İRAN TÜRKLERİ – 40

Okuma Süresi:

3–4 dakika
❤️

Şah Muhammed Rıza Pehlevî tahta çıkınca İran Millî İstihbarat Örgütü SAVAK’ı, (Sâzmân-ı İttilâât ve Emniyyet-i Kişver) yeniden organize etmek için CIA’da görevli Amerikalı General Norman Schwarzkopf’a vermiş, yanına da General Zahidî’yi yardımcı tayin etmişti. Musaddık başbakanlığa gelince bunları görevden alır, jandarma ve polis teşkilatıyla birlikte SAVAK’ın başına General
Afşar Tus’u tayin eder. Afşar Tus’un gerçek adı Kasım olup “Murat Dağıstanlı” takma adıyla Kafkasya’da Ruslara karşı savaşmış, Türkiye’de Kurtuluş Savaşı’na katılmış kahraman bir askerdir (Attar 2006: 122 vd.; Üstün 2000: 403). Musaddık’ın en güvenilir adamı General Afşar Tus 4 Nisan 1953 günü Tahran’da kaybolur. Ertesi
gün Elburuz Dağları’nda cesedi bulunur (Karadağ 1991: 355) Musaddık’ı devirmek için arka arkaya darbeler yapılır. Ancak halk, esnaf, tüccar, din adamları Musaddık’ı desteklerler. Bu arada Musaddık’ın çok önemli destekçilerinden biri Pakistan Başbakanı Liyakat Ali Han öldürülür. İngiliz İstihbarat örgütünden şüphelenilir
(Özkaya 2006: 44). Olayların artması üzerine Şah uçakla Bağdat üzerinden Roma’ya kaçar. Kaçarken de Musaddık’ı azledip yerine Zahidî’yi tayin eder. Nihayet CIA, SAVAK ve İntelligence Service el ele verip, dolar keselerinin ağzını açarlar. Tahran tüccarları ve başta Molla Behbehanî ile Molla Kaşanî olmak üzere pek çok din
adamı safa çekilir. Onların yardımıyla “din elden gidiyor” mazeretiyle bütün mollalar silahlandırılır. 19 Ağustos 1953 gecesi darbe yapılır ve Musaddık tutuklanır. Ölüme mahkûm edilir (Ören 1980: 118). Ancak halkın baskısı karşısında verilen ceza 3 yıl ağır hapis cezasına indirilir.

Muhammed Musaddık’ı savunan Türk boyları arasında Kaşkayların önemli bir yeri vardır. Muhammed Musaddık’ı Şah’a karşı müdafaa için Kaşkaylar 70 bin süvarı çıkarmışlardır. Bazı yorumculara göre Musaddık’ı asılmaktan onlar kurtarmıştır (Bala 1977b: 6/415). Muhammed Musaddık’ın birinci kez başbakanlıktan alındığı sırada Kaşkay Türkleri 40 kamyon dolusu silahlı bir kuvvet hâlinde Tahran üzerine yürümüşlerdir. Şahı’ın başbakanlığa tayin ettiği Ahmet
Kavam kabinesini oluşturamadan istifa etmiştir (Özkaya 2006: 59).
22 Ağustos 1953 günü 6 günlük bir ayrılıktan sonra Şah yeniden tahtına döndürülür (Bala 1977b: 6/415; Blaga 1997: 23). Başbakan Zahidî kısa sürede Amerika, İngiltere, Fransa, Hollanda ve Rusya’nın bütün isteklerini yerine getirir (Karadağ 1991: 378).

1954’te İngiliz, Fransız, Hollanda ve Amerikan şirketlerinden
oluşan uluslararası bir petrol konsorsiyumu kurularak, petrol çıkarma ve petrol tesislerini işletme yetkisi bu kuruma verilir.
1957 yılına gelindiğinde Azerbaycan Demokrat Cavanlar Teşkilâtı, Azerbaycan Demokrat Fırkası, Kentlilere Kömek Cemiyeti gibi siyasî kuruluşların yöneticileri zindana atılır. Üç yıl yargılandıktan sonra 4 Mayıs 1960 günü bunlardan Eyup Kelenterli, Cevad Faruğî İlyasî, Ali Alimzâde Cavadî, Hasan Zehtab Serabî ve Hüsrev Cihanban Azerî kurşuna dizilir. Diğerleri ise çeşitli hapis cezalarına çarptırılırlar (Tağıyéva ve dğr. 2000: 279).

Tahran yönetimi “Ak Devrim” diye adlandırılan ıslahat hareketini başlatır. Mart 1962 yılından itibaren, Marağa şehrinin mümbit arazilerinden başlayarak 1978 yılına kadar Güney Azerbaycan’ın 3444 köyünün ve 85 obasının toprakları 197 bin arazi sahibinden alınarak köylülere dağıtılır (Tağıyéva vdğ. 2000: 283).

Muhammed Rıza Pehlevî, aynı şekilde Kaşkay Türklerine ait yayla, çayır, otlakları da onların elinden alıp Türk olmayan unsurlara dağıtır. Kaşkaylar, İl Hanları Hüsrev Han’ın başkanlığında isyan ederler. Tahran yönetimi çok büyük askerî güçle isyanı bastırır ve Hüsrev Han’ı tutuklatır.

“Ak Devrim”in hayata geçirilmesine karşı çıkanların başında Humeynî vardır.

Ayetullah Humeynî’nin önderliğinde mitingler yapılır. Humeynî tutuklanarak ölüm cezasına çarptırılır. Ancak Büyük Türk Din Adamı Âyetullah Şerîatmedarî’nin girişimi ile ölümden kurtarılır, önce Türkiye’ye daha sonra da Irak’a sürgüne gönderilir (Üstün 2000: 403). Ne var ki Humeyni, kendisini ölümden kurtaran Şerîatmedarî’yi öldürecektir. Humeynî, Irak-Necef’te bulunduğu sırada olsun, Fransa’da olduğu yıllarda olsun İran halkı üzerindeki etkisini devam ettirir.

Eylül 1963 seçimlerinde Hasan Ali Mansur hükümeti iktidara gelir. Olaylar birbirini izler. Ocak 1965’te başbakan Mansur öldürülür. 1967’de Muhammed Rıza Pehlevî kendisini “şehinşah” (şahlar şahı) ilân eder, 1971’de yine kendisini imparator ilân ederek imparatorluk tacı giyer. 30 Kasım 1971’de Arap Emirlikleri’ne ait üç ada İran tarafından işgal edilir. Bu olaylarla 1975 yılına gelinir. Diğer yandan
Şah, ülkeyi bir polis devleti yapar. 400 bin kişilik ordu, 80 bin kişilik jandarma ve 100 bin kişilik SAVAK gizli polis örgütü kurar. İşkence yaygınlaşır, faili meçhul ölümler artar, birkaç yıl içerisinde sadece Tebriz’de 500 kişi gece yarısında evinden alınarak götürülür.

Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar