Sn. Gündoğmuş’a (büyük sorunun) gündemde kalması için yaptığı katkısına ve duyarlığı için çok teşekkür ederim.
Trabzonlu ülkücü delikanlının söylediklerinden şu çıkarımı yapabiliriz:
Türkiye’deki seçmenin çok büyük kısmı “ algılarında taht kurmuş“ partilere oy vermektedir. Gerçeklerle yüz yüze geldiklerinde bunun ayırtına varabilmekteler.
Koç Topluluğunu (holding) fi tarihinden beri nerede durduğunu merak edenler için Sivil Örümceğinin Ağında(Project Democracy ) kitabında tatmin edici bilgiler olduğu malum
Maalesef örgütlü kötülüğün her zaman, her yerde var olduğunu neden oldukları nahoş şeylerin ortaya çıkmasıyla fark edilebilmekte.
Ülkesi ve milleti için kaygılıların örgütlenememek gibi sorunu olduğunu yazıp konuya ilişkin üç alıntıya yer verelim.
1) V. Gregorius’un 1821’de Rus Çarı’na yazığı mektuptan:
“Çar Cenapları, siz Türk milletini yok etmenin tek yolunun savaş olduğunu düşünüyorsunuz. Bu görüşünüz doğru değildir…. Onları yok etmenin tek yolu, uzun vadeli çalışarak inanç ve geleneklerini sarsmak, yaşam biçimlerini bozmaktır… Güçleri buradan gelir. Bunu bozmak gerekir… Ahlakları zaafa uğradımı, çürük bir ağaç gibi kırılırlar, yeniden büyüyemezler. Türkleri ahlakları sağlamken yenseniz bile, sağlam ağaç budaması gibi daha gür dallanırlar ve yeniden ağaç olurlar.” ( 1)
2) Mustafa Kemal Paşa, 25 Aralık 1922’de Le Journal gazetesi muhabiri Paul Heriot’ya Çankaya’da verdiği beyanatta Patrikhane konusunda söyledikleri(özet):
“Bir fesat ve ihanet ocağı olan, ülkede ayrılık ve uyuşmazlık tohumları saçan, Hıristiyan hemşehrilerimizin huzur ve refahı için de uğursuzluk ve felaket simgesi olan Rum Patrikhanesi’ni artık topraklarımızda barındıramayız. Bu tehlikeli örgütü ülkemizde tutmamız ne gibi gerekçe ve nedenle ileri sürülebilir? Türkiye’nin Rum Patrikhanesi için topraklarında bir sığınak göstermeye ne zorunluluğu var? Bu fesat yuvasının gerçek yeri Yunanistan değil midir?”(2)
3) Birinci Cumhurbaşkanımız Gazi Mareşal Mustafa Kemal Atatürk ”…Asıl olan iç cephedir. Bu cephe bütün memleketin, bütün milletin meydana getirdiği bir cephedir.
Görünürde ki cephe, doğrudan doğruya ordunun düşman karşısında ki silahlı cephesidir.
Bu cephe sarsılabilir, değişebilir, yenilebilir.
Fakat, bu durum hiçbir zaman bir memleketi, bir milleti yok edemez.
Önemli olan, memleketi temelinden yıkan, milleti esir ettiren iç cephenin çöküşüdür……..Meclisin zihniyeti, çalışmaları ve durumu düşmana ümit verici olmadıkça iç ve dış cephelerimizin yerinden oynamasına imkan ve ihtimal yoktur…”( 15-20 Ekim 1927, NUTUK- Sayfa 453)
Sonuç olarak şu özet yapılabilir:
• Fener Rum Patrikhanesi “Yeni Bizans” ı oluşturma hayalini terk etmemiştir.
• Patrikhane’nin konumunu güçlendiren her girişim Türkiye’nin aleyhine sonuçlar doğurur
• Emperyalist merkezlerle kısa dönemli geçici çıkarlar için 1946’dan buyan işbirliği yapan siyasi güçler , orta ve uzun vadede Türkiye’yi ciddi bir sorunla baş başa bırakmaktadır.
• Emperyalist merkezlerin Rusya’ya karşı kullandıkları Patrikhane’ye verdikleri desteğin daha da artacağı kesindir.
• Rusya ve bütün Ortodoks dünyasını denetim altında tutmak isteyen emperyalist güçler aynı Vatikan gibi, Türkiye’yi zayıf gördükleri bir anda Patrikhane’ye de İstanbul’da surlarla çevrili bir devlet statüsü kazandırma girişimlerini bırakmayacaktır.
• Ekümeniklik maskesiyle Türkiye’nin egemenliğine müdahale etmeyi alışkanlık hale getiren gözü kara Baş Papazın uluslararsı ilişkilerde attığğı adımlar TBMM’de kurulacak “Araştırma Komisyonu” tarafından araştırılmasına bir an önce başlanması temennimiz olsun
(BU YAZI DERLEMEDİR)
(1 )Merkezi İstanbul’da olan Etnik-i Eterya’nın bir üyesi olan Fener Patriği Gregorios isyanın ele başıydı. II.Mahmut’un bu isyanın sorumlularını bulmak için başlattığı araştırmada, Patrikhane’de yapılan arama sonucu Fener Patriği’nin söz konusu isyandaki rolünü ve Rus Çarı ile olan ilişkisini ortaya çıkaran belgelere ulaşılır.
[2] ÇEÇEN Anıl, Türkiye’nin B Planı, Kilit Yayınları 2011, s.169






Bir yanıt yazın