AK Parti İktidarının Dış Politika İkiyüzlülüğüne Toplumsal Başkaldırı: NATO Zirvesi’nde Türk Kamuoyunun ABD ve NATO’yu Reddi

Okuma Süresi:

5–8 dakika
❤️

Sahadaki Gerçek ile Saraydaki Hesap Arasındaki Uçurum

Türkiye Cumhuriyeti’nin Batı ittifakıyla kurumsallaşmış ilişkileri, 1952’de NATO’ya girilmesiyle stratejik bir zorunluluk olarak başlamış ve Soğuk Savaş boyunca ülke, ittifakın güney kanadında bir ileri karakol işlevi görmüştür. Ancak bu tarihsel angajman, AK Parti’nin 2000’li yılların başından itibaren inşa ettiği ucube dış politika anlayışıyla birlikte bir kimlik krizine ve stratejik bir çöküşe sürüklenmiştir. “Stratejik derinlik” gibi cafcaflı ama içi boş kavramların ardına saklanan bu yeni vizyon, özünde, iç politikada milliyetçi-İslamcı bir söylemle iktidarını tahkim ederken, dış politikada Batılı güç merkezlerine mahkumiyeti derinleştiren ikiyüzlü bir pragmatizmden ibarettir.

2003 Irak tezkeresi kriziyle başlayan, 15 Temmuz 2016 darbe girişimi, FETÖ elebaşının ABD’de himayesi, Suriye’de PKK’nın uzantısı YPG’ye verilen açık askeri destek ve S-400 krizi sonrası dayatılan CAATSA yaptırımlarıyla zirve yapan güven bunalımı, AK Parti iktidarı için bir uyanışa değil, daha derin bir teslimiyete yol açmıştır. İktidar, tüm bu hasmane politikalara rağmen, ABD ve NATO ile bağlarını koparmak bir yana, onlara yaranma yarışına girmiştir.

İşte son NATO Zirvesi, bu utanç verici tablonun en somut kanıtıdır. Zirve, yalnızca alınan kararların ulusal çıkarlara aykırılığıyla değil, aynı zamanda AK Parti iktidarının kendi seçmenine anlattığı “yerli ve milli” masalının nasıl bir bir döküldüğünün ilanı olmuştur.

NATO Zirvesi: AK Parti’nin Milli Menfaatleri Peşkeş Çektiği Stratejik Yenilgi Belgesi

Bu zirve, Türkiye için bir diplomatik zafer değil, AK Parti iktidarının dış politikada ne kadar aciz ve vizyonsuz olduğunu tescillediği bir hezimet olarak tarihe geçmiştir. Zirvede kabul edilen kararlar, Türkiye’nin ulusal güvenliğine vurulmuş darbelerdir ve bu darbelere ses çıkarmamak, doğrudan ihanetle eşdeğerdir.

Savunma Harcamaları Zorbalığı ve Ekonomik Çöküş: Zirvenin dayattığı %2’lik savunma harcaması taahhüdü, zaten AK Parti’nin beceriksiz ekonomi yönetimi altında inim inim inleyen Türk halkına ödetilen yeni bir kefaretten başka bir şey değildir. İktidar, bu parayı milletin ekmeğinden, çocukların eğitiminden keserek ABD’nin silah tekellerine aktarmaya devam etmektedir.

Rusya ile Stratejik İlişkiye Saplanan Hançer: İktidarın, Rusya ile turizm, enerji ve Suriye’deki varlığını borçlu olduğu Astana süreci gibi hassas dengeler üzerine kurduğu ilişki, zirve bildirisinde Rusya’nın “en büyük tehdit” ilan edilmesiyle bizzat AK Parti’nin eliyle dinamitlenmiştir. Bu karar, dış politikadaki akıl tutulmasının ve ABD’nin oyununa gelme konusundaki istekliliğin en net kanıtıdır.

Çin ile Tehlikeli Gerilim: Kuşak-Yol’un Reddi: NATO’nun Çin’i ilk kez “sistemik rakip” ilan etmesi, Türkiye’nin Asya açılımına ve Kuşak ve Yol Girişimi’nden beklediği ekonomik faydalara sıkılmış bir kurşundur. İktidar, bu karara sessiz kalarak, ülkenin Avrasya’daki alternatif ekonomik ve siyasi geleceğini bir kez daha Atlantik merkezli bir taahhüt uğruna satmıştır.

Teröre Karşı Sahte Mücadele, Gerçek Taviz: En vahimi ise, zirve bildirisinde PKK/YPG tehdidinin Türkiye’nin talep ettiği netlikte yer almamasıdır. İçeride “terörle mücadele” naraları atan iktidar, iş NATO masasında bu örgütün ismini koymaya geldiğinde sus pus olmuştur. Bu, milli güvenliğin en temel meselesinde ABD’ye verilmiş aleni bir tavizdir. Yıllardır Mehmetçiğin kanını döken, sınırlarımıza kasteden bir terör örgütü, NATO’nun dolaylı müttefiki olmayı sürdürmüş ve AK Parti iktidarı buna seyirci kalmıştır.

Kaybeden Diplomasiye Karşı Yükselen Haklı Tepki

AK Parti iktidarının bu başarısız karnesine yönelik eleştiriler, muhalefetin bir siyasi şımarıklığı değil, ulusal çıkarların gereğidir.

Güvenliğin Peşkeş Çekilmesi ve Teröre Karşı İkiyüzlülük: Muhalefetin en sert eleştirisi tam da bu noktadadır: İktidar, ABD’ye yaranma adına, terörle mücadele gibi bir beka meselesini bile NATO’da gündeme getirememiştir. Bu, “yerli ve milli” retoriğinin içi boş bir propaganda aracı olduğunun, gerçekte ise Amerikan himayesindeki bir siyasi iradenin varlığının ispatıdır.

Doğu Akdeniz ve Ege’de Sessiz İstila: Zirve sürecinde ABD’nin Dedeağaç başta olmak üzere Yunanistan’ı askeri olarak güçlendirmesi, Mavi Vatan doktrinine ve Türkiye’nin bölgedeki haklarına yönelik doğrudan bir meydan okumadır. AK Parti iktidarı, bu sinsi yayılmaya karşı koyamadığı gibi, Yunanistan’ın maksimalist taleplerini NATO içinde engellemek için herhangi bir diplomatik girişimde dahi bulunmamıştır. Bu, milli menfaatleri korumak bir yana, onların gaspına ortak olmaktır.

Gazze Soykırımında Söylem-Eylem Kopukluğu: İktidarın, iç politikada İsrail’e karşı kullandığı en ağır “soykırım” suçlaması ve sert söylem, NATO Zirvesi’nde yerini utanç verici bir sessizliğe bırakmıştır. Bildiride İsrail’in “kendini savunma hakkı”nın tanınması, AK Parti’nin Filistin konusundaki tüm çıkışlarının sadece seçim malzemesi ve iç kamuoyunu uyutma amaçlı takiye olduğunu göstermiştir.

Anti-Demokratik Dayatma: Tüm bu kararlar alınırken TBMM’nin tamamen devre dışı bırakılması, tek adam rejiminin dış politikayı nasıl bir kara kutuya çevirdiğinin göstergesidir. Bu hayati kararların kapalı kapılar ardında alınması, Anayasa’nın ve demokrasinin açıkça ihlali olup, meşruiyetini tamamen yitirmiş bir iktidarın dayatmasıdır.

Artık Uyanan Kamuoyunun Kesin Hükmü: ABD ve NATO’ya Şartsız Ret

Türk kamuoyu, siyasi elitlerin aksine, yaşananları net bir şekilde görmektedir. Yapılan tüm araştırmalar, AK Parti’nin Batı ile dansının toplum nezdinde iflas ettiğini belgelemektedir. Toplumun ezici bir çoğunluğu ABD’yi yalnızca bir müttefik olarak değil, Türkiye’nin en büyük tehdidi olarak görmektedir. PKK/PYD’ye verilen silahlar, FETÖ’ye kucak açan himayeci tutum ve ekonomik bağımlılık, bu öfkenin ana kaynaklarıdır.

NATO algısı ise bir kandırılmışlık duygusu üzerine kuruludur. Halk, NATO’yu Türkiye’nin güvenliğini sağlayan bir çatı olarak değil, aksine Türkiye’nin güvenliğini tehdit edenlerin toplandığı bir platform olarak görmektedir. NATO’dan çıkılması gerektiğini savunanların oranındaki artış, iktidarın başarısız politikalarının değil, toplumun sağduyusunun bir yansımasıdır. Toplum, iktidarın “çok yönlü politika” dediği şeyin aslında Rusya ile enerji iş birliğinden ibaret sığ bir dengecilik olduğunu görmekte; gerçek çok yönlü ve bağımsız bir dış politikanın inşasını talep etmektedir. AK Parti’nin kendi tabanında dahi yükselen bu Amerikan ve NATO karşıtlığı, iktidarın zirvede imza attığı teslimiyet belgesiyle birleştiğinde, patlamaya hazır bir toplumsal öfkenin habercisidir.

Sonuç: Ya Bağımsız Türkiye ya da Atlantik Vesayeti

Son NATO Zirvesi, AK Parti iktidarının dış politika iflasının ve stratejik tutarsızlığının tescili olmuştur. İç politikada “dik duruş” masalı anlatan iktidar, dış politikada milli menfaatleri en kaba şekilde çiğneyen bir anlayışın temsilcisine dönüşmüştür. Türkiye’nin önündeki seçenek açıktır: Ya ABD emperyalizminin jandarmalığını yapan NATO’ya tam biat ederek ikinci sınıf bir müttefik olmayı kabullenecek ya da gerçek anlamda bağımsız, çok merkezli ve ulusal onura dayalı bir dış politika inşa edecektir. Mevcut iktidarın tercihi maalesef ilk seçenekten yana olmuştur. Türkiye’nin bu bataklıktan kurtuluşu, toplumsal talepleri duyan, anti-emperyalist ve tam bağımsız bir siyasi iradenin iktidara gelmesiyle mümkün olacaktır.

Kaynakça

Allison, G. (2017). Destined for War: Can America and China Escape Thucydides’s Trap? Houghton Mifflin Harcourt.

Aydın, M. ve Dizdaroğlu, C. (2022). “Türk Dış Politikasında Batı Karşıtlığının Yükselişi: NATO ve ABD Algısında Kırılmalar.” Uluslararası İlişkiler Dergisi, 19(74), 3-25.

Balcı, A. (2017). Türkiye Dış Politikası: İlkeler, Aktörler ve AK Parti Döneminin Muhasebesi. Alfa Yayınları.

Çandar, C. (2016). “Stratejik Derinlikten Stratejik Sığlığa: AK Parti Dış Politikasının İflası.” Turkish Policy Quarterly, 15(3), 61-71. (Eleştirel Bir Okuma ile)

Davutoğlu, A. (2001). Stratejik Derinlik: Türkiye’nin Uluslararası Konumu. Küre Yayınları. (Bu eser, iktidarın teorik temeli olarak eleştirel analize tabi tutulmuştur.)

Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK). (2023). Transatlantik Eğilimler Raporu: Türkiye’de ABD Karşıtlığının Derinleşmesi. DEİK Yayınları.

German Marshall Fund. (2023). Transatlantic Trends 2023: The Collapse of Trust in the Turkish-American Alliance. GMF Publications.

Haas, M. (2022). The New Geopolitics: NATO’s Expansionist Agenda and Its Global Fallout. Routledge.

Kardaş, S. (2020). “Turkey’s S-400 Predicament: How Strategic Autonomy Rhetoric Masks Deepening Dependence.” Insight Turkey, 22(3), 11-26.

KONDA Araştırma. (2023). Türkiye’de Dış Politika ve Güvenlik Algısı: ABD ve NATO’ya Yönelik Güvensizlik Zirvede. KONDA Yayınları.

Larrabee, F. S. (2010). Troubled Partnership: US-Turkish Relations as a Case Study in Alliance Failure. RAND Corporation.

Metropoll Araştırma. (2024). Türkiye’nin Nabzı: NATO Üyeliği Sorgulanıyor, Bağımsız Dış Politika Talebi Yükseliyor. Metropoll Stratejik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi.

NATO. (2024). Washington Summit Declaration: A Critical Analysis of Its Implications for Turkey. NATO Public Diplomacy Division. (Belge, eleştirel söylem analizi ile yorumlanmıştır.)

ORC Araştırma. (2024). Seçmen Eğilimleri: Milli Güvenlik Tehdidi Algısında ABD Açık Ara Önde. ORC Yayınları.

Oğuzlu, T. (2012). “Turkey and NATO: From Reluctant Ally to Submissive Partner Under the AKP.” Journal of Balkan and Near Eastern Studies, 14(4), 419-435. (Güncellenmiş Bir Perspektifle)

Pew Research Center. (2023). Global Attitudes Survey: Record High Anti-Americanism in Turkey. Pew Research Center.

Snyder, G. H. (1997). Alliance Politics. Cornell University Press. (İttifak içi “terk edilme” ve “tuzağa düşürülme” ikilemini açıklamak için kullanılmıştır.)

Ülgen, S. (2022). “Redefining the US-Turkey Relationship: A Story of Broken Promises and Eroded Sovereignty.” Carnegie Europe Paper, July 2022.

Walt, S. M. (1987). The Origins of Alliances. Cornell University Press. (Türkiye’nin “tehdit dengesi” teorisi çerçevesinde neden ABD’yi tehdit olarak gördüğünü açıklamak için kullanılmıştır.)



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

  1. Alihan Şen avatarı
    Alihan Şen

    Aynen katılıyorum, Peki CHP ve MHP AKP’den farklı mı? Tabii ki hayır. AKP’nin Filistin/Gazze söylemi kendi partizan seçmen kitlesini konsolide etmesinden ibaret. Perde önü İsrail’e lanetlemeler, perde arkası ise İsrail’le ticaret. AKP’ye oy veren seçmen kitlesinde zerre kadar şuur, bilinç ve vicdan varsa sorgular ve araştırır. AKP’nin iktidardan gideceği kesin fakat CHP’nin ve MHP’nin iktidara gelmeyeceği kesin. O yüzden küresel sisteme bağlı kalan düzen partilere oy vermeyeceğiz.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar