılmayan üniversitelilerin “her türlü yaptıkları kendilerine geri dönecektir” dendi

    Boğaziçi Üniversitesi’nde geçtiğimiz günlerde dağıtılan bildiri üniversitelileri şaşırttı. Zira Kurultay imzasıyla dağıtılan bildiride üniversitelilere yönelik açık tehdit yer alıyor. Gerici grubun dağıttı bildiri de şu sözler yer alıyor:

    “…İslam dinine davet ediyoruz. Bunun yanında davetimizi kabul etmeyenler bilsin ki bundan sonra üniversitemizde yaptıkları her bir küfür faaliyeti kendilerine geri dönecektir”

    Kendilerine katılmayan üniversitelileri açıkça tehdit eden bildiride o kişilerle, “Allah yolunda mücahede ve mücadele edileceği” duyuruldu.

    Bildirinin tam hali ise şöyle:

    11-NISAN-2013-PERSEMBE-524012_460229357380573_48971977_N-KOL1365715129

  • Anayasa Mahkemesinin Beklenen Kararı

    Anayasa Mahkemesinin Beklenen Kararı

    NSU davasındaki kontenjan ayrımcılığına Federal Alman Anayasa Mahkemesi “dur” dedi!

    alman anayasa

    Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi’nin, 17 Nisan’da başlayacak NSU cinayetleri davasında Türk basınına kontenjan ayırmaması üzerine Federal Anayasa Mahkemesi’ne başvuran Sabah gazetesinin itirazı haklı bulundu. Anayasa Mahkemesi kararında ya Türk basınına en az üç kontenjan ayrılması ya da basın akreditasyonu sürecinin yeniden ve daha şeffaf şekilde yapılması istendi. Alman ve Türk kamuoyunda büyük ilgi gören NSU davasında Münih Eyalet Yüksek Mahkemesi’nin, başvuru sırasına göre sadece 50 basın mensubuna kontenjan ayırması ve bunların arasında hiçbir Türk gazetecinin yer almaması büyük tepki çekmişti. (MÇ)

  • Zaman’ın yalanı işe yaradı, çocuk kütüphanesi camiye çevrildi!

    Zaman’ın yalanı işe yaradı, çocuk kütüphanesi camiye çevrildi!

    Fotoğrafın solunda yer alan büyük camiye rağmen, Zaman’ın habelerinin ardından sağdaki çocuk kütüphanesi de camiye çevrildi

    cami-kulturkme1_0

    “Bursa Nilüfer Belediyesi 700 yıllık camiyi halkın tepkisine rağmen çocuk kütüphanesi yaptı” şeklinde gerçek dışı bir haber yaparak kamuoyu baskısı oluşturan Zaman gazetesinin baskısı sonuç verdi. 10 metre yakında başka cami bulunmasına rağmen çocuk kütüphanesi camiye çevrildi.

    Bursa Nilüfer Belediyesi bir süredir Zaman gazetesi tarafından hedef haline getirilerek, 700 yıllık camiyi kütüphanesine dönüştürdüğü söyleniyordu. Zaman’ın haberleri işe yaradı ve çocuk kütüphanesi, camiye çevrildi.

    Zaman bugünkü haberinde halkın oldukça mutlu olduğunu belirtirken, yine gerçekleri söylemekten ısrarla kaçındı.

    Zaman’ın söyleyemediği gerçekleri yeniden hatırlatıyoruz:

    -700 yıllık bir tarihi olan ve yıllardır süren bakımsızlık yüzünden yıkılmak üzere olan ve harabeye dönüşmüş olan eski yapıyı restore eden belediye, 2009 yılının Ağustos ayında Demirci’de “Restorasyonu tamamlanacak olan tarihi caminin ne olarak kullanılmasını istersiniz?” şeklinde bir anket hazırlayarak halkın görüşlerini aldı.

    – Bu anket sonucuna göre mahalle sakinlerinin yüzde 59’u kütüphane, yüzde 14’ü gençlik merkezi, yüzde 10’u kültür merkezi, yüzde 9’u cami, yüzde 5 kütüphane+kuran kursu, yüzde 2’si kuran kursu, yüzde 1 top sahası yanıtını verdi.

    – Bursa Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu mekânın bölgeye yeni bir cami yapıldığından dolayı, yeni bir fonksiyon verilerek, sergi-eğitim-konferans salonu ve kütüphane olarak kullanılabileceği şeklinde bir karar aldı.

    Tüm bunlara rağmen yandaş basının hedef haline getirmesi sonucu çocuk kütüphanesi bugün yeniden cami olarak hizmete başladı.

    ileZaman’ın yalanı işe yaradı, çocuk kütüphanesi camiye çevrildi! | soL Haber Portalı.

  • ‘Papa Ermeni soykırım anıtına gömülmek istiyor’

    ‘Papa Ermeni soykırım anıtına gömülmek istiyor’

    Türkiye’nin önşartsız olarak özür dilemesi gerektiğini söylüyor…

    papa_ermeni_soykirim_anitina_gomulmek_istiyor_h17186

    Katolik dünyasının yeni ruhani lideri Papa Francesco’nun Arjantin’de Buenos Aires başpiskoposu iken Ermeni soykırımını anmak için yapılmış bir haçkarın (işlenmiş anıtsal taş) altına gömülmeyi istediği bildirildi.

    Ermeni Apostolik Kilisesi Arjantin ve Şili Başpiskoposu Kissag Muradian, 1915’te yaşananlar için Türkiye’nin önşartsız olarak özür dilemesi gerektiğini söyleyen Francesco’nun 2010’da, soykırımın 95. yıldönümü için Buenos Aires’te inşa edilen bir haçkarın altına gömülmek istediğini öne sürdü.

    Papa, 2006 yılında Türkiye’nin Ermeni soykırımını tanıması gerektiğini söylemişti. (Milliyet)

  • Altan Tan: Şeriata gidelim

    Altan Tan: Şeriata gidelim

    BDP’nin desteklediği Diyarbakır bağımsız milletvekili adayı Altan Tan, Erdoğan’a “Türkler ile Kürtler arasında kavga varsa gel Allah’ın hukukunu uygula şeriata gidelim. Bunu kabul etmiyorsan AB, bunu da kabil etmiyorsan çağdaş demokrasi var, bunu da kabul etmezsen Kopenhag kuralları var” dedi.

    altan

    Diyarbakır’ın Silvan İlçesi’nde düzenlenen mitingte konuşan Emek Barış ve Özgürlük Bloğu bağımsız adayı Altan Tan, Kürt sorunun çözümü konusunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a çağrıda bulunarak, “Türkler ile Kürtler arasında kavga varsa gel Allah’ın hukukunu uygula şeriata gidelim. Bunu kabul etmiyorsan AB, bunu da kabil etmiyorsan çağdaş demokrasi var, bunu da kabul etmezsen Kopenhag kuralları var” dedi.

    Altan Tan konuşmasında şunları söyledi:

    “Bu seçim sıradan bir seçim değil. Yüz yıldır unutulan, Kürtler’in haklarını alacağı bir seçimdir. Başka bir yol kalmamıştır, Yan azadi, yan azadi (Ya Özgürlük, Ya Özgürlük) başkada bir şey kabul etmeyeceğiz. Edi Bese (Artık Yeter). Şimdi ‘yeni bir anayasa hazırlayacağız’ diyorlar. İsterseniz yapmayın, yol kalmadı. Meydanlardan evimize gitmeyeceğiz artık.”

    “Hristiyanlara karşı beraber savaştık”

    “Kürt halkının başka bir halkla kavgası yok. Türklerle, Araplarla, Acemler de bunların hepsi bizim kardeşlerimizdir. Orta Asya’dan geldiklerinde Silvanlılar onlara yol verdi. Buradaki yani Farkin?deki (Silvan’daki) Mervani hükümdarı dedi ki, ‘bu Türkler Müslüman?dır. Rumlarla savaş ediyorlar’ dedi. Silvan’dan on bin asker gitti. Dağdakiler, bağdakini kovamaz. Misafir misafirliğini bilsin. Ortadoğu?daki halklar birbirleriyle yaşamaya mahkumdur. Kimseye ağalık yapmak derdinde değiliz. Kendi dinimizi, kimliğimizi muhafaza etmek istiyoruz. 12 Haziran artık yolun sonudur. Bu iş Ankara’da mecliste haledilecek.”

    “Allah’ın hukukunu uygula, şeriata gidelim”

    “Ya yeni bir anayasa anlaşma, sözleşme yapılacak. Yada bu ülke Kemalistlere dar gelecek. Sayın Başbakan Erdoğan?a sesleniyorum; Allah’tan korkuyorsan, Allah’ın hukukuna riayet ediyorsan, Allah’ın hukukunu uygula. Türklerle, Kürtler’in arasında bir ihtilaf, kavga oluyorsa gelin şeriata gidelim. Allah’ın hukuku ortamıza koyulsun ama sen, Allahın hukukunu da uygulamak istemiyorsan, Avrupa Birliği kuraları var, çağdaş demokrasi var, Kopenak kuraları var. Eğer bunları da uygulamak istemiyorsan işte o zaman Kürtler direnişe devam edecek.”

    “Sadece üniversite değil, kamusal alanda başörtüsü olacak”

    “Sadece Kürt meselesini değil, başörtü meselesini de konuşacağız. Kırk yıldır dindarların arasındayım, yine dindarlarımızın arasında olmaya devam edeceğim. Sadece üniversitede değil, kamusal alanda da başörtülü olacak. Dinin bütün yasakları kaldırılacak. Cem evlerinin açılması için de çalışacağız. Sizin ekmeğinizin çalınmaması için de çalışacağız. Elimizden gelen bütün mücadeleleri yapacağız.”

  • TSK’NIN “T” SİNİ SİLİN GİTSİN!

    TSK’NIN “T” SİNİ SİLİN GİTSİN!

    Hayır, tam da zamanı ve yeri!

    İzah edelim…

    *

    Bakınız;

    Sağlık bakanı zat, Üç yıl “Türk” olmak için beklemiş, Bakan olunca da, Sağlık Bakanlığından “Türk” kelimesini sildirmiş…

    Savunması ile çok ilginç” “Bakanlığın altındaki kurumlarda T.C kullanılmasına gerek yok”

    Türk kelimesinin, Dağdan Taştan silindiği bir süreç yaşıyoruz.

    Adana da;

    Adana’da önemli toplantı ve gösterilerin yapıldığı Uğur Mumcu Meydanı’nın ortasına çiçeklerle bezenmiş bir platform, üstünde, Türk Bayrağı yerleştirmişti.

    Gece etkinliklerinde de platformun üzerinde özel ışıklandırma ile Ay-Yıldız motifi işlenmişti..

    Birilerine batmış ve kaldırtmış,”süreç’e katkı olsun diye!

    Kim mi kaldıran elbette ki, AKP’li soysuzlardan biri!

    Yıllardan beri bin bir entrika ile makamından indirilen, Adana eski belediye başkanı,Aytaç Durak’ın yerine atanan vekil, Zihni Aldırmaz,denilen hödük

    *

    Batman ilinin en işlek caddesinde, koca Atatürk büstünde ki” Ne mutlu Türk’üm “ yazısı siliniyor,

    Vali ve diğer ilgililer, yapılanlar görmüyorlar!

    *

    Ordu, Ziraat fakültesindeki inşattaki, “Çimento torbaları ıslanmasın” diye üzerine,

    Şehit kanları ile boyanmış “bayrağımız”, örtülüyor, gören, tepki veren çıkmıyor!

    *

    TV ekranların artık aleni olarak, soysuzun biri çıkıyor,”Türk Bayrağının ismi değişsin, Devlet bayrağı olsun” diyor.

    Bu zıp çıktı soysuz, ödül olarak, “Akil adamlar” listesinde onurlandırılıyor…

    Peki, araştırın bu TV meşhuru zatı, hakkında tek bilgi kırıntısı neden yok!

    Kim?

    Nereli?

    Hangi soydan?

    Yok, hakkında hiçbir bilgi yok bu dümbuğün hakkında!

    Geçtik,

    *

    Ülkenin en büyük bankası, olan Ziraat Bankası, Önünde ki, TC’’yi kaldırıyor…

    *

    Kepazelik devam ediyor…

    Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Türkiye’deki sağlık kurumlarına bir yazı göndererek tabelalarındaki Türkiye Cumhuriyeti’nin kısaltması olan “T.C.” ibaresinin kaldırılmasını istediği bir ortamda!

    Türk’e, Türklüğü karşı olmak yeni değil ve bu gün başlamadı tabi!
    Cumhuriyet kurulduğundan beri, Türk ve bayrak düşmanlığı vardı…

    Ama soysuz korkak olan bu hainler, Türkiye de hep kendilerine yakın, iktidar zamanında ortaya çıkmışlardır…

    Abdullah Gül, meclis kürsüsünde, “Ne Mutlu Türküm diyene “ sözüne karşı tepkisini,1993 şöyle dillendirmişti;

    “Ne mutlu Türk’üm diyene lafını tutup her yere yaza yaza ve bunu özellikle hiç olmayacak yerlere yaza yaza Türkiye aslında ilkel bir hale dönmüştür”…demesini meyvesini Çankaya çıkınca aldı!

    Hem de devletin valisinden

    Hatırlayınız,

    Mardin valisi Ayvaz, Türkmen Dağı yamacında yazılı olan Atatürk’ün özdeyişini sildi ve “Çok güzel oldu” demişti…

    Peki, o özdeyiş neydi dersiniz?

    Türkiye Cumhuriyetinin Valisini “çok Güzel oldu” dedirten?

    Dağa yazılmış olan, ”Ne mutlu Türküm diyene “ yazısı…

    Bir başka Türklük düşmanlığı!

    AKP milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı,

    2010’da da hükümetin “PKK açılımı” politikasının bir sonucu Anayasa’nın değiştirileceğini belirterek, “Demokratikleşmek için Türklük tanımının Anayasa’dan çıkması gerektiğini” dile getirmişti.

    Bahçekapılı, utanmadan sıkılmadan, TBMM çatısının altında,“Türklüğü bitireceğiz” demesi pek de dikkat çekmemişti!

    ŞİMDİ SOYSUZLAR ATAKTA!

    Bakın adam prof olmuş da adam almayan hödüklerden bir numunelik daha…

    Tarih 17 Şubat 2013 Pazar

    Hacettepe Üniversitesi’nden Prof. Dr. Suavi Aydın:

    ‘Beyaz Türk milliyetçiliği ya da Türk sorunu dediğimiz şey öncelikle Kürtlerin Batı’ya doğru gelmesiyle ortaya çıktı”.

    Eee

    “Türkiye’nin, Antalya, Mersin gibi Batı illerinde ‘Bu Kürtler gelip benim işlediğim toprağı veya işimi elimden alacaklar’ kaygısı oluştu”…

    Eh pes doğrusu böylesi iblisliğe!

    Bir başka kansızlık!

    Ordu Milletvekili ve İnkılap tarihi doktoru İhsan Şener’e bakalım;

    “Yunan Ordusunun Ege’de savaşmadığını ve Türk şehitliklerinin “sembolik” olduğunu söyleyerek, bütün bunlar Ankara’daki yönetimin meşruluğunu göstermek için yapıldı iddiasına bulunuyor”….

    Kanıt diye de “Yunan tarihinde Ege Savaşı” olmayışını göstermiş…

    Demek ki;

    Yunanlının,nesillere utancından tarihine koymadığı,,Türklerin kurtuluş savaşını” zavallılar” belge olarak kabule edecek kadar körleşmişler

    AKP’nin kurmaylarından Prof. Yasin Aktay ,

    Karadeniz buluşması başarılsaydı psikolojik bir eşik aşılmış olurdu. Türkiye’de Türk kimliğini sadece Kürtler değil Çerkeşler de kabul etmiyor.

    Türkiye’de Türk milliyetçiliğinin yanında bir de Kürt milliyetçiliği eklendi.” demiş.

    BDP’ illerin katillerin, Karadeniz’e çıkışlarında, halkın gösterdiği tepkiden söz ediyor zavallı piyon!

    Türk’e Türkülüğe kin bitmiyor!

    Türk kelimesi yeminden çıkarılıyor…

    Tarih 12 Ocak 2011
    Adalet Bakanlığı, Anayasa Mahkemesi Yasası’nda önemli bir değişikliğe giderek, yemin metninde yer alan “Türk milleti” ve “Türk evlatları” ifadelerini çıkarıyor…

    Türk Düşmanlığı doruk yapıyor!

    Bir başka örnek;

    AKP, Diyanet işleri Başkanlığı’na,”talimat” verip,

    Camilerde ki mahyalardan, Ne Mutlu Türküm diyene” yazınını kaldırmalarını istemiş…

    Yetmemiş AKP isteği,

    Hadislerde ki “Türklükle” ilgili sözlerin ayıklanmasını istemiş”…

    Ve

    ABD “Türk”ü sildi…

    ABD yetkilileri daha düne kadar, Türk diyerek, Anıt kabir defterine yazılar yazıyordu.

    Son ABD’nin dışişleri bakanı, John kerry, anıt kabir defterine, “Türk halkı” yerine “Türkiye vatandaşları” yazdı…

    *

    TSK’NIN

    TÜRK’Ü NE ZAMAN ÇIKARILACAK?

    Geldik meselenin özüne!

    Türk Silahlı Kuvvetleri diye, bir zamanların,7 büyük ordusuna sahip olmakla haklı olarak övünürdü!

    Öyle ki, Güçlü Ordu mu, Güçlü Türkiye mi diye sloganlarla ordu üzerinde yorumlar yapardık!

    Yapardık diyorum…

    İlk önce, AKP denilen, ABD tarafından tayin edilen, BOP eş başkanı tarafından tarumar edildi!

    Ne kadar Türk’üm diyen, subay General, Astsubay hatta sivil daktilo memur varsa, Zindanlara tıkıldı!

    Sebep,

    Özde “Türk” olmaları!

    Sözde, sahte belgeler eşliğinde iktidarı devirmeği planladıkları!

    Bitmedi Türk ordusunun çilesi!

    Türk Ordusu, PKK denilen katil ve eşkıya ordusuna yenildik sayıldı!

    PKK’ya karşı mücadele verenler” linç” edilir derecede, cezalandırıldı zindanlarda süründürüldü!

    Bir Adnan Saygun, paşanın içler acısı durumu?

    Bir Levent Ersöz paşanın başına gelenler?

    Sivil vatandaşlardan, Fatih Hilmioğlu hoca’nın yaşadıkları?

    Ve

    Kuddisi Okkır’ın cezaevi koridorlarına süründürülerek, ölümüne sebebiyet verilmesi ve benzer olaylar…

    Müslüman oldukları söyleyen, iktidar gücünü elimde tutanlar, öylesine düşmanlar ki, Türk’e,

    AKP,

    Diyanet işleri Başkanlığı’na,”talimat” veriyor, “Camilerde ki mahyalardan”, Ne Mutlu Türküm diyene” yazınını kaldırmalarını istemiş…

    Yetmemiş,

    AKP isteği, “Hadislerde ki” “Türklükle” ilgili sözlerin ayıklanmasını istemiş…

    *

    Nerede kalmıştık?

    Evet, bu gün Akil diye seçilen ne idüğü belirli takım yarın ilk iş olarak,

    Türk Silahlı Kuvvetleri, Türk olmayanları tahrik ediyor…

    Türk olmayanların dolaysıyla, PKK’lıların da gönlü olsun, TSK daki “TÜRK” kelimesini kaldıralım diye teklif edecekler!

    Bu olacak!

    Akil adamların çoğu “Türk düşmanı” olduğunu söylemeye gerek mi var?

    Eeee,

    Geçmişte, başta Gül olmak üzere; TESEV ve Polis Akademisi üyeleri, hazırladığı bir raporda,,

    ”Ne mutlu Türküm diyene” yazısı,”Terör Örgütüne katılmaların önde gelen sebepleri olarak göstermemişlerimiydi”

    Şimdi de Türk Silahlı Kuvvetleri de ne demek, kaldıralım, TSK’nin” T” sini dediklerinde kim karşı çıkacak buna?

    Ortada bir TSK mi var?

    Asıl TSK, Zindanlarda ”Esir”

    Mevcut TSK, söz de TSK!

    Yani çakma!

    Yani, Biat etmiş bir TSK görüntüde ki kurum!

    Bunlar, PKK yenilmiş bir ordunun mensuplar!

    Bunlardan ne köy olur ne de kasaba!

    Bunların, bir koltuk için yapmayacakları yoktur!

    [email protected];

  • HERŞEY SİZİN ZANNETTİĞİNİZ GİBİ OLMAYABİLİR …

    HERŞEY SİZİN ZANNETTİĞİNİZ GİBİ OLMAYABİLİR …

    73323_492476270813280_690988987_n

    Örneğin bu resime ilk bakışta ; İki düşünce aklımıza gelir …

    Birincisi : Eşler arasında çok romantik bir hava …

    İkincisi : Pes yani böyle mubarek bir yerde de bunu yapmayın bari … deriz

    Ama resime iyice baktığımızda, erkeğin sağ ayağının olmadığını görüyoruz… Demekki her şey ilk bakışta göründüğü gibi olmayabilir… O sadık eşin orada kocasının omzuna omuz vererek, onun eli olduğunu, ayağı olduğunu.. hatta görünen o ki, o hanım o erkeğin her şeyi olduğunu görebiliriz…

    “ … Allah resulü s.a.v şöyle buyurmaktadır : Sizleri zandan sakındırırım. Çünkü zan, sözlerin en yalanıdır. Bir birinizin eksiğini ve kusurunu görmeğe ve işitmeğe uğraşmayınız, birbirinizin hususi ve mahrem hayatını da araştırmayınız ………… “

    | Hadis-i Şerif, buhari : 13.C.6046.S – MÜSLİM : 8.C. 2563.N –

  • Bu Ülke Bizim

    Bu Ülke Bizim

    Yıllardır kan ve can kaybediyoruz. Bu gidişle kaybetmeye devam edeceğiz.  Görünen manzara yazıktır ki o! Buna rağmen görünürde, eninde sonunda gerçekleşeceği anlaşılan akıbeti engelleme ihtimalimiz bulunduğuna dair bir işaret de bulunmuyor. Açıkça söylemek gerekirse; Türkiye adım adım bölünme kavgasına doğru gidiyor.
    Siyasi coğrafyanın harita üzerindeki halinden, ya da muhtemel hali değil asıl bahsedilen. Zira bölünme, zihinlerde gerçekleştikten sonra kâğıt üzerinde bir birliğin korunması kimseye bir fayda sağlamayacaktır. İmparatorluk tarihimizin son yarım yüzyılını okumak dahi bizlere böylesi bir sürecin, hayatı yaşam desteğine bağlamaktan farksız olduğunu gösterecektir.

    Çözülme başladı mı, önünü almak gerçek anlamda çok zor olacaktır. Zira yaklaşık bir asır önce olan da buydu. ‘Başımıza gelenlerden korkmadığımız için bütün korktuklarımız başımıza geldi…’ Şu sıralar aydınlar tarafından varlığının fazla önemsenmediğini anladığımız Cumhuriyet, sadece o yangından çekip kurtardığımız toprak ve devlettir. Ve bu düşünce bu canım ülkenin sonu olabilme yolunu açmaktadır yazıktır ki.

    Pembe tablolar çizilerek çıkılıyor halkın huzuruna. Çizilen pembe tabloların ufkumuzu daraltmasına kimse izin vermemelidir. Durum ne yazık ki bu noktadadır. Bu noktada ise belki de en acı olan; Türkiye Cumhuriyeti’nin elinde gidişatın önüne nasıl geçileceğine dair hiç bir  net projenin olmamasıdır.

    Beğenilmeyen, her fırsatta eleştirilen İttihat Terakki bile devleti kontrollü tasfiye için siyasi plan yapmış, imparatorluğun üzerine çullanan Batılı güçlerin Osmanlı’nın elinde kalmasına izin vermeyeceği anlaşılan toprakların hiç değilse kalpleri İstanbul’ da atan kadrolar elinde bağımsızlıklarını kazanmaları için Teşkilatı Mahsusa’ yı kurmuştu.

    Siyasetten neredeyse hiç ümit yok. Oy hesabı, Avrupa- Amerika ne der endişesi v.s… Askerle, akademisyenlerle, istihbaratçılarla tartışılıp, onlardan gelecek öneri ve seçeneklere bakarak proje ve siyasi karar üretilecek yerde köşe yazarlarıyla –O da bazılarıyla- sohbet edilerek sorunun çözüleceğine dair bir inanç var nedense siyasilerimizde.

    “Barış istiyoruz… Ben sizden daha çok istiyorum… Ben de, ben de… Herkes teröriste terörist desin… Ben demem, onlar arkadaşlarım. Lütfen artık kan akmasın! Silahlar sussun! Gençler ölmesin. Bence de ölmesinler.. Şehitler ölmez vatan bölünmez!”

    İyi de nasıl olacak bu?

    Cevap yok… Sanki bir ilkokul müsameresi oynanıyor…

    Her şeyin görüntüyü değiştirmekle çözüleceği; kanunun, kılık kıyafetin, şekil/biçimin farklılaşmasıyla işlerin düzeleceği gibi bir inanç yaygınlaştı… Dünyanın en modern/demokrat anayasasını yazarsak sıkıntılar sona erecek; türbanı, sakalı, şalvarı serbest bırakırsak rahatlayacağız; Türk aydınlarıyla Kürt aydınları el ele verip birlik mitingi yapınca kurtulacağız; Ermenilere soykırım uygulayıp uygulamadığımızı sere serpe tartışırsak, ‘Türkler olgunlaştı, konuyu rahat rahat tartışmaya başladılar, yakalarını bırakalım’ denilecek falan sanıyoruz. Ancak bunların hepsi koca birer yalan… Görüntüyü değiştirmek çözüm olmayacaktır.

    Artık vakit kalmadı… Neden anlamak istemiyor birileri…..  Çok dikkat edilmeli, tavırlar net ve açık konulmalıdır. Zira söylemek istemiyorum ama, vatan……… Bu ülke bizim…. İzin vermeyelim…………..

  • Bodrum’a çevrecilik uğramayacak mı?…

    Bodrum’a çevrecilik uğramayacak mı?…

                                                     Başbakan Erdoğan, çevrecilik konusunda bir konuşma yaptı, herkesi çevreye duyarlı olmaya çağırdıktan sonra da “Giyilen kürkler, hayvan katliamı ve çevreye verilen zarardır. Bunu önleyelim” dedi. Başbakan, daha sonra da, çevrenin giderek kirlendiğine, denizlerimizin ve doğanın büyük zarar gördüğünü, bunun için de halkın bilinçlendirilmesi, temiz ve yaşabilir bir çevre için gelecek nesillerimizin rahat etmesi gerektiğinin altını çizdi.

                                                       Çevreye duyarlı olan, zarar verenlerle mücadele eden kim olursa olsun biz sonuna kadar destekleriz ve yanında oluruz. Başbakan’ın bu söylediklerini de olumlu buluyoruz.

                                                             BODRUM KATLEDİLİYOR

                                                        Ancak, çevrecilik, sadece konuşma ile uyarı yapmakla olmuyor. Siz bir yandan çevrenin korunması yolunda konuşma yapıyor, öte yandan çevrenin kirlenmesi ve yok olması yolunda çalışanlara yeşil ışık yakıyorsanız, çevre adına konuşma yapamazsınız. O zaman, takiyye yapmış olursunuz. Bu iş göz boyamacılığa gider. Dikkat ediniz, bugüne kadar Bodrumlu çevreciler, yerel yönetimler, sivil toplum örgütleri yıllardır yırtınıyor,mücadele ediyor seslerini duyurabiliyorlar mı?

                                                        Biz, Bodrum’da yaşıyoruz. Bu nedenle, Başbakan’ın bu konuşmalarının içinin boş olduğunu Bodrum’dan örnekler vererek sizlerle paylaşalım:

                                                        Türkiye’de çevre kıyımına en fazla uğrayan yerlerden biri Bodrum Yarımadası’dır. Balık çiftlikleri ile kaplı olan ve denizi giderek kirlenen, Bodrumlu çevrecilerin, sivil toplum örgütlerinin çalışmalarına ve tepkilerine rağmen balık çiftlikleri konusu çözüme kavuşmuş mudur? Hayır. Bu, çevre katliamı mıdır, değil midir?

                                                      Bakımız, son iki yıl içinde, bazı bölgelerde tüm tepkilere rağmen zeytinlikler, çeşitli tür ağaçlar katledilerek hem de imara meydan okunarak, görüntü kirliliğini de beraberinde getiren bazı Hükümet torpilli oteller yükselmiş midir, yükselmemiş midir? Bunlar, çevre kirliliğine, katliamına neden olmuyor mu?

                                                      BU RAHSATLARI KİM VERİYOR?

                                                      Geçenlerde bir gazetede araştırmacı bir arkadaşımız Muğla ve Bodrum’daki taş ocakları ile ilgili bir yazı yazdı. Muğla’da 450, Bodrum’da halen faaliyette bulunan 34 adet taş ocağı bulunuyor. Bodrum’dakilerden 17’sinin ruhsata aykırı veya izini bitmiş işletmeler olarak görünüyor. Biz, yerel yönetimlerin de, sivil toplum örgütlerinin de, bazı kişilerin de bunları kapattırmak için çaba gösterdiğini biliyoruz.

                                                   Bu ocaklar kapatılamıyor. Gerekçe olarak da Çevre Etki Değerlendirmeden Muaf tutulduğu gösteriliyor. Güler misiniz, ağlar mısınız? Eğer, Başbakan samimiyse, takiyye yapmıyorsa, nasıl bazı konularda yasa değişikliği yapıp, işi bitiriyorsa, çevreye büyük zarar veren bu taş ocaklarının kapatılması yolunda niye yasa değişliğine gitmiyor?

                                                     Yakında Bodrum’a maden ocakları da “merhaba” demeye hazırlanıyor. Bazı doğal taş ve mermer ocakları faaliyete geçecekmiş, bunun haberlerini aldık.

                                                    Her zaman, birçok konuda olduğu gibi bu konularda da burnumuza pis kokular geliyor. İmara aykırı yapılan oteller, ısrarla ruhsatı bittiği halde kapatılmayan taş ocakları, yasalara meydan okuyan balık çiftlikleri Bodrum’un yaşanılır olmaktan adım adım uzaklaştırıyor. Biz, bu nedenle çevreciliğin Bodrum’a uğramadığını iddia ediyoruz.

                                                   KAÇAK YAPI CENNETİ

                                                   Bodrum gibi turizmin göz bebeği, dünya kenti bir yerde halen bazı yapıların altyapım yoksunu olduğunu, fosseptik çukur kullandığının da burada seslendirelim. Bu da Bodrum’un hem altyapı yoksunu, hem de kaçak yapı cenneti olduğu gerçeğini ortaya koyuyor. Bodrum’da göz göre göre ağaçlar katlediliyor, taş yığınları ortaya çıkıyor.

                                                     Şimdi yazımızın başına dönelim. Başbakan, çevrecilikten, çevreyi korumadan söz ediyor, herkesi sorumlu hareket etmeye çağırıyor. Ama çevreyi kim ya da kimler katletmeye devam ediyor bunu görmüyor. Bugünkü iktidarın 10 yıllık döneminde çevreye zarar veren şirketlere kimlerin nasıl ruhsat ve izin verdiği araştırılırsa, bütün gerçekler de ortaya çıkar. Eğer Başbakan Erdoğan, bu konuyu bu açıdan ele alıp, değerlendirir, kesin tavır koyup, yapılan yanlışlara bundan böyle geçit vermezse ise samimiyetine de inanır, kendisini de alkışlarız.

  • HEM EŞBAŞKAN HEM OLASI BAŞKAN’IN ÇİZDİĞİ  TÜRKİYE

    HEM EŞBAŞKAN HEM OLASI BAŞKAN’IN ÇİZDİĞİ TÜRKİYE

    O, Türkiye’nin Kürt toplumuyla 30 yıllık sorunları çözmesi halinde Kuzey Irak’ta, Suriye’de ve bölgedeki Kürtlerle ittifak kurmaya yatkın olacağını öngörüyor.
    Bu suretle -bir; Irak’ta yarı özerk Kürt Hükümetiyle kurulu güçlü ekonomik bağlara ek olarak hidrokarbon kaynaklarıyla daha da güçlenmeyi,
    İki, Suriye’de Sünni Arapların ve Kürtlerin yaşadığı Ceylanpınar karşısında Seré Kaniyé alanından batıya doğru boydan boya Doğu Akdeniz sahillerinde Cisr Aş-Şukur alanına kadar Türkiye’nin günlük tüketiminin yüzde 88’ine eşdeğer çok sayıda aktif petrol kuyusu ile birlikte daha çok özgüven ve bölgede daha çok etkin olmayı hedefliyor!

    *
    Ne ki, Türkiye’nin Kürt sorununu çözmesine değil ama uygulanan yöntemlerle Kuzey Irak ve Kuzey Suriye’den temin edilecek ekonomik ve diplomatik yararlara itirazlar ediliyor.
    Bu yararlar karşılığında Iraklı ve Suriyeli Kürtlerin ayrılıkçı taleplerinin körüklendiği ve bu ülkelerin bütünlüğünün tehdit edildiği kanaati pekişmiştir.
    Irak sadece ulusal hükümetin petrol ve benzeri anlaşmaları yapabileceğini,
    Suriye hükümeti ise muhalif güçlerle ortaklaşan Kürt güçlerine verilen askeri-siyasi telkinler ve lojistikle yeni saldırıların azmettirilmesi halinin uluslararası hukuka aykırı girişimler olduğuna ısrarla dikkat çekiyor; çoooktan savaş baltaları çekilmiştir!

    *
    O -bir yandan, Kürt toplumuyla sorunlarını çözmek ve bölgedeki hedeflerine ulaşmayı teminen yürüttüğü barış sürecinde,
    Türkiye’yi sıkıştırdığı reelpolitikle idealist taahhütlerin ahengini teminen Türk kamuoyunda oluşan büyük pazarlıkların yapıldığı imajını gelecek anayasa referandumu, belediye ve cumhurbaşkanı seçimleri öncesi silmeye çalışmaktadır…

    *
    Nasılsa, Abdullah Öcalan İmralı’da -bugün,Türkiye’de siyaseti ve askeri yöneten etkin kanadı ABD/CIA, İsrail/MOSSAD, NATO unsurlarından, edilgen kanadı Eşbaşkan ve cemaatin oluşturduğu unsurlardan oluşan Ulusal İstihbarat Teşkilatından yeterli güvenceyi almıştır.
    Öcalan, “Yürütme Yetkisi’nin Başkan tarafından kullanılacağı” ve “Anayasa’nın değiştirilmesinde gizli oylama şartını kaldıran” -bu suretle,
    Eşbaşkan Başkan’ın uzlaşılan konularda anayasa değişiklikleri yapabileceği yeni Anayasa’nın referandumda yüzde 100 kabul göreceğine ikna olmuştur.

    *
    Öcalan’ın, süreçte Başkan’ın gerekli kalıcı siyasi yapıyı dizayn edeceğine,
    Belki, referanduma girecek yeni anayasada değil Başkan’ın revize edeceği anayasada “Türk” gibi bir üst kimlik tasarlama girişiminde bulunulmayacağı ve eşit yurttaşlık garantisinin sağlanacağına,
    Kürt hareketine uluslararası hukuki meşruiyet sağlamak üzere başlangıç olarak hükümetin tek yanlı TBBM’de kurduğu “Çözüm Sürecini Değerlendirme Komisyonu” ile -şimdilik, yetineceği anlaşılıyor.
    Dağdan inip- silah bırakmak, yurtdışına çıkmak,Türkiye’de ise siyaset zeminin güçlendirilmesi bu süreçten yürüyor…

    *
    Öte yanda -işte, Eşbaşkan – ne alınıp ne verildiğini beklemeksizin- Suriyeli PKK’lıların büyük ölçüde dağdan indiğini ve Suriye’ye gittiklerini açıklamıştır.
    Bir süre önce birbiriyle savaşırken Türkiye’nin katkısıyla Kürtlerle Rasulayn Barış’ı anlaşması yapan Özgür Suriye Ordusu,
    Abdullah Öcalan’ın İmralı’dan “Suriye’deki Kürtler kim haklarını verirse onunla çalışşın” talimatı verdiği,
    Murat Karayılan’ın “Daha önce bölge devletleri arasında PKK’ye karşı ittifak vardı. İran, Suriye, Türkiye ve zaman zaman Irak ittifakı… Şimdi bu devletlerarasında çelişki var. Bu koşullardan yararlanmak ve devletlerden objektif-subjektif destek almak bugün mümkündür” öngörüsünde PKK yanlısı Demokratik Birlik Partisi (PYD);
    Esad sonrasında muhalif dincilerin iktidara gelmesi ardından Kuzey Suriye ve Kuzey Irak Kürt bölgeleri arasında sınırı açmak amacıyla rejime karşı ortak mücadele vermektedir!

    *
    Türkiye’de barış sürecine paralel PKK’dan gelen teröristlerle güçlenen PYD, Suriye/Halep’te şimdiye kadar kimseyi almadıkları semtlerine, getirdikleri Özgür Suriye Ordusu ile rejime çok kanlı saldırılarda bulunuyor.
    Türkiye’nin Suriye sınırı kapıları açılmaya-yazmıştır ve oradan Halep’e rejim muhaliflerine ikmal yolu açılırken Suriye içlerine sızmak mümkün hale gelmiştir.

    *
    Hele bir anayasa çıksın,hele Türkiye’nin Başkan’ı belirlensin!
    Nasılsa Başkan son Osmanlı Mebusan Meclisi’nin Musul’u, Kerkük’ü sınırları içinde gösteren, Suriye’de-Irak’ta tarihi,örfi,akrabalık ilişkilerini vurgulayan,toplam olarak vatanın dış düşman karşısındaki durumunu ve yerini tespit eden Misak-ı Milli ‘yi -elbette, geri almacı yönde kullanacaktır!
    İster ABD’nin dünyaya demokrasiyi yayma hedefi ile örtüştürülen İslam Birliği vizyonu için olsun -ister,”bölgeyi kazanırsak petrolü ve Misak’ı Milli topraklarını da kazanırız ” hesabı olsun “Türkiye’nin neresi olduğu” tesbitini dünyadan ve bölgeden isteyecektir!

    *
    Şimdi hem Suriye hem Irak Merkezi hükümeti “Irak ve Suriye İslam Devleti”adı altında savaşan El-Kaide bağlantılı aşırı radikal El-Nusra Cephesince -ki, başlıbaşına uluslararası terörün çok önemli dizginlenemeyen tetikçisidir,
    Hem Suriye NATO ülkelerinin fonlayıp,silahlandırdığı ve cepheye sürdüğü çeteler karması Özgür Suriye Ordusu ve Türkiye’den gelen militanlarla güçlenen PYD tarafından vuruluyor.

    *
    Ne ki -Bir; Suriye’de Esad, Irak’ta Maliki hükümetleri düşürülse bile iç savaşın çok kanlı çatışmalarla süreceği ve yayılma olasılığına aldırılmıyor.
    İki; o bölgenin sınırlarını çizen Irak,Suriye,İran ve bu ülkelere destek veren ülkeler hesaba katılmıyor.
    Üç; Türkiye’de nufusun dörtte birini, toprağın üçte birini kapsayan alanda ve İran,Irak,Suriye’de bölünmüş Kürdistan’da kendi içindeki çeşitli gruplar yönünden kendisinden başka egemen gücü, kendi üstünde de başka egemenliği kabul etmeyen bir Kürt ulus devleti savaşımı yok sayılıyor.
    Dört; Bu sürecle birlikte Türk’ün-Kürt’ün,Sünni’nin Alevi’nin, laik’in dincinin, her yaşta kadının-erkeğin, varsılın yoksulun birbiriyle karşı-karşıya gelebileceği öngörülmüyor.
    Beş;Kürtlerin mevcut koşullardan yararlanmak ve devletlerden destek almak için her türlü manevrada olacağı düşünülmüyor.
    Altı; Bir çok belirtiye rağmen ABD’nin Rusya’nın Suriye çözüm planında anlaşması halinde Türkiye’nin yeni Sevr’e uğrayacağına ihtimal verilmiyor.
    Yedi; Bu gerilime hiçbir ülkenin dayanamayacağı düşünülmüyor.

    *
    Yeter ki Eşbaşkan Başkan olsun!

    12.4.2013

  • Tek ajan o mu?

    Tek ajan o mu?

    CHP Gurup toplantısında, Genel Başkan Yardımcısı Sezen Tanrıkulu’na CIA ajanı diye çağrılmasına, Kılıçdaroğlu karşı çıkmış.

    Batının demokrasi dediği şeyi, kitleleri kontrol etme, yönlendirme ve sanki görünmeyen kurallarla yönetiyormuş gibi bir sistem olarak düşünürsek, ajanların da var olacağını kabul biliriz.

    Zihinlerin belli bir ideoloji doğrultusunda, denetimi ve yönetilmesi çok miktarda ajanı gerekli kılar.

    Devşirme, ajanlaştırma ve raporlaştırma;

    Misyonerlik sisteminin modernize edilmiş, ya da günümüze uyarlanmış hali, tarihteki misyonerlik faaliyetlerinden, metot olarak oldukça farlıdır.

    Ülkemizde, Batıya ve ABD’ye çalıştığı kendi ifadeleri ile sabit olan gazeteciler vardır.

    Zaman zaman isimleri MİT ajanı olarak deşifre edilse de, aslında bunların ABD emperyalizmine doğrudan hizmet ettikleri açıktır.

    Bunlar çoğunlukla döneklerden ve bölücülerden oluşur.

    Devşirme, bireysel ve kitlesel devşirme olarak gelişir.

    Kitlesel devşirme, bir cemaatin, bir devlet kuruluşunun, bir sivil toplum örgütünün toptan devşirilmesi anlamındadır.

    Ancak, bir cemaatin devşirilmesi, başındaki liderin, ya da ideolojik önderinin devşirilmesi ile olur.

    En zor devşirme, ideologların devşirilmesidir.

    İdeoloğun devşirilmesinde, onu devşirecek kişinin, donanımı ve ikna gücü çok üst düzeyde olması gerekir. Ya da tongaya düşürülerek, şantaj yapılabilecek konuma düşürülmesi gerekir.

    Dinleme ve kasetleme işleri devşirmeler olmadan olmaz.

    Devşirmelerin devşirmesi ise; devlet başkanlarının, cumhurbaşkanlarının devşirilmesidir.

    Siz buna akademik bir devşirme gibi bakarsınız ama ABD desteği ile bu kişi devlet başkanlığına kadar gelebilir.

    ABD, Amerika’da on yıl ve üzerinde kalan her kese, CIA ajanlığı teklif ettiği kesindir.

    Bağımsız olmayan bir ülkenin her hareketini, ABD ajanları ile denetler.

    Diyeceksiniz ki, zaten tepeye kendi adamlarını yerleştirmiş, her yere ajan yerleştirmeye ne gerek var.

    Tepedekiler ne kadar da Amerika’ya karşı sorumlu olsalar da, içerden gelen bazı baskılar sebebiyle zaman zaman ABD’nin dediğinin dışına çıkması gerekebilir.

    İşte tam bu noktada, şantajlar, gerekirse suikastlar geliştirmek için yerli ajana çok ihtiyaç vardır.

    İngiltere’deki, Exseter Üniversitesi, devlet adamı devşirmenin akademisyen devşirmeden geçtiğini bilir.

    İsmet Yılmaz, Türkiye’de görev yapan kırk CIA ajanın olduğunu belirtmişti.

    Bu rakamın yanına bir sıfır koymanın hiç mahsuru yoktur.

    Sovyetler Birliği batmadan önce, Batının Rusya ve sosyalist bloktaki ajan sayısının 200 bin olduğunu bilirsek, dört bin sayısı pek de çok değildir.

  • Rumlar Kıbrıs Lirasına Dönebilir mi

    Rumlar Kıbrıs Lirasına Dönebilir mi

    Güney Kıbrıs’ta birçok Rum, “ekonomik krizden kurtulmak amacı ile Troika’nın vereceği kredi karşılığında bize şart koştuğu korkunç yaptırımlardan kurtulmak için Euro Bölgesinden çıkalım, Euro’yu bir kenara bırakalım ve 2004 Yılında AB’ye girmeden evvel kullandığımız Kıbrıs Lirasına” geri dönelim diyor.

    Çok değil iki ay evvelinin iktidar partisi, şimdilerinde ana muhalefet partisi konumunda olan AKEL,  kendi iktidar döneminde bile Troika ile anlaşmak istememekteydi.  Bu nedenle de bir evvelki Rum lider olan AKEL’in Ruhani başkanı Dimitris Hristofyas, Temmuz 2012’den itibaren çeşitli bahaneler ileri sürerek kredi karşılığı önüne konan  Memorandumu imzalamadı ve yeni seçilecek olan başkana bıraktı.

    Şimdi ise AKEL’in görüşü, “derhal Euro’dan çıkılsın, Kıbrıs Lirasına geri dönülsün ve AB’nin kredi için şart koştuğu yaptırımlardan kurtulunsun! Ne 100 bin Euro’nun üzerindeki hesaplardan ne de altındaki hesaplardan para kesintisi yani tıraşlama yapılmasın. Hiç kimseye baş eğmeyelim ve sorunumuza kendimiz çare bulalım…”

    Söyleyenin bir yüzü kara anlamayanın iki yüzü… Dilin de kemiği yok. İstediği tarafa dönüp, istediğini söylüyor. Ama mantıklı, ama guduru (kafadan atma).

    Meclis Başkanı Omiriu’nun partisi olan EDEK, “Euro’dan çıkmayalım ama Troika’yı da adadan kovalım. Nasıl olsa bir yerlerden para buluruz,  kendi sorunumuzu kendimiz çözelim” diyor.

    Kıbrıs Rum tarafının en etkili siyasi oyuncusu olan Kıbrıs Ortodoks Kilisesi başı II. Hrisostomos ise Troika’yı baştan tırnağa eleştirip, yerin dibine sokuyor. “Kendilerine gereksinimimiz yok, gerekirse atın adadan gitsinler” ifadeleriyle…

    Rum komşuların megalomanlıkları zaman zaman mantıklarının önüne geçiyor ve onarılmaz hatalar yapıyorlar; ki tarihte bunun örneklerini görmek mümkün.

    15 Mayıs 1919’da kendilerinden 5 misli daha kalabalık olan Anadolu’nun yarısını işgal edip kendi topraklarına katmak için İzmir’e çıkmaları, bu hastalıklı düşüncelerinin en güzel örneği. 30 Ağustos 1922’de Anadolu’ya çıkan 20 bin kişilik ordudan geriye kalan birkaç bin kişi ile geri dönmek zorunda kalmışlardı.

    Aynı hatayı 15 Temmuz 1974’de de yaptılar ve darbeden sonra “Türkiye nasıl olsa müdahale edemez” diyerek Kıbrıs adasını Yunanistan’a bağladıklarını ilan ettiler ancak 5 gün sonra tamamı kendi yönetimleri altında olan Kıbrıs adasının üçte birini ebediyen kaybettiler.

    Aptallık parayla değil. Uluslararası ilişkilerde veya da siyasette hata yaptın mı bedelini ağır ödüyorsun. Ödediler…

    Euro’dan çıkılınca, geriye kalan tek seçenekleri Kıbrıs Lirasına geri dönmek.

    Kıbrıs Lirasına da geri dönülünce de, piyasaları dengelemek için tıraşlama kadar değerini düşürmek gerekecek.

    İflastan kurtulmak için gerekli olan tıraşlamanın düzeyi yüzde 60 ise, tüm devlet gelirleri ve maaşlar yüzde 60 düşecek demektir. Yani Mart ayında 6 bin Euro maaş olan bir devlet görevlisi Nisan ayında 2 bin 400 Euro’ya denk Kıbrıs Lirası olarak maaş alacak. Güney Kıbrıs’ta enflasyon daha ilk günden yüzde 60 olarak hayata gözlerini açacak.

    Geriye son çare olarak Kıbrıs Rum Yönetiminin Moratoryum ilan etmesi kalıyor. Ekonomi dünyasında Moratoryum, “Üzerime gelmeyin, borcumu ödeyecek param yok, çok sıkıştırırsanız hiç bir şey ödemem” demektir. Yani ilan resmen ilan edilmeyen iflas.

    Kıbrıs Rum tarafı şimdi tam bir çıkmazın kapı eşiğinde. Euro bölgesinde kalsa vay, çıksa vay, iflas ilan etse bir başka vay…

    Rumların bu krizden tek çıkış yolları, adada son 50 yıldır devam eden sorunu ve anlaşmazlığı sonlandıracak kalıcı bir siyasi “ÇÖZÜM”e yönelik müzakereleri hemen başlatmak ve en kısa zamanda da Kıbrıslı Türklerle el sıkışarak bitirmek. Zaten bundan başka çıkar yolları yok.

    Tüm çıkış yollarının illaki müzakerelerden ve Kıbrıslı Türklerle el sıkışmaktan geçtiği kesin artık.

    Ata ATUN

    e-mail: [email protected]

    12 Nisan 2013