Atatürk gazetecinin sorusuna yanıt veriyor, 1933

Okuma Süresi:

4–5 dakika
❤️

Mustafa Kemalin dehası sayesinde yeniden doğuş!

Ankara’yı gezmiş olan İngiliz kadın yazar Grace Ellison yazıyor.

Büyük İngiliz gazetelerinden “Deyli Telgraf,, in dün gelen sayısında okunmuştur:

1922 senesinin sonlarına doğru, Türkiye başvekili, Ankarayı ziyaret etmemi temin etti. Ankarayı bütün dünyadan ayıran süngü hattının gerisine kabul olunan biricik Avrupalı kadındım. O zaman, yeni Türkiyenin halıkı, Gazi Mustafa Kemali tetkik için birçok fırsatlar elde ettim.

Mustafa Kemal, o günlerde, padişaha isyan eden birkaç çeteden yarattığı Türk ordusunun baş kumandanı, gene kendisinin yarattığı Türkiye B. M. Meclisinin reisi idi ve Çankaya tepesinde mütevazi bir evde yaşıyordu.

Ankara, o zaman, müstahkem bir Asyaî kasaba idi. Selçuklara ve Romalılara ait eserlerle, duvarların bir kısmını tezyin eden ve (Oğustos) a ait kitabe ile meşhurdu. Iptidailik ne kadar kabili tasavvursa o derece iptidai idi. Şurada burada birkaç ev serpilmişti. Yol yoktu, evlerin numaraları yoktu. Çiftçilerden başka çalışan bir kimse yok gibiydi. Avrupa hayatına göre burası asırlarca geriydi. O zaman Mustafa Kemal: “Biz, burada kurunu vustadayız!,, dedi.

O sırada halk, çift sürerek yaşıyordu. Kağnıların gıcırtıları огtalığı velveleye boğuyordu. Şalvarrlı, örtülü kadınlar, tarlaları işlemekteydi. Bunlar bana zeki bir paşanın sözlerini hatırlatıyordu:

“Toprağı sürecek dört zevceye malik olmanın bir manası vardır. Fakat, Paristen elbise sipariş edecek dört zevcenin hiç bir manası yoktur…”

Yollar yol denilecek halde degildi, bunlar delik, deşik, taşlık bir takım şeylerdi. Ve insan bunların üzerinden düşerek kalkarak yürürdü.
Yollarda işliyen arabalar gerçi iptidai idi, fakat sürücüleri pek hünerliydi. Yalnız Ankarada arabaların sayısı iki idi. Bugün Ankara taksilerle doludur.

O zaman yolcuların inebileceği yerler, iptidal hanlardı. Burada kadınlar için daireler yoktu. Onun için bir Amerikalı misyonerin, ve bir Türk sefirinin iki oğlu tarafından işgal edilen odada ikamete mechur olmuştum.

Vekäletler bir ahşap bina idi. Merdivenler insanın ayağı altında esner, ve gıcırdardı. O zaman, bunların en mühimmi sayılan birinde misafir edilmiştim. Bana müşkülátla bir yatak buldular. Duvardaki bir delikten komşum olan iyi at kafaları uzanırlar, ben de onları okşardım.

Bugün Ankaranın muhteşem ve sıhhi otelleri var. Vekålet’er için mükemmel binalar yapılmıştır.

O sıralarda Gazi ile görüştüğüm zaman bana:

Beş sene sonra gel! Herhalde bir değişiklik göreceksiniz! demişti.

Beş sene sonra Ankaraya tekrar gittim. Ve Gazi Hz. ni tekrar bir başvekil tarafından verilen baloda gördüm.

Bu balo, Türk ve Avrupalı kadınlara verilen ilk balo idi.

Türk kadınlarının bir kısmı, gerçi, örtüsünü çıkardıkları için, biraz utanıyorlardı. Gazi Hz. bunu görünce onlara doğru yürüdü ve bir söz söylemeden onları dışarı çıkardı.

Sonra bana dönerek:

Şimdi ne diyorsunuz?

Dedi.

Umumi harpten evel Türkiyede görülen her şey, müzeye gitmişti.

Yalnız dı müstesna. Fakat nihayet ona da sıra geldi.

Harem hayatını da bildiğim için gördüğüm tahavvül harikulade idi.

Yeni Ankara bir Alman mimarının planına göre inşa olunmuştur.

Ankara, tam bir garp devletinin merkezidir. Şark namına orada görülebilecek şey, beyaz binaları çerçeveliyen koyu mavi çinilerdir.

Her tarafta cazip köşkler, mükellef binalar görürsünüz. Güzel giyinen erkek ve kadınları ya kolkola yürüyor, yahut dans ediyor, yahut tenis oynuyor, yahut tıp veya hukuk mektebinde yanyana, daima birlikte çalışmış gibi çalışıyor görürsünüz.

Yeni Türkiyenin hálkındaki sürükleyici ne yaman ki şarklı bir devleti garplı hir devlet yaptıktan başka harpten evelki tembel Türkü çalışkan ve faal işçi haline getirmiştir.

Ankara, yalnız Gazinin değil, her Türkün iftihar ettiği bir merkezdir.

Türkler, şüphesiz, Istanbulu severler, fakat Istanbul eski Kostantinindir. Halbuki Ankara Türk’erin kendi abidesidir. Onu kendileri inşa ettiler. Kendi paralarıyla yaptılar. Hem de bu şehri. Gazinin kendilerini ebediyen kurtardığı Avrupa müdahalesinden tamamiyle uzak olarak vücuda getirdiler.

Gazi Mustafa Kemal bütün ömrünce Türkiye için çalıştı. Gazi on yaşında bile bir beyanname yazarak mektep arkadaşlarını isyana teşvik etmişti. Gazi, bu suretle, kendini istikbal için hazırlıyordu.

Mustafa Kemal ile kendini sayan her Türk için harem bir zilletti. Yabancıların istihzaları onları için için yaralıyordu. Sultanların devrinde erkeklerle kadınlar, biribirinden tamamiyle ayrı idiler.

1922 de Yunan gailesi bertaraf edildikten sonra muharebede tahrip olunan trenlerin çokluğu yüzünden erkekler trenlerin üstünde ve kadınlar içinde seyahat ediyorlardı.

Ne yapmak isteğini evvelâ tayin et. Sonra onu yap. Katiyen korkma!

İş başında bulunan bir adam sıfatıyle bir kimsenin seni hükümet işinde zaaf ile itham etmesin. Halka en mülayim hü kümet şeklini seç ve nasıl idare edileceğini anlat!

Mustafa Kemale göre uluhiyet terakkidir, şeytan cehalettir. Tarih de geri olan her insanım karşısından geçeceği bir mahkemedir.

Gazinin hayranlarından biri sordu:

Tarih hakkınızda ne diyecek?

Gazi gülerek cevap verdi:

Tarih diyecek ki, bir sürü alçağın kendisine karşı gelmesine rağmen, Kemal elinden geleni yaptı.

Kadınlardan bahse başladık:

Kadınlar hakkındaki düşünceleriniz, bir hiristayanın mefkûreleridir!

dedim.

Gazi Cevap verdi ve:

-Asla! dedi. Düşüncelerim aklı selime istinat eder. Memleketin yarısı esir iken hakiki demokrasi teessüs edemezdi. Bundan başka memleketi yeniden kurmak işinde kadınların da vazifeleri vardır.

Haremler, peçeler, fesler, kafesler, kadın erkek ayrılığı, taaddüdü zevcat ve bunlara benziyen bütün manasızlıklar bertaraf olmak gerekti.

Kadınlar erkek’erin arkadaşı ve müsavisidir. Tahsil ve terbiye itibariyle, iş hayatı itibariyle müsavi şerait içinde yetişirler. Türk milleti, harem esası üzerinde değil, ev esası üzere kurulacaktır.,,

Kadınlar serbest olduktan ve erkekler şapka giydikten sonra memleketteki kanunları da değiştirmek lazımdır Bu o muazzam bir teceddüdü, daha sonra ümmileri okutmağa geldi. Ve eski şark yazısı değiştirildi. Gazi eline tebeşir alarak memleketi dolaştı ve yeni harfleri öğretti.

Din ve devlet ayrılmıştır. Fakat bazıları tarafından iddia olunduğu gibi din ilga olunmuş değildir. Kadınlar erkekler gibi üniversiteye kabul edilmektedirler.

Türk dostlarım bana Türk kadınlarının bizden (Ingilizlerden) daha ileri olduklarını söy’üyorlar. Çünkü Türk kadınlarından bir posta müdürü ve birkaç hakim var.




Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar