Son bir yılda CHP’li belediyelere yönelik yürütülen operasyonlar, Türk siyasetinde yalnızca parti kapatma davaları ya da askeri darbeler döneminde görülebilecek yoğunlukta bir yargı seferberliğine dönüşmüştür. 31 Mart 2024’te yapılan yerel seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisi, yüzde 37,8 oyla birinci parti konumuna yükselirken, sandıktan çıkan bu sonuç yalnızca bir seçim başarısı değil, aynı zamanda 22 yıllık Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarına karşı güçlü bir meydan okuma olarak şekillenmiştir. Ne var ki sandığın bu mesajı, Ekim 2024’ten itibaren sistematik bir yargı operasyonu dalgasıyla karşılanmıştır. CHP’li belediyelere yönelik başlatılan soruşturmalar, gözaltılar ve tutuklamalar, sadece yolsuzlukla mücadele çerçevesinde değerlendirilemeyecek ölçüde siyasi sonuçlar doğurmuş ve Türkiye’de hukuk devleti ilkesinin erozyonuna dair derin bir tartışmayı alevlendirmiştir. Son bir yılda CHP’li 6’sı büyükşehir olmak üzere toplam 26 belediye başkanı hakkında çeşitli suçlamalarla işlem yapılmış, bu isimlerden 24’ü tutuklanmış ve yalnızca üçü tahliye edilebilmiştir.
Bu operasyonların en kritik ve ahlaki açıdan en sorunlu boyutu, yargı baskısının siyasi bir silah olarak kullanılması ve belediye başkanlarının “ya rozet ya kelepçe” ikilemiyle karşı karşıya bırakılmasıdır. İktidar partisi, hakkında yolsuzluk soruşturması açılan CHP’li belediye başkanlarını partisine katılmaya zorlamış, bu tehdide direnemeyen 15’i aşkın belediye başkanı istifa ederek AKP saflarına geçmek zorunda kalmıştır. Kısa Dalga’nın haberine göre, 31 Mart seçimlerinden sonra CHP’den istifa eden 17 belediye başkanından 15’i doğrudan AKP’ye katılmıştır. Bu geçişler, halkın iradesinin ve demokratik meşruiyetin adeta toptan gasbı anlamına gelmekte, seçmenin tercihlerinin cezaevi tehdidiyle hiçe sayıldığı bir siyasi atmosfere işaret etmektedir. CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “Ya AKP’ye katılacaksın ya Silivri’ye atılacaksın” sözleri, bu ahlaki çöküşün en veciz özeti olarak tarihe geçmiştir. Belediye başkanlarının yargı baskısı altında saf değiştirmesi, yalnızca bireysel bir ahlaki zaaf değil, aynı zamanda iktidarın yargıyı bir sopa gibi kullanarak muhalefeti dizayn ettiği sistemli bir operasyonun parçasıdır.
Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun süreci, bu sistematik operasyonun en çarpıcı örneklerinden birini oluşturmaktadır. 2025 yılının Ağustos ayında gündeme gelen iddialara göre, Çerçioğlu hakkında Aziz İhsan Aktaş soruşturması kapsamında yürütülen yolsuzluk dosyaları gerekçe gösterilerek AKP’ye geçmesi yönünde baskı kurulmuştur. Gazeteci İsmail Saymaz’ın aktardığına göre, CHP’li yetkililer Çerçioğlu’nun “yolsuzluk soruşturmasından kurtulmak için AK Parti’ye geçeceğini” belirtmiş, bu iddia CHP tarafından da doğrulanmıştır. CHP Genel Başkan Yardımcısı Ensar Aytekin, tutuklu belediye başkanlarını anımsatarak “zayıf halka aradılar, Aydın’da buldular” sözleriyle Çerçioğlu’na yönelik yargı tehdidine dikkat çekmiş ve bu geçişin kişisel bir tercih değil, örgütlü bir baskının sonucu olduğunu teyit etmiştir. Çerçioğlu’nun beraberindeki Yenipazar, Sultanhisar ve Söke belediye başkanlarıyla birlikte AKP’ye katılması, Aydın ölçeğinde halk iradesinin toplu olarak gasp edilmesi anlamını taşımaktadır. Seçmenin 2024’te CHP’ye verdiği yetkinin, ceza soruşturması tehdidi altında iktidar partisine devredilmesi, demokratik temsil ilkesinin özüne yönelik bir saldırıdır.
Uşak Belediyesi’ne yönelik yürütülen soruşturmalar da benzer bir tabloyu gözler önüne sermektedir. CHP’li Belediye Başkanı Özkan Yalım, yolsuzluk ve rüşvet suçlamalarıyla tutuklanmış, dosyada yer alan bilgilere göre belediye kaynakları kişisel çıkarlar için kullanılmış, hatta pavyon faturalarının dahi belediye bütçesinden ödendiği iddia edilmiştir. TRHaber’de yer alan habere göre, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Örgütlü Suçlar Soruşturma Bürosu tarafından yürütülen soruşturmada, Uşak’taki eğlence merkezlerinin bir rüşvet çarkına bağlandığı, işletme saatlerinin uzatılması karşılığında haftalık 500 bin TL rüşvet alındığı ve bu paraların yurt dışına aktarıldığı öne sürülmüştür. Yalım’ın etkin pişmanlık kapsamında verdiği ifade ise soruşturmanın sadece kişisel yolsuzluklarla sınırlı olmadığını, CHP içindeki örgütsel bağlantıları da hedef aldığını göstermektedir. Yalım ifadesinde, CHP’nin 38. Olağan Kurultayı sürecinde delegelerin, çocuklarının CHP’li belediyelerde işe alınması karşılığında Özgür Özel’i desteklediklerini söylediklerini ve bu listeyi CHP yönetimine ilettiğini iddia etmiş; ayrıca Uşakspor’da 10 futbolcunun belediye kadrosunda çalışıyor gibi gösterildiğini ancak fiilen çalışmadıklarını açıklamıştır. Bu ifadeler, bir yandan belediyedeki usulsüzlükleri ortaya dökerken diğer yandan iktidarın bu bilgileri CHP üzerindeki baskıyı artırmak için nasıl kullandığını da göstermektedir.
Antalya Büyükşehir Belediyesi’nde yaşananlar ise operasyonun kapsamının ne denli geniş olduğunu ortaya koymaktadır. Belediye Başkanı Muhittin Böcek, 5 Temmuz 2025’te başlatılan yolsuzluk soruşturması kapsamında tutuklanmış, iddianameye göre belediyeden ihale alan dört kişinin hak ediş ödemelerinin yapılması için Böcek ve oğlu Mustafa Gökhan Böcek’e toplam 195 milyon lira rüşvet verdiği iddia edilmiştir. BBC Türkçe’nin aktardığına göre, Antalya Büyükşehir Belediyesi’nin iştiraki olan ANSET’e yönelik soruşturma genişleyerek devam etmiş, son olarak 5 Mayıs 2026’da 27 şüpheli adliyeye sevk edilmiş ve 14’ü tutuklanmıştır. Antalya Su ve Atıksu İdaresi ile iştirak şirketi ALDAŞ üzerinden toplam 399 milyon 507 bin liralık kamu zararına yol açıldığı iddia edilmiştir. Ancak burada asıl dikkat çekici olan, Antalya’ya bağlı Serik Belediye Başkanı Kadir Kumbul’un da CHP’den istifa ederek AKP’ye geçmeye hazırlandığının duyurulmasıdır. Bir yanda büyükşehir belediyesine yönelik yürütülen soruşturmalar sürerken, diğer yanda ilçe belediye başkanlarının saf değiştirmeye zorlanması, operasyonun merkez ve taşra arasında nasıl eşgüdüm içinde yürütüldüğünü ortaya koymaktadır.
Bolu Belediyesi’ne yönelik yolsuzluk soruşturması da aynı örüntünün bir parçasıdır. CHP’li Belediye Başkanı Tanju Özcan, “irtikap” suçlamasıyla evinde gözaltına alınmış, belediye başkan yardımcıları ve meclis üyelerine yönelik kapsamlı bir operasyon yürütülmüştür. NTV ve Hürriyet’in haberlerine göre, soruşturma kapsamında belediye yöneticilerinin reklam sözleşmesi imzalamayan marketleri denetim ve faaliyetten men tehdidiyle zorladığı iddiaları incelenmiştir. Bolu’da yürütülen soruşturmanın içeriği ve yöntemi, iktidarın muhalif belediyelere yönelik baskı mekanizmasının standart bir şablon üzerinden işlediğini göstermektedir: Önce soruşturma açılır, ardından gözaltı ve tutuklamalarla belediye yönetimi felç edilir, son olarak ya kayyım atanır ya da belediye meclisinde farklı bir isim başkan seçilir. Tanju Özcan’ın tutuklanması, CHP’nin en güçlü olduğu belediyelerden birinin daha iktidarın denetimine geçirilmesi riskini doğurmuştur. Nitekim 11 Nisan 2026 tarihli Hürriyet haberine göre, Bolu Belediyesi’ne yönelik yolsuzluk soruşturmasında Belediye Başkan Yardımcısı Leyla Beykoz’un da aralarında bulunduğu 4 kişi tutuklanmıştır.
Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal’ın CHP’den istifa ederek AKP’ye geçişi ise bu sürecin en dramatik sahnelerinden biri olarak kayda geçmiştir. Köksal, 12 Mayıs 2026’da Ankara’da düzenlenen AKP Genişletilmiş İl Başkanları toplantısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın elinden parti rozetini takmış, geçiş gerekçesini “CHP’de siyaset yapma imkânı kalmamıştı” sözleriyle açıklamıştır. Köksal, kendisine yönelik tehdit iddialarını yalanlamış, ancak CHP Genel Başkanı Özgür Özel’in “5-6 ay sonra iktidara geleceğim ve seni affetmeyeceğim” şeklinde bir mesaj gönderdiğini iddia ederek tehdidi parti içine yönlendirmiştir. Köksal’ın geçişi, Dinar Belediye Başkanı Veysel Topçu ile eşzamanlı gerçekleşmiş ve bu iki geçiş, Afyonkarahisar’da CHP’nin seçim zaferinin bir yıl sonra tamamen iktidar partisine teslim edilmesiyle sonuçlanmıştır. Bu tablo, seçmen iradesinin sistematik bir operasyonla nasıl tersine çevrilebileceğinin somut kanıtıdır.
Yolsuzluk operasyonlarının ahlaki ve siyasi boyutunu daha iyi kavrayabilmek için, birbiriyle bağlantılı üç ayrı düzlemde değerlendirme yapmak gerekir: Yargısal boyut, siyasal boyut ve toplumsal boyut. Yargısal boyutta, operasyonların seçici niteliği ve muhalefet partisine mensup belediye başkanlarını orantısız biçimde hedef alması, hukuk devleti ilkesini temelden sarsmaktadır. Siyasal boyutta, belediye başkanlarının cezaevi tehdidi altında parti değiştirmeye zorlanması, siyasi rekabeti adil olmaktan çıkarmakta ve iktidar partisinin muhalefeti yargı eliyle tasfiye ettiği bir düzene evrilmektedir. Toplumsal boyutta ise halkın oylarıyla seçtiği temsilcilerin görevden uzaklaştırılması ve yerlerine kayyım atanması, demokratik katılımın anlamını boşa çıkarmakta ve yurttaşların sisteme olan güvenini derinden zedelemektedir. Bu üç boyutlu müdahale, Türkiye’de yerel yönetimlerin iktidar partisinin tam denetimine alınması için yargının bir araç olarak kullanıldığını açıkça ortaya koymaktadır.
Sonuç olarak, son bir yılda CHP’li belediyelere yönelik yürütülen yolsuzluk operasyonları, yargının siyasi bir sopaya dönüştürülmesinin ve iktidar partisinin muhalefeti tasfiye etmek için hukuku araçsallaştırmasının en somut örneklerini oluşturmaktadır. Aydın, Uşak, Antalya, Bolu ve Afyonkarahisar başta olmak üzere ülke genelinde yürütülen operasyonlar, yalnızca belediye başkanlarını değil, aynı zamanda milyonlarca seçmenin iradesini de hedef almaktadır. Belediye başkanlarının yolsuzluk suçlamalarıyla karşı karşıya bırakıldıktan sonra AKP’ye geçmeye zorlanması, bir yandan iktidar partisine siyasi meşruiyet kazandırmakta, diğer yandan muhalefetin kurumsal kapasitesini ve seçmen nezdindeki güvenilirliğini baltalamaktadır. Bu ahlaki olmayan güç toplama ve sindirme operasyonu, demokratik siyasetin temel kurallarını ayaklar altına almakta ve Türkiye’yi hukuk devleti olmaktan giderek uzaklaştıran bir rotaya sokmaktadır. Kalıcı bir çözüm, yargının bağımsızlığının yeniden tesis edilmesinden, siyasi iktidarın yargı üzerindeki vesayetinin sona erdirilmesinden ve seçilmişlerin görevden alınmasının ancak kesinleşmiş yargı kararlarıyla mümkün olabileceğine dair anayasal güvencelerin güçlendirilmesinden geçmektedir.
Kaynakça
BBC Türkçe. (2026, 5 Mayıs). Antalya Büyükşehir Belediyesi’ne yönelik yolsuzluk soruşturması: 27 şüpheli adliyeye sevk edildi, 14’ü tutuklandı. https://www.bbc.com/turkce
Diken. (2026, 22 Nisan). İki yılda kaç CHP’li belediye başkanı tutuklandı, kaçı görevden alındı? https://www.diken.com.tr/iki-yilda-kac-chpli-belediye-baskani-tutuklandi-kaci-gorevden-alindi/
Hürriyet. (2026, 11 Nisan). Bolu Belediyesi’ne yolsuzluk soruşturması: Başkan yardımcısı dahil 4 kişi tutuklandı. https://www.hurriyet.com.tr
Hürriyet. (2026, 12 Mayıs). Afyonkarahisar Belediye Başkanı Burcu Köksal AK Parti’ye katıldı. https://www.hurriyet.com.tr
İsmail Saymaz. (2025, Ağustos). Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu’nun AKP’ye geçiş sürecine ilişkin değerlendirmeler. Sosyal medya paylaşımları ve köşe yazıları.
Kısa Dalga. (2026). 31 Mart seçimlerinden sonra CHP’den istifa eden 17 belediye başkanından 15’i AKP’ye katıldı. https://www.kisadalga.com
NTV. (2026). Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan gözaltına alındı. https://www.ntv.com.tr
TRHaber. (2026). Uşak Belediye Başkanı Özkan Yalım’ın etkin pişmanlık ifadesi ve rüşvet çarkına ilişkin iddialar. https://www.trhaber.com




Bir yanıt yazın