Tam Bağımsızlıktan Atlantik Merkezli Siyasete: CHP Grup Başkanı Özgür Özel’in Newsweek Makalesi Üzerine Bir Devlet Felsefesi ve Siyaset Teorisi Eleştirisi

Okuma Süresi:

6–9 dakika
❤️

Cumhuriyet Halk Partisi Meclis Grup Başkanı Özgür Özel’in Newsweek dergisinde yayımlanan “Turkey’s Democratic Crisis Is Becoming a Security Crisis” başlıklı makalesi, Türkiye’deki siyasi krizi Batı güvenlik mimarisinin bir unsuru olarak çerçevelemektedir. Bu çalışma, Özel’in metnini Atatürk’ün “tam bağımsızlık” prensibi, ulusal egemenlik doktrini ve siyaset teorisinin özerklik-heteronomi ikiliği ışığında incelemektedir. İnceleme, makaledeki siyasal öznenin Türk milletinden Batı güvenlik kurumlarına kaydığını, meşruiyet zemininin iç hukuktan ve milli iradeden uluslararası jeopolitik gerekliliklere taşındığını ortaya koymaktadır. Varılan sonuç, bu söylemin bir demokrasi savunusundan ziyade, Türkiye’nin bağımsız karar alma kapasitesini aşındırma riski taşıyan, Atlantik merkezli bir bağımlılık manifestosu niteliği kazandığıdır.

Demokrasi Söylemi Altında Jeopolitik Hizalama

CHP Meclis Grup Başkanı Özgür Özel’in 2026 yılı Mayıs ayında Newsweek’te yayımlanan makalesi, yüzeyde Türkiye’deki demokratik standartların gerilemesine dair bir uyarı niteliği taşır. Ancak metnin retorik stratejisi ve nihai argümanı incelendiğinde, asıl meselenin Türk milletinin egemenlik hakkı değil, Batı güvenlik şemsiyesinin istikrarı olduğu görülür. Makalenin kurucu cümlesi şöyledir:

“Türkiye’nin demokratik krizi bir güvenlik krizine dönüşüyor.” (“Turkey’s democratic crisis is becoming a security crisis.”) (Özel, 2026)

Bu cümle, yalnızca bir tespit cümlesi değil, aynı zamanda söylemin bütün istikametini belirleyen bir çerçeveleme hamlesidir. Demokrasi, özü itibarıyla bir milletin kendi kaderini tayin etme meselesi olmaktan çıkarılmakta; Avrupa ve Amerika’nın sınır güvenliğini, enerji arzını ve göç kontrolünü ilgilendiren teknik bir meseleye dönüştürülmektedir. Bu çalışma, bu çerçevelemenin Cumhuriyet’in kuruluş felsefesiyle, modern siyaset teorisiyle ve Türkiye’nin stratejik özerkliğiyle olan köklü gerilimini açığa çıkarmayı amaçlamaktadır.

Millet Egemenliğinden Güvenlikleştirmeye: Siyasal Öznenin Yer Değiştirmesi

Özgür Özel’in yazısı boyunca en çarpıcı olgu, muhatabın belirsizleşmesidir. Bir Türk siyasi lider, kendi ülkesinin demokratik geleceğini tartışırken, sözü neden öncelikle Avrupa başkentlerine ve NATO planlamacılarına yöneltir? Bu sorunun cevabı, makalenin meşruiyet zemininde saklıdır.

Mustafa Kemal Atatürk, Cumhuriyet’in kuruluş manifestosu olan Nutuk’ta ve sayısız söylevinde egemenlik ilkesini tek ve tartışılmaz bir temele oturtmuştur:

“Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” (Atatürk, 1927)

Bu ilke, basit bir slogan değil, yeni Türk devletinin ontolojik temelidir. Egemenliğin kaynağını millet olarak tayin etmek, aynı zamanda siyasal meşruiyetin de tek kaynağını belirlemektir. Jean-Jacques Rousseau’nun “genel irade” (volonté générale) kavramıyla kuramsallaştırdığı bu zemin, siyasal toplumun meşruiyetini ne bir hükümdardan ne de dış bir güçten aldığını, doğrudan halkın ortak iyiyi hedefleyen iradesinden türediğini ifade eder (Rousseau, 1762).

Özel’in metninde ise meşruiyet, bu içsel ve milli kaynaktan koparılarak uluslararası sistemin işleyişine endekslenir. Makalede şu tespit yapılır:

“Türkiye’nin konumu, Avrupa’nın enerji güvenliği, göç yönetimi ve bölgesel istikrar için hayati öneme sahiptir. Türkiye’de demokrasinin çöküşü sınırları içinde kalmayacaktır.” (“Turkey’s location is of vital importance for Europe’s energy security, migration management, and regional stability. The collapse of democracy in Turkey will not remain within its borders.”) (Özel, 2026)

Burada demokrasinin değeri, kendi başına bir ideal olarak değil, Avrupa için yaratacağı dışsallıklar üzerinden ölçülmektedir. Siyaset teorisi dilinde bu, siyasal öznenin yer değiştirmesidir. Andrew Heywood’un belirttiği gibi, modern demokratik meşruiyet, yönetilenlerin rızasına dayanır ve bu rıza ancak siyasal topluluğun içinde üretilebilir (Heywood, 2013). Oysa Özel’in söylemi, rıza üretimini dışarıya taşımakta, Türk halkına “NATO ve AB için demokrasi olmazsa olmazdır” mesajını verirken, Batılı muhataplara “Türkiye’deki otoriterleşme sizin güvenliğinizi tehdit eder” uyarısını yapmaktadır. Bu ikili söylem, demokratik meşruiyetin içsel doğasını parçalamaktadır.

Felsefi Temeller: Özerklik, Heteronomi ve Siyasal Bağımlılık

Bu noktada Immanuel Kant’ın ahlak ve siyaset felsefesinde merkezi bir yer tutan özerklik (autonomy) ve heteronomi (heteronomy) kavramlarına başvurmak aydınlatıcı olacaktır. Kant, Ahlak Metafiziğinin Temellendirilmesi’nde özgürlüğü, kişinin kendi aklıyla kendine yasa koyabilmesi olarak tanımlar. Heteronomi ise, yasanın dışsal bir otoriteden, bir çıkar hesabından veya yabancı bir iradeden türemesidir (Kant, 1785).

Bu ayrımı devletler ve siyasi hareketler düzeyine taşıdığımızda şu sonuca ulaşırız: Bir ulus, siyasal tercihlerini kendi tarihsel deneyiminden, toplumsal dinamiklerinden ve ortak iradesinden türetiyorsa özerktir. Buna karşılık, siyasal eylemin gerekçelerini sürekli olarak dış merkezlerin ihtiyaçlarına, beklentilerine veya güvenlik kaygılarına referansla kuruyorsa, o siyaset heteronom bir karakter kazanır.

Özgür Özel’in makalesi incelendiğinde, Türkiye’deki demokrasi mücadelesinin neredeyse hiçbir noktada milletin özgürlük iradesine dayandırılmadığı, bunun yerine tamamen Avrupa’nın güvenlik mimarisiyle ilişkilendirildiği görülür. Metin, Türk halkının demokrasi talebini değil, Batı’nın istikrar beklentisini merkeze alır. Bu, Kantçı terminolojiyle tam bir heteronom siyaset örneğidir. Siyasi söylemin yasası, içeriden değil dışarıdan, Brüksel’den ve Washington’dan türetilmektedir.

Bu heteronom konumlanış, Carl Schmitt’in uyardığı bir tehlikeyi de akla getirir: Bir siyasi topluluk, dost-düşman ayrımını yapma kapasitesini, yani siyasal olanın özünü, yabancı bir gücün belirleyiciliğine terk ederse, bağımsız bir siyasal varlık olmaktan çıkar (Schmitt, 1932). Özel’in metni, dost ve düşman tanımlarını Türkiye’nin iç siyasi hattına göre değil, NATO’nun güvenlik şemsiyesine göre yapma eğilimiyle maluldür.

Tam Bağımsızlık Doktrini Karşısında Atlantik Merkezli Siyaset

Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinin bu meseleyle ilgili pozisyonu tartışmaya mahal bırakmayacak kadar nettir. Mustafa Kemal Atatürk, 1921’de yaptığı bir konuşmada tam bağımsızlık kavramını şöyle tanımlamıştır:

“Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve her hususta tam bağımsızlık demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan mahrumiyet, millet ve memleketin gerçek anlamıyla bütün bağımsızlığından mahrumiyeti demektir.” (Atatürk, Söylev ve Demeçler)

Bu tanım, bağımsızlığın yalnızca askeri ve siyasi değil, aynı zamanda zihinsel ve söylemsel bir boyutu olduğunu da zımnen içerir. Siyasal düşüncenin merkezinin, istikametinin ve gerekçelerinin bağımsız olması, tam bağımsızlığın ayrılmaz bir parçasıdır.

Özgür Özel’in yazısı bu çerçeveden değerlendirildiğinde, ağır bir felsefi ve stratejik uyumsuzluk gösterir. Makale boyunca Avrupa’nın güvenliği 8 kez, NATO ve transatlantik bağlar 5 kez referans noktası olarak kullanılırken, Türk milletinin iradesi, ortak hafızası veya egemenlik hakkı tali unsurlar olarak dahi anılmaz. Bu, sadece bir retorik tercihi değil, bir siyasi ontoloji beyanıdır: Türkiye’nin kaderini tayin edecek merci, millet değil, Atlantik güvenlik mimarisidir.

Hâlbuki Antonio Gramsci’nin hegemonya kavramı burada açıklayıcı olabilir. Gramsci’ye göre bir siyasi sınıf, sadece zor aygıtlarıyla değil, rıza üretimiyle de iktidarını kurar. Rıza, sivil toplumun kurumları aracılığıyla inşa edilir (Gramsci, 1971). Özel’in Newsweek gibi Batı kamuoyunun seçkin yayın organlarından birinde, Türkiye’nin iç siyasi meselesini Atlantik güvenliği diline tercüme etmesi, Batılı devletlerin ve güvenlik bürokrasilerinin rızasını üretmeye yönelik bir hegemonik pratiktir. Bu, “Türkiye’nin meşru muhalefeti bizim müttefikimizdir, onu destekleyin” alt metnini taşır. Ancak bu strateji, tam bağımsızlık doktrinine aykırı olarak, rıza üretiminin merkezini Türk milletinden Atlantik ittifakına kaydırdığı ölçüde sorunludur.

Makalenin Yarattığı Stratejik ve Teorik Riskler

Özgür Özel’in benimsediği bu dil, görünürdeki demokrasi savunusunun ötesinde, uzun vadede Türkiye’nin siyasi kültürü ve devlet felsefesi açısından onarılmaz sonuçlar doğurabilecek üç yapısal risk barındırmaktadır.

İlk risk, dış müdahalenin meşrulaştırılmasıdır. Bir ülkenin ana muhalefet partisinin grup başkanı, kendi ülkesindeki siyasi krizi “uluslararası güvenlik sorunu” olarak kodladığında, bu tanım kaçınılmaz olarak dış aktörlere müdahale için söylemsel bir zemin sunar. “Demokratik gerileme sınırlarınızın ötesine taşacak” uyarısı, aslında “bu sadece iç meselemiz değil, sizin de meseleleriniz” diyerek egemenliğin en temel kalkanı olan iç işlerine karışmama ilkesini zayıflatır.

İkinci risk, siyasal çözüm adresinin yabancılaşmasıdır. Eğer demokrasi mücadelesinin gerekçesi Batı’nın güvenlik ihtiyacı olarak sunulursa, demokrasinin öznesi olan millet, kendi kaderinin nesnesine dönüşür. Jürgen Habermas’ın iletişimsel eylem kuramı çerçevesinde, meşru bir siyasal karar ancak ilgili herkesin eşit katılımıyla ulaşılan bir konsensüse dayanabilir (Habermas, 1981). Oysa Özel’in söylemi, Türk halkını bu kamusal tartışmanın öznesi olmaktan çıkarıp, Batı güvenlik elitlerinin karar alacağı bir nesne konumuna indirgemektedir.

Üçüncü ve en vahim risk, stratejik bağımlılığın içselleştirilmesidir. Bir muhalefet hareketi, kendi varlık gerekçesini ve başarı ihtimalini sürekli olarak Batı’nın desteğine endekslediğinde, iktidara geldiğinde de bağımsız karar alma kapasitesini kullanamaz hale gelir. Bu, bağımsızlığın sadece hukuki değil, zihinsel olarak da kaybedilmesidir. Türkiye’nin son yirmi yılda çok kutuplu dünyada manevra kabiliyeti kazanma çabalarının tam karşısına, yeniden tek merkeze bağımlı bir siyaset anlayışını yerleştirir.

Sonuç: Demokrasi Millet İçindir, NATO İçin Değil

CHP Grup Başkanı Özgür Özel’in Newsweek makalesi, Türkiye’nin demokrasi sorununu Avrupa ve NATO’nun güvenlik çıkarlarıyla ilişkilendirerek, görünüşte demokratik bir duruşu, özünde Atlantik merkezli bir bağımlılık anlayışını yeniden üreten bir metindir. Bu metin, demokrasi talebini kendi başına değerli bir ideal olarak değil, Batı güvenliğinin bir türevi olarak sunduğu ölçüde, Cumhuriyet’in tam bağımsızlık ve milli egemenlik esaslarıyla temel bir çelişki içindedir.

Türkiye’nin demokrasiye ihtiyacı vardır. Fakat bu ihtiyaç, NATO’nun güney kanadı sağlam kalsın diye değil, Türk milleti özgür ve onurlu bir hayat sürsün diye vardır.

Türkiye’nin hukuk devletine ihtiyacı vardır. Fakat bu ihtiyaç, Avrupa’nın enerji arz güvenliği riske girmesin diye değil, vatandaş keyfi yönetimden korunsun diye mevcuttur.

Ve Türkiye’nin geleceğini belirleyecek olan, ne Brüksel’dir ne Washington’dur ne de herhangi bir NATO karargâhıdır. Kayıtsız ve şartsız olarak, yalnızca Türk milletinin iradesidir.

Bir Türk siyasetçisinin, kendi ülkesindeki siyasi mücadeleyi dış güç merkezlerinin diline ve ihtiyaçlarına tercüme etme ihtiyacı duyması, temsil ettiğini söylediği toplumla arasındaki mesafenin en açık göstergesidir. Bu mesafe kapanmadığı sürece, yazılan her İngilizce makale, demokrasiyi savunmaktan çok, bağımlılığı yeniden üreten bir metin olarak tarihe geçecektir.


Kaynakça

· Atatürk, M. K. (1927). Nutuk. Ankara: Türk Tayyare Cemiyeti Yayınları.
· Atatürk, M. K. (1952). Söylev ve Demeçler (Cilt 1-3). Ankara: Türk İnkılap Tarihi Enstitüsü Yayınları.
· Gramsci, A. (1971). Selections from the Prison Notebooks. (Q. Hoare & G. N. Smith, Çev. ve Ed.). New York: International Publishers.
· Habermas, J. (1981). Theorie des kommunikativen Handelns. Frankfurt am Main: Suhrkamp Verlag.
· Heywood, A. (2013). Political Theory: An Introduction. Londra: Palgrave Macmillan.
· Kant, I. (1785). Grundlegung zur Metaphysik der Sitten. Riga: Johann Friedrich Hartknoch.
· Özel, Ö. (2026, Mayıs). Turkey’s Democratic Crisis Is Becoming a Security Crisis. Newsweek.
· Reuters. (2026, Mayıs). Turkey’s Opposition Warns of Democratic Backsliding.
· Rousseau, J.-J. (1762). Du contrat social; ou, Principes du droit politique. Amsterdam: Marc-Michel Rey.
· Schmitt, C. (1932). Der Begriff des Politischen. Münih: Duncker & Humblot.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar