Sefa Yürükel
Emekli Albay Prof. Dr. Süleyman Çelik’in “İki NATO Anısı” başlıklı tanıklığı, yazısında ve 2026 Ankara NATO Zirvesi’nde yaşananlar ışığında, Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesinin hukuki çerçevesi ile politik uygulama arasındaki gerilim incelenmektedir. 5. madde, ittifakın kurucu ilkesi olan “birimiz hepimiz için” kolektif savunma doktrinini tesis etse de, bu maddenin işletilmesi konsensüs koşuluna ve siyasi iradeye bağlanmıştır. İsrail ve GKRY’nin resmî üye olmaması nedeniyle bu maddeden hukuken yararlanamayacağı; Türkiye gibi stratejik üyelerin dahi maddi bir saldırı durumunda otomatik bir askerî müdahale garantisinden yoksun olduğu ileri sürülmektedir. NATO’nun “güvenlik garantisi” söyleminin, ittifakın gerçek işleyişindeki esneklik ve üye devletlerin çıkar hesapları karşısında ne denli kırılgan olduğu ortaya konmaktadır.
Zirveden Yansıyan Tablo ve Tarihsel Bir Tanıklık
NATO’nun 36. Zirvesi, Ankara’da ittifakın dayanışma söylemiyle tamamlanmıştır. Sonuç bildirgesinde, Washington Antlaşması’nın 5. maddesine ve transatlantik bağa “sarsılmaz bağlılık” vurgusu yapılmış, savunma harcamalarının gayri safi yurtiçi hasılanın yaklaşık yüzde 4’üne ulaştığı ve müttefikler arasında 50 milyar doları aşan yeni savunma tedarik anlaşmaları imzalandığı duyurulmuştur.
Ancak zirvenin en çarpıcı anı, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin Sky News Arabia’ya verdiği röportajda yaşanmıştır. Rutte, Türkiye-İsrail olası bir çatışmasında 5. Madde’nin işletilip işletilmeyeceği sorusuna doğrudan yanıt vermekten kaçınmış, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “bilge bir lider” olduğunu ve Türkiye’nin “kontrolden çıkacak bir duruma girmekten kaçınacağını” belirterek soruyu geçiştirmiştir. Bu kaçamak yanıt, 5. Madde’nin hukuki bir otomatizm olmaktan ziyade siyasi bir karar alma süreci olduğunu teyit eden kritik bir bulgudur.
Bu güncel gelişmeyi, Çelik’in 1972 yılında Erzincan’da yaşadığı anı ile birlikte okumak gerekir. Dönemin üsteğmeni olan Çelik, bir NATO tatbikatında İsrail’in koruma altında olduğunu ima eden bir senaryo karşısında “İsrail NATO ülkesi mi?” sorusunu yönelttiğinde, yanındaki albay tarafından susturulmuş ve bu durumun bir “NATO sırrı” olduğu kendisine söylenmiştir. Çelik’in 1987 yılında Kanada sınırında yaşadığı vize sorunu da benzer bir tabloyu ortaya koymaktadır: NATO Seyahat Emri belgesine rağmen, Kanada polisi Türkiye’yi yeni eklenen vize listesinden dolayı geçişine izin vermemiş, ancak 48 saatlik acil vize hakkıyla sorun çözülmüştür. Bu iki olay, biri tarihsel diğeri güncel, NATO’nun özellikle Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki çıkmazını gözler önüne sermektedir: İttifak, resmen üyesi olmayan aktörlere yönelik stratejik planlamalar yaparken, kendi üyelerine verdiği kolektif savunma sözünü nasıl tutacağı konusunda belirsizlik yaşamaktadır.
- Madde’nin Hukuki Çerçevesi ve Sınırları
Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesi, NATO’nun kolektif savunma ilkesinin hukuki temelini oluşturur. Madde metnine göre, Avrupa veya Kuzey Amerika’daki bir üye ülkeye yöneltilen silahlı saldırı, tüm müttefiklere yöneltilmiş sayılır. Bu durumda, her müttefik, BM Şartı’nın 51. maddesinde tanınan meşru müdafaa hakkını kullanarak, “saldırıya uğrayan Taraf ya da Taraflara yardımcı olacakları” konusunda anlaşmışlardır.
Ancak maddenin lafzındaki en kritik ibare, yardımın nasıl olacağına dair belirsizliği barındırır: “gerekli görülen eylemler”. Bu ifade, yardımın askerî olabileceği gibi, siyasi, diplomatik veya lojistik destek şeklinde de olabileceğini öngörür. 5. madde, üye ülkelere saldırıya uğrayan müttefike nasıl yardım edeceği konusunda geniş bir takdir yetkisi tanımaktadır.
- maddenin aktif hale gelmesi için iki temel koşulun gerçekleşmesi gerekir. Bunlardan ilki, saldırının NATO topraklarına, askerî unsurlara, gemilere veya uçaklara yönelik doğrudan ve ciddi bir saldırı olması şartıdır. İkincisi ise, saldırının 5. madde kapsamında değerlendirilip değerlendirilmeyeceğine, ittifakın en üst karar organı olan Kuzey Atlantik Konseyi’nin oy birliğiyle karar vermesidir. Bu konsensüs şartı, 5. maddenin uygulanmasını siyasi bir sürece dönüştürmekte ve bir üyenin veto yetkisi veya çekimserliği nedeniyle işletilmesini engelleyebilmektedir.
Tarihte 5. madde yalnızca bir kez, 11 Eylül 2001 saldırıları sonrasında ABD lehine devreye sokulmuştur. Bunun dışındaki krizlerde, özellikle Türkiye’nin talepleri doğrultusunda, 4. madde kapsamındaki istişare mekanizması tercih edilmiştir. Bu durum, 5. maddenin uygulanmasının siyasi iradeye bağlı olduğunu ve ittifakın ilk tercihinin askerî müdahale olmadığını kanıtlamaktadır.
İsrail, GKRY ve 5. Madde: Hukuki Kapsam Dışındaki Aktörler
Maddenin uygulanabilmesi için saldırıya uğrayan tarafın NATO üyesi olması ve saldırının Avrupa veya Kuzey Amerika’daki NATO topraklarına yönelik olması gerekir. Bu hukuki sınır, İsrail ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi gibi aktörlerin, NATO ile yakın iş birliği içinde olsalar dahi, 5. maddenin sağladığı korumadan yararlanamayacaklarını netleştirmektedir.
Ancak burada çarpıcı bir çelişki ortaya çıkmaktadır. Çelik’in 1972’deki tatbikatta karşılaştığı “NATO sırrı”, İsrail’in fiili olarak koruma altında olduğunu göstermektedir. NATO, resmî antlaşma metinlerinde İsrail’e herhangi bir güvence vermese de, operasyonel planlamada ve stratejik senaryolarda İsrail, ittifakın koruma şemsiyesi altında ele alınmaktadır. Bu durum, 5. Madde’nin hukuki metninin, uygulamada siyasi tercihlerle nasıl askıya alınabildiğini veya genişletilebildiğini göstermektedir.
Tatbikat senaryoları, müttefik çıkarlarını ve stratejik planlamayı içerebilir, ancak bağlayıcı bir savunma yükümlülüğü doğurmaz. Bu durum, NATO’nun operasyonel planlaması ile hukuki yükümlülükleri arasındaki uçurumu gözler önüne sermektedir. Hukuk, siyasi ihtiyaçlar karşısında “guguk” olmakta; antlaşma metinleri, ittifakın stratejik çıkarları doğrultusunda esnek bir şekilde yorumlanmaktadır.
Aynı durum Güney Kıbrıs Rum Yönetimi için de geçerlidir. GKRY, NATO üyesi olmamasına rağmen, ittifakın Doğu Akdeniz’deki stratejik çıkarları doğrultusunda fiili bir koruma altına alınmakta, adı konulmamış bir güvenlik garantisinden yararlanmaktadır. Bu, 5. Madde’nin hukuki metninin, ittifakın siyasi tercihleriyle nasıl aşıldığının bir başka örneğidir.
Rutte’nin Yanıtı: 5. Madde’nin Siyasete Teslimi
Rutte’nin Ankara’da sorulan soruya “Erdoğan bilge bir lider” yanıtıyla geçiştirmesi, 5. maddenin hukuki bir güvence olmaktan çok siyasi bir araç olduğunun en açık teyididir. NATO’nun bir olayda devreye girmesi için saldırıya uğrayan ülkenin üye olması ve saldırının antlaşma kapsamında değerlendirilmesi gerekir; aksi halde 5. madde “çalışmaz”.
Rutte’nin bu yaklaşımı, ittifakın en temel güvenlik vaadinin dahi üye ülkelerin birbirine olan güveninden daha çok, mevcut siyasi konjonktüre ve büyük güçlerin çıkarlarına göre şekillendiğini göstermektedir. Bir müttefikin güvenliğine yönelik somut bir tehdit, doğrudan askeri müdahale değil, “bilgelik” vurgusuyla geçiştirilebilmektedir.
Peki, İsrail veya GKRY’ye yönelik bir saldırı durumunda NATO nasıl tavır alacaktır? Rutte’nin sorusu yanıtsız bırakması, bu ülkelere yönelik fiili korumanın da aynı siyasi esneklikle, yani ittifakın çıkarına uygun olduğu ölçüde devreye sokulacağını düşündürmektedir. 5. Madde, müttefikler için dahi otomatik işlemezken, üye olmayanlara sağlanan fiili koruma, tamamen siyasi tercihin bir ürünüdür. Hukuk, bu tercih karşısında ikincil planda kalmaktadır.
“23 Centlik Asker” Sendromu: Tarihsel Arka Plan
Çelik, ABD-Kanada sınırında yaşadığı vize olayını anlatırken, bu durumun kendisine “23 centlik asker” öyküsünü anımsattığını belirtir. Bu öykü, Türkiye’nin NATO’ya kabul sürecine ve ittifakın Türkiye’yi stratejik bir “fedai” olarak görme eğilimine işaret eder. Çelik’in aktardığına göre, Kore Savaşı’nda Kunuri’de 745 şehit vererek Çinliler tarafından kuşatılmış Amerikalıları kurtaran Türk askerinin, Amerikan askerine kıyasla 23 cent gibi düşük bir maliyete sahip olması, Türkiye’nin 1952’de NATO’ya alınmasının temel nedenlerinden biri olmuştur. Yıllar sonra Soros’un “sizin en iyi ihraç ürününüz Ordunuz” sözü de bu gerçeği teyit etmektedir.
Çelik, “Güya müttefiktik, güya silah arkadaşıydık. Ama adamlar seni ülkelerine bile sokmuyorlar. Demek oluyordu ki biz NATO ülkeleri için, gerçekten sadece bir fedai ya da yakın korumayız (body guard)!” diyerek bu tarihsel arka planın günümüzdeki ilişkilere yönelik güvensizliği beslediğini vurgular.
Bu tarihsel perspektif, 5. Madde’nin işleyişindeki çifte standardı açıklamaktadır. NATO, Türkiye’yi kendi çıkarları için kullanırken, Türkiye’nin güvenlik endişelerine aynı hassasiyeti göstermemektedir. Oysa aynı ittifak, üyesi olmayan İsrail veya GKRY gibi aktörlere, stratejik çıkarları gereği fiili bir koruma sağlamakta, adeta onları “gizli üye” muamelesine tabi tutmaktadır.
Sonuç: Güvenlik Söylemi ve Gerçeklik Arasındaki Uçurum
NATO’nun 5. maddesi, hukuken kurucu ve bağlayıcı bir ilke olmakla birlikte, uygulamada siyasi iradenin, konsensüsün ve büyük güç dengelerinin gölgesinde kalmaktadır. 2026 Ankara Zirvesi ve Rutte’nin verdiği kaçamak yanıt, bu maddenin “otomatik askeri müdahale” garantisi olmadığını, aksine ittifak içi siyasi müzakere ve çıkar hesaplarının bir ürünü olduğunu kesin bir şekilde göstermiştir.
Daha da önemlisi, Çelik’in anıları, NATO’nun hukuki metinlerle fiili uygulama arasında ciddi bir çelişki yaşadığını ortaya koymaktadır. 5. Madde, resmî olarak yalnızca üyelere güvence verse de, İsrail ve GKRY gibi aktörler, ittifakın stratejik tercihleri doğrultusunda adı konulmamış bir korumadan yararlanmaktadır. Bu durum, hukukun siyasete, antlaşma metinlerinin ise güncel çıkar hesaplarına feda edildiğini göstermektedir.
Çelik’in 1972’deki anısı, İsrail’in NATO planlamasında yer almasına rağmen hukuken 5. Madde kapsamında olmadığını; 1987’deki Niagara sınır olayı ise bir NATO müttefikinin dahi ittifak ülkelerinde nasıl “ikinci sınıf” muamele görebileceğini çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır. Çelik’in bu anılardan çıkardığı sonuç nettir: “Bu bakımdan ’23 centlik asker’ olduğumuzu hiçbir zaman unutmamalı ve asla gaza gelmemeliyiz!”
NATO’nun 5. Maddesi üzerinden yürütülen bu siyasi oyun, hukuk metninin ne denli esnek ve işlevsel kılınabileceğini göstermektedir. İttifak, üyesi olmayan aktörlere stratejik çıkarları doğrultusunda güvence sağlarken, üyesi olan Türkiye gibi ülkelerin güvenlik endişelerini siyasi nezaket söylemleriyle geçiştirebilmektedir.
Türkiye açısından bu durum, ders alınması gereken bir uyarıdır. İttifakın “sarsılmaz bağlılık” söylemine rağmen, güvenliğini yalnızca NATO şemsiyesine emanet etmek, stratejik bir risk oluşturmaktadır. Özellikle Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’daki çatışma potansiyeli göz önüne alındığında, 5. maddenin işletilmesi, resmî üye olmayan aktörler için değil, üye olsa dahi Türkiye gibi “çeper” ülkeler için dahi garanti değildir.
Türkiye’nin, Atatürk’ün “Yurtta Sulh, Cihanda Sulh” ilkesi çerçevesinde, milli gücünü ve bölgesel ittifaklarını güçlendirmesi, NATO içindeki konumunu ise açık bir “müttefik”ten ziyade, çıkarlarının gerektirdiği esnekliği koruyan bir aktör olarak tanımlaması gerekmektedir. NATO’nun 5. maddesi, metin olarak güçlü bir güvence sunsa da, politik gerçeklik, bunun ancak ittifakın ortak çıkarıyla uyumlu olduğunda işleyeceğini göstermiştir. Hukukun “guguk” olduğu, siyasi tercihlerin belirleyici olduğu bu sistemde, Türkiye’nin en sağlam güvencesi kendi milli gücü olmalıdır.
Kaynakça
Çelik, Süleyman. “İki Nato Anısı.” Azim ve Karar, 10 Temmuz 2026.
Çelik, Süleyman. “NATO: ORTAK MIYIZ YOKSA FEDAİ Mİ?” Google Groups, 17 Mayıs 2019.
“Her yönüyle NATO Zirvesinde alınan kararlar.” Analiz Gazetesi, 10 Temmuz 2026.
Türkoğlu, Ertuğrul. “Her yönüyle NATO Zirvesinde alınan kararlar.” Analiz Gazetesi, 10 Temmuz 2026.
“NATO’nun 5. maddesi nedir, hangi durumlarda devreye girer?” Yeni Şafak, 3 Mart 2026.
Eraslan, Yeşim. “Milletlerarası Hukuk Uzmanı Doç. Dr. Erkiner’den Trump yorumu: Saldıran Amerika 5. madde işlemez.” Türkiye Gazetesi, 16 Mart 2026.
Özalp, Güven. “NATO’nun 5. maddesi nedir, hangi durumda devreye giriyor?” BBC News Türkçe, 4 Mart 2026.
“NATO Kurucu Andlaşması 5. Maddesinin Saldırı Fiili Açısından Analizi.” Diplomasi Araştırmaları Dergisi, cilt.2, sa.2, 2020, ss.1-10. Bursa Uludağ Üniversitesi.
“NATO’NUN EN KRİTİK MADDESİ! NATO’nun 5. Maddesi Nedir, Türkiye İçin Ne İfade Ediyor?” Yeni Birlik Gazetesi, 4 Mart 2026.
“NATO 5. MADDESİNDE NE VAR! Devreye girerse ne olur, askeri müdahale anlamına mı gelir?” Yeni Birlik Gazetesi, 4 Mart 2026.
“NATO 5. MADDE NEDİR! Türkiye’ye saldırı olursa destek verecek mi?” Yeni Birlik Gazetesi, 5 Mart 2026.