“Tatbikat” Dedikleri Kuşatma: Namlular Türkiye’ye, Sözler Barışa

Okuma Süresi:

3–4 dakika
❤️

ABD ve NATO ortaklığında, Yunanistan’ın Dedeağaç kentinde başlayan askeri tatbikat bir kez daha gözler önüne serdi: Müttefiklik söylemleri bol, ancak tankların yönü bambaşka. Türkiye sınırına sadece 30 kilometre mesafede gerçekleştirilen bu tatbikat, kağıt üzerinde “barışı ve istikrarı koruma” iddiasını taşısa da, pratikte gerilim ve kuşatmanın simgesi olarak algılanıyor.

ABD ve NATO bayrakları altında sahnelenen bu askeri gösteri, diplomasinin yerini alan bir “stratejik gözdağı” niteliğinde. Tatbikat adı verilen bu militarist koreografi, dostluk çağrısı yaparken tam tersine sınırlarımızı çevreleyen bir çember çiziyor. Özellikle Doğu Akdeniz enerji kaynakları üzerindeki paylaşım çekişmeleri, Güney Kıbrıs’taki üsleşme faaliyetleri ve Yunanistan’a yığılan ABD askerî ekipmanları, bölgenin ne kadar kırılgan bir güvenlik ortamında olduğunu ortaya koyuyor.

Ortak Nokta: Amerikancılık ve Dış Politikada Paralel Durum

Türkiye siyasetinde ne yazık ki, iktidar ile muhalefet arasındaki temel farklar bu kritik konuda aynılaşıyor. ABD ile ilişkilerde görülen “amerikancılık” ortak noktası, Türkiye’nin dış politika reflekslerini şekillendiriyor. İktidar cephesinde bu durum, ABD ile “stratejik ortaklık” vurgusuyla sıkça dile getirilirken, muhalefet kanadında da “Batı’nın desteği olmadan olmaz” söylemi hâkim. Her iki taraf da Türkiye’nin güvenliğinin sadece ABD ve NATO’nun garantisi altında olduğu varsayımıyla hareket ediyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın “Onlarla harika ilişkilerimiz var.” sözleri hâlâ Türkiye’de bazı kesimler tarafından umut kaynağı olarak görülse de, aynı dönem Türkiye’ye uygulanan ekonomik yaptırımlar ve tehditler hafızalardan silinmiş değil. Washington’dan gelen her tatlı ifade, Ankara’da yeni bir dış politika tavrına dönüşüyor: “Siz yeter ki isteyin, biz yanınızdayız” yaklaşımı.

Bu noktada sormak gerekiyor: Gerçekten de Türkiye’nin güvenliği sadece ABD ve NATO ittifaklarına mı bağlanmalı? Bölgesel dengeleri ve bağımsızlık iddiasını esas alan yeni stratejiler geliştirmenin zamanı gelmedi mi?

Bağımsız Düşünme ve Çok Boyutlu Strateji İhtiyacı

Türkiye’nin jeopolitik konumu, kaynakları ve tarihi bağları, ona çok yönlü bir dış politika uygulama şansı ve ihtiyacını doğuruyor. Ancak, mevcut siyasal yapının dış politikasındaki “tek kutuplu” bakış açısı, Türkiye’nin fırsatlarını daraltıyor. Hem iktidarın hem muhalefetin sadece ABD ve Batı ile yakınlaşmaya odaklanması, alternatif ittifakları geliştirme çabalarını zayıflatıyor.

Bu durumun değiştirilmesi, öncelikle dış politika alanında bağımsız ve özgür düşünmenin önünü açmakla mümkün olabilir.

Rusya, Çin, Orta Doğu ülkeleri ve bölgesel aktörlerle kurulacak yeni dengeler, Türkiye’nin sadece ABD ve NATO’nun inisiyatiflerine bağlı kalmadan kendi çıkarlarını korumasını sağlar.

Son dönemlerde Doğu Akdeniz ve çevresinde yaşanan gelişmeler, bu gerekliliği daha da acil hale getiriyor. NATO’nun sınırımıza 30 kilometre mesafede gerçekleştirdiği tatbikatlar ve bölgesel askeri yığınaklar, Türkiye’nin savunmasını sadece müttefiklerin “iyi niyetine “ bırakmaması gerektiğini gösteriyor. Burada kritik olan, hem diplomatik hem askeri alanda çok boyutlu bir direnme stratejisi geliştirmektir.

İçerde Aynı Melodi: Farklı Sahnede, Benzer Notalar

Siyasi partilerin ve kamuoyunun ABD’ye bakışında ortak paydalar olması, Türkiye’nin dış politika stratejisinde zayıflıklara yol açıyor. Hem iktidar hem muhalefet, Amerika’dan “güvence” bekliyor, dış politika tercihlerinde ise sıklıkla “Batı eksenli” kalıyor. Bu durum, bölgesel gerçeklikler ve küresel güç dengeleri göz önünde bulundurulduğunda sürdürülebilir değil.

Muhalefetin bazen ABD ve AB’den destek istemesi, iktidarın ise ABD ve NATO’dan taviz beklemesi, Türkiye’nin çıkarlarının temsili açısından sorunlu bir tablo ortaya çıkarıyor. Bu ortak nokta, Türkiye’nin bağımsız ve kararlı dış politika geliştirme ihtiyacını daha da görünür kılıyor.

Sonuç: Yumuşak Gücün Arkasında Sert Gerçekler

Türkiye, hem kendi güvenliği hem bölgesel istikrar için ABD ve NATO ittifaklarına bel bağlamaktan çıkmalı, bağımsız ve çok taraflı dış politika stratejileri geliştirmelidir. Dedeağaç’taki tatbikat gibi sınırımıza yakın yığınaklar, sadece askeri değil, aynı zamanda diplomatik ve ekonomik anlamda da yeni stratejilerin aciliyetini ortaya koymaktadır.

ABD’nin Gazze’deki duruşu, İsrail’e verdiği destek ve bölgedeki güç oyunları, Türkiye’nin insan hakları ve uluslararası hukuk alanında da farklı pozisyonlar almasını zorunlu kılmaktadır. Türkiye’nin gerçek anlamda bağımsız bir dış politika inşa edebilmesi, muhalefet ve iktidar arasındaki “amerikancılık” ortak paydasından sıyrılarak, ulusal çıkarları merkeze alan yeni bir stratejik vizyon geliştirmesine bağlıdır.

Kaynakça
• NATO (2023). NATO’s Enhanced Forward Presence and Strategic Deterrence. NATO Defence College Research Papers.
• Gunter, M. (2021). U.S. Military Presence in the Eastern Mediterranean: Strategic Interests and Regional Ramifications. Middle East Policy, Vol. 28, No. 1.
• Özkan, B. (2022). Jeopolitik Strateji ve NATO’nun Yunanistan Üzerinden Türkiye Politikası. Uluslararası İlişkiler Dergisi.
• Smith, D. (2018). Trump’s Transactional Diplomacy: The Case of Turkey and the Brunson Crisis. Foreign Affairs Journal.
• Human Rights Watch (2024). Gaza Conflict: Civilian Toll and International Responsibility. HRW Reports.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar