Wilhelm Reich ve Faşizmin Kitle Psikolojisi: Psikanalitik Bir Çözümleme

Okuma Süresi:

11–16 dakika
❤️

20. yüzyılın en yıkıcı siyasal hareketlerinden biri olan faşizm, yalnızca Almanya ve İtalya’da değil, Avrupa’nın pek çok ülkesinde geniş halk kitlelerinin desteğini kazanmayı başarmıştı. Bu destek olgusu, dönemin düşünürleri ve siyaset bilimcileri için derin bir anlam taşıyordu. Avusturyalı psikanalist Wilhelm Reich, 1930’lu yıllarda bu sorunsalı ele alarak, faşizmin neden milyonlarca insan tarafından benimsendiğini anlamaya çalıştı. Reich’ın yaklaşımı, dönemin egemen Marksist analizlerinden ayrışarak, faşizmin yükselişini yalnızca ekonomik krizler, işsizlik ya da siyasi propagandayla açıklamanın yetersiz kalacağını öne sürüyordu. Ona göre, bu olguyu kavrayabilmek için insanların psikolojik yapısına, aile düzenine ve cinsel ahlak anlayışına da bakmak gerekiyordu. Bu makale, Reich’ın “Faşizmin Kitle Psikolojisi” adlı eseri merkeze alınarak, onun faşizm çözümlemesini kapsamlı bir biçimde incelemeyi amaçlamaktadır.

Wilhelm Reich: Psikanaliz ve Marksizmin Kesişiminde Bir Düşünür

Biyografik Arka Plan

Wilhelm Reich, 1897’de Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’na bağlı Galiçya’da doğdu. Viyana’da tıp eğitimi alırken Sigmund Freud’un psikanaliz kuramıyla tanıştı ve kısa sürede Freud’un çevresine dahil oldu. 1920’lerin başında Viyana’da psikanalist olarak çalışmaya başlayan Reich, aynı dönemde Marksist düşünceyle de ilgilenmeye başladı. Bu iki teorik çerçeveyi birleştirme çabası, onu dönemin diğer psikanalistlerinden ve Marksistlerinden ayıran temel özellik oldu.

Reich, 1927’de Viyana’da Sosyalist Sağlık ve Seksoloji Derneği’ni kurdu ve işçi sınıfı arasında cinsel danışmanlık merkezleri açtı. Bu merkezlerde, işçilerin cinsel sorunlarının sınıf bilinci ve siyasal tutumlarıyla ilişkisini gözlemleme fırsatı buldu. 1930’da Berlin’e taşınan Reich, burada Alman Komünist Partisi’ne katıldı ve faşizmin yükselişine tanıklık etti. 1933’te, Nazilerin iktidara gelmesinin hemen ardından, en önemli eserlerinden biri olan “Faşizmin Kitle Psikolojisi”ni yayımladı.

Entelektüel Kaynaklar: Freud ve Marx’ın Sentezi

Reich’ın düşünsel serüveni, iki büyük teorik geleneğin kesişim noktasında şekillendi. Sigmund Freud’un psikanalitik kuramı, bilinçdışı süreçlerin, bastırılmış dürtülerin ve çocukluk deneyimlerinin yetişkin kişiliği üzerindeki belirleyici etkisini vurguluyordu. Karl Marx’ın toplumsal analizi ise, ekonomik yapıların, sınıf ilişkilerinin ve üretim biçimlerinin toplumsal bilinci nasıl şekillendirdiğini ortaya koyuyordu.

Reich, bu iki teorik çerçevenin birbirini tamamladığını düşünüyordu. Ona göre Marx, toplumsal varlığın bilinci belirlediğini göstermişti; ancak bu belirleme sürecinin psikolojik mekanizmalarını açıklamamıştı. Freud ise, bireyin psikolojik yapısının nasıl oluştuğunu ortaya koymuştu; ancak bu yapının toplumsal koşullarla ilişkisini yeterince incelememişti. Reich’ın sentezi, toplumsal koşulların bireyin psikolojik yapısı aracılığıyla siyasal tutumları nasıl şekillendirdiğini anlamaya yönelikti.

Reich’ın bu sentez çabası, dönemin hem psikanalistleri hem de Marksistleri tarafından eleştirildi. Freudyen çevreler, onun Marksizm’e yaptığı vurguyu psikanalizin sulandırılması olarak değerlendirirken, Marksistler ise psikolojik faktörlere yaptığı vurguyu ekonomik determinizmden sapma olarak gördüler. Buna rağmen Reich, kendi özgün teorik çerçevesini geliştirmeye devam etti.

Faşizmin Kitle Psikolojisi: Teorik Çerçeve

Faşizmin Tanımı ve Kapsamı

Reich, faşizmi yalnızca belirli bir siyasi hareket ya da ideoloji olarak değil, daha geniş bir fenomen olarak ele alır. Ona göre faşizm, “Alman ya da İtalyan halkına özgü belirli bir ırksal özellik ya da belirli bir ulusal hareket değil, uluslararası ölçekte, tüm uluslarda görülen, insanın biyopsişik yapısının temel duygusal tutumudur.” Bu tanım, Reich’ın faşizmi evrensel bir insanlık durumu olarak kavradığını gösterir.

Reich’a göre faşizm, belirli bir siyasi parti ya da ideolojiden ibaret değildir; o, insanların gündelik yaşamında, aile ilişkilerinde, cinsel tutumlarında ve dinsel inançlarında kök salmış bir karakter yapısıdır. Bu nedenle faşizmin yükselişini anlamak için, insanların neden faşist liderlere ve ideolojilere duygusal olarak bağlandığını anlamak gerekir.

Karakter Yapısı ve Siyasal Tutumlar

Reich’ın faşizm çözümlemesinin merkezinde “karakter yapısı” kavramı yer alır. Ona göre her birey, çocukluk döneminde yaşadığı deneyimler ve maruz kaldığı baskılar sonucunda belirli bir karakter yapısı geliştirir. Bu karakter yapısı, bireyin dünyayı algılama biçimini, duygusal tepkilerini ve siyasal tutumlarını belirler.

Reich, otoriter toplum yapısının otoriter bir karakter yapısı ürettiğini öne sürer. Otoriter karakter, güçlü bir lidere bağlanma eğiliminde olan, itaatkâr, korkuya dayalı ve saldırganlığını zayıf olanlara yönelten bir kişilik örüntüsüdür. Bu karakter yapısına sahip bireyler, otoriteye sorgusuz itaat ederken, kendilerinden zayıf gördüklerine karşı acımasız olabilirler.

Reich’a göre otoriter karakterin oluşumunda en önemli etken, çocukluk döneminde yaşanan cinsel baskıdır. Cinsel dürtülerin bastırılması, bireyde kronik bir gerilim ve kaygı yaratır. Bu gerilim ve kaygı, bireyi güçlü bir otorite figürüne bağlanmaya iter. Otorite figürü, bireyin bastırılmış dürtülerinin yol açtığı kaygıyı hafifleten bir güvence kaynağı olarak işlev görür.

Aile, Cinsellik ve Otorite İlişkisi

Ataerkil Aile Yapısının İşlevi

Reich’ın analizinde aile kurumu, otoriter karakterin oluştuğu temel mekân olarak karşımıza çıkar. Ona göre ataerkil ve baskıcı aile yapısı, devlet otoritesinin küçük bir modelidir. Çocuk, aile içinde otoriteye itaat etmeyi, duygularını bastırmayı ve cinselliğini denetlemeyi öğrenir. Bu öğrenme süreci, onu ileride devlet otoritesine de itaat etmeye hazırlar.

Reich, ailenin iki temel işlevi olduğunu belirtir: Birincisi, ekonomik işlevdir. Aile, üretim ve tüketim birimi olarak ekonomik sistemin yeniden üretimine katkıda bulunur. İkincisi ve daha önemlisi, psikolojik işlevdir. Aile, çocuğun kişilik yapısını şekillendirerek, onu mevcut toplumsal düzene uyumlu hale getirir.

Aile içindeki otoriter ilişkiler, babanın mutlak otoritesi, annenin itaatkâr konumu ve çocukların bu yapıya uyum sağlama zorunluluğu, otoriter karakterin temellerini atar. Baba figürü, devlet otoritesinin ilk temsilcisi olarak işlev görür. Çocuk, babaya karşı hissettiği korku ve saygıyı, ileride devlet otoritesine ve lidere karşı da hisseder.

Cinsel Baskı ve Psikolojik Mekanizmalar

Reich’ın teorisinde cinsel baskı, otoriter karakterin oluşumunda anahtar rol oynar. Ona göre cinsellik, insanın en temel enerji kaynağıdır. Bu enerjinin bastırılması, bireyde çeşitli psikolojik sorunlara yol açar. Bastırılan cinsel enerji, farklı biçimlerde dışa vurulur: saldırganlık, itaatkârlık, mistisizm, otoriteye hayranlık gibi.

Reich, özellikle çocuk cinselliğinin bastırılmasının önemini vurgular. Çocuğun cinsel dürtüleri ve merakı, aile ve okul tarafından sürekli olarak bastırılır, cezalandırılır ve suçluluk duygusuyla ilişkilendirilir. Bu baskı, çocukta kronik bir korku ve suçluluk duygusu yaratır. Çocuk, kendi bedenine ve duygularına yabancılaşır.

Ergenlik döneminde bu baskı daha da yoğunlaşır. Gençlerin cinsel yaşamı, ahlaki kurallar, dinsel öğretiler ve toplumsal normlar tarafından sıkı bir denetim altına alınır. Bu denetim, gencin cinsel enerjisini bastırmasına ve bu enerjiyi toplumsal olarak kabul edilebilir kanallara yönlendirmesine yol açar.

Bastırılan cinsel enerji, bireyde belirli karakter özellikleri olarak ortaya çıkar. Reich’a göre bu özellikler şunlardır:

  1. Otoriteye itaat: Birey, kendisini baskı altında tutan güçlere karşı başkaldırmak yerine, onlara itaat etmeyi seçer.
  2. Saldırganlığın yön değiştirmesi: Birey, bastırılan dürtülerinin yol açtığı saldırganlığı, kendisinden zayıf olanlara yöneltir.
  3. Mistik eğilimler: Birey, bastırılan duygularının yarattığı boşluğu doldurmak için mistik inançlara yönelir.
  4. Lider kültü: Birey, güçlü bir lidere hayranlık duyar ve ona bağlanır.

Otoriter Karakterin Toplumsal İşlevi

Reich, otoriter karakterin toplumsal düzeyde belirli işlevler yerine getirdiğini öne sürer. Bu karakter yapısına sahip bireyler, mevcut toplumsal düzenin devamını sağlayan bir tampon işlevi görürler. Ekonomik krizler, işsizlik ve toplumsal çelişkiler karşısında, otoriter karakterli bireyler sisteme başkaldırmak yerine, daha güçlü bir otorite arayışına girerler.

Bu psikolojik mekanizma, egemen sınıfların işine yarar. Onlar, kitlelerin hoşnutsuzluğunu ve öfkesini, sistemin kendisine yöneltmek yerine, belirli hedeflere (Yahudiler, yabancılar, siyasal muhalifler) yönlendirebilirler. Faşist ideoloji, bu psikolojik mekanizmayı ustalıkla kullanır. Düşman imgeleri yaratarak, kitlelerin bastırılmış saldırganlığını belirli hedeflere kanalize eder.

Faşist İdeolojinin Psikolojik Çekiciliği

Lider Figürü ve Özdeşleşme

Reich’ın analizinde faşist lider figürü, kitleler için derin bir psikolojik anlam taşır. Lider, bireyin çocukluk döneminde içselleştirdiği baba figürünün bir yansımasıdır. Birey, lidere karşı hissettiği duygularla, çocuklukta babasına karşı hissettiği duygular arasında bilinçdışı bir bağ kurar.

Lider figürü, birey için birkaç işlevi yerine getirir. Birincisi, güvence işlevidir. Lider, kitlelere güvenlik vaat eder, onları korkularından kurtaracağı sözünü verir. İkincisi, ideal benlik işlevidir. Lider, kitlelerin olmak istedikleri ama olamadıkları şeyi temsil eder: güçlü, kararlı, korkusuz. Üçüncüsü, bütünleşme işlevidir. Lider, farklı çıkarlara ve kimliklere sahip bireyleri ortak bir duygu etrafında birleştirir.

Reich, kitlelerin liderle kurduğu bu ilişkiyi “özdeşleşme” kavramıyla açıklar. Birey, lidere hayranlık duyarak ve onunla özdeşleşerek, kendi zayıflığını ve yetersizliğini aşmaya çalışır. Liderin gücü, bireyin kendi gücü haline gelir. Bu özdeşleşme, bireyin kendi bastırılmış dürtülerini yaşamasına da olanak tanır. Liderin söylemlerinde ve eylemlerinde ifade bulan saldırganlık, nefret ve yok etme arzusu, bireyin kendi bastırılmış dürtülerine dolaylı bir ifade alanı sağlar.

Düşman İmgeleri ve Yansıtma Mekanizması

Faşist ideolojinin en önemli psikolojik araçlarından biri, düşman imgeleri yaratmasıdır. Reich’a göre bu imgeler, bireyin kendi bastırdığı ve kabul edemediği özellikleri dışsallaştırmasına hizmet eden yansıtma mekanizmasına dayanır.

Birey, kendi içinde bastırdığı saldırganlık, cinsellik ve açgözlülük gibi dürtüleri, belirli gruplara yansıtır. “Yahudiler açgözlüdür”, “Komünistler ahlaksızdır”, “Yabancılar tehlikelidir” gibi ifadeler, aslında bireyin kendi bastırılmış dürtülerinin dışsallaştırılmasıdır. Bu yansıtma sayesinde birey, kendi içindeki çatışmalardan kurtulur ve dünyayı basit bir iyi-kötü karşıtlığı içinde algılayabilir.

Düşman imgeleri, aynı zamanda kitlelerin saldırganlığını kanalize edecek hedefler de sağlar. Bastırılmış cinsel enerjinin yol açtığı kronik öfke ve saldırganlık, belirli gruplara yöneltilerek boşaltılır. Bu mekanizma, kitlelerin sistemin kendisine yönelebilecek öfkesini etkisiz hale getirir.

Mistisizm ve İrrasyonellik

Reich, faşist ideolojinin mistik ve irrasyonel öğelerinin de kitleler üzerinde güçlü bir çekiciliği olduğunu belirtir. Ona göre mistisizm, bastırılmış cinsel enerjinin bir ifade biçimidir. Cinsel dürtüleri bastırılan birey, bu enerjiyi mistik deneyimler ve inançlar yoluyla ifade etmeye çalışır.

Faşist ideoloji, bu mistik eğilimleri ustalıkla kullanır. Kan ve toprak mitosu, Aryan ırkının üstünlüğü, bin yıllık Reich ideali gibi kavramlar, kitlelerin mistik duygularına hitap eder. Bu kavramlar, rasyonel düşünceyle kavranamayacak, ancak duygusal olarak hissedilebilecek bir gerçeklik sunar.

Reich’a göre mistisizm, aynı zamanda bireyin gerçeklikle başa çıkma kapasitesini zayıflatır. Mistik inançlara yönelen birey, gerçek toplumsal sorunları ve çelişkileri görmekten kaçınır. Bu sorunların çözümünü, dünyevi mücadelelerde değil, mistik güçlerin müdahalesinde arar.

Toplumsal ve Ekonomik Faktörlerin Psikolojik Boyutu

Ekonomik Kriz ve Psikolojik Etkileri

Reich, ekonomik faktörlerin önemini kabul etmekle birlikte, bunların psikolojik boyutunu da vurgular. Ona göre 1929 Dünya Ekonomik Buhranı gibi krizler, yalnızca maddi yoksulluğa yol açmakla kalmaz, aynı zamanda derin psikolojik etkiler de yaratır. İşsizlik, geleceksizlik ve yoksulluk, bireyde kronik bir kaygı, güvensizlik ve çaresizlik duygusu yaratır.

Bu duygular, otoriter karakter yapısına sahip bireylerde, daha güçlü bir otorite arayışını tetikler. Birey, kendisini bu zor koşullardan kurtaracak güçlü bir lidere, bir kurtarıcı figürüne ihtiyaç duyar. Faşist liderler, bu psikolojik ihtiyaca hitap ederek, kitlelere güvenlik ve kurtuluş vaat ederler.

Ekonomik kriz, aynı zamanda bireyin toplumsal statüsünü de tehdit eder. İşsiz kalan ya da statü kaybı yaşayan birey, kendisinden daha zayıf gördüğü gruplara (göçmenler, azınlıklar, kadınlar) karşı saldırganlaşır. Bu saldırganlık, kendi statü kaybının yol açtığı aşağılık duygusunu telafi etme işlevi görür.

Sınıf Bilinci ve Psikolojik Engeller

Reich’ın Marksist teoriden ayrıldığı en önemli noktalardan biri, sınıf bilincinin oluşumuna ilişkin analizidir. Klasik Marksizm, işçi sınıfının nesnel çıkarlarının farkına vararak sınıf bilinci geliştireceğini ve devrimci mücadeleye yöneleceğini öngörüyordu. Ancak Reich, işçi sınıfının neden kendi çıkarlarına aykırı görünen faşist hareketleri desteklediği sorusunu sorar.

Reich’a göre bu sorunun yanıtı, işçi sınıfının psikolojik yapısında yatmaktadır. İşçi sınıfı, nesnel çıkarlarının farkında olsa bile, psikolojik yapısı onu bu çıkarlar doğrultusunda hareket etmekten alıkoyabilir. Otoriter karakter yapısı, bireyin otoriteye başkaldırmasını engeller, onu itaatkâr ve uyumlu kılar.

Reich, işçi sınıfı içinde de otoriter karakter yapısının yaygın olduğunu belirtir. İşçi aileleri de ataerkil ve baskıcı bir yapıya sahiptir, işçi çocukları da benzer cinsel baskılara maruz kalır. Bu nedenle işçiler, sınıf çıkarları doğrultusunda hareket etmekte psikolojik engellerle karşılaşırlar.

Orta Sınıfın Psikolojisi

Reich, faşizmin en güçlü desteği orta sınıflardan aldığını vurgular. Ona göre orta sınıfın psikolojik yapısı, onu faşist ideolojiye özellikle duyarlı kılar. Orta sınıf, küçük burjuva yaşam tarzı, geleneksel değerlere bağlılık ve otoriteye saygı gibi özelliklerle karakterizedir.

Orta sınıfın ekonomik konumu da psikolojik yapısını etkiler. Proletarya ile burjuvazi arasında sıkışmış olan orta sınıf, sürekli bir statü kaybı korkusu yaşar. Bu korku, onu mevcut düzene sıkı sıkıya bağlanmaya iter. Aynı zamanda, aşağıya doğru kayma korkusu, orta sınıfın kendinden aşağıda gördüğü gruplara (işçiler, yoksullar, azınlıklar) karşı düşmanlık geliştirmesine yol açar.

Faşist ideoloji, orta sınıfın bu psikolojik ihtiyaçlarına hitap eder. Geleneksel değerleri yücelterek, orta sınıfın yaşam tarzını onaylar. Düşman imgeleri yaratarak, orta sınıfın korku ve düşmanlığını kanalize edecek hedefler sunar. Güçlü lider vaadiyle, orta sınıfın otorite ihtiyacını karşılar.

Reich’ın Çözümlemesinin Özgünlüğü ve Sınırlılıkları

Klasik Marksist Analizlerden Farkı

Reich’ın faşizm çözümlemesi, dönemin klasik Marksist analizlerinden önemli noktalarda ayrılır. Klasik Marksizm, faşizmi genellikle sermayenin egemenliğinin bir biçimi, burjuvazinin açık terör diktatörlüğü olarak görüyordu. Bu analiz, faşizmin ekonomik temellerini açıklamakla birlikte, kitlelerin neden faşizmi desteklediği sorusunu yanıtsız bırakıyordu.

Reich, ekonomik faktörlerin önemini kabul etmekle birlikte, bu faktörlerin kitlelerin bilincini nasıl şekillendirdiğini anlamak için psikolojik bir analizin gerekli olduğunu savundu. Ona göre faşizm, yalnızca ekonomik bir olgu değil, aynı zamanda psikolojik bir olguydu. Bu nedenle faşizmin anlaşılması, psikanaliz ile Marksizmin bir sentezini gerektiriyordu.

Reich’ın bu yaklaşımı, Frankfurt Okulu düşünürlerinin (özellikle Erich Fromm, Theodor Adorno ve Herbert Marcuse) çalışmalarını etkiledi. Frankfurt Okulu da faşizmi anlamak için psikanaliz ve Marksizmi birleştirmeye çalıştı ve otoriter kişilik üzerine önemli çalışmalar yaptı.

Eleştiriler ve Tartışmalı Noktalar

Reich’ın teorisi, çeşitli açılardan eleştirilmiştir. En önemli eleştirilerden biri, onun cinselliğe aşırı vurgu yapmasıyla ilgilidir. Eleştirmenler, Reich’ın tüm toplumsal ve siyasal fenomenleri cinsel bastırma ile açıklamaya çalışmasının indirgemeci bir yaklaşım olduğunu belirtirler. Cinsel bastırma önemli bir faktör olmakla birlikte, faşizmin yükselişini açıklamakta tek başına yeterli değildir.

İkinci bir eleştiri, Reich’ın ampirik temellerinin zayıflığıyla ilgilidir. Onun gözlemleri, daha çok klinik deneyimlerine ve gündelik gözlemlerine dayanır. Sistematik bir ampirik araştırma yapmamıştır. Bu nedenle teorisi, spekülatif olmakla eleştirilmiştir.

Üçüncü bir eleştiri, Reich’ın sınıf analizinin yetersizliğiyle ilgilidir. O, otoriter karakterin tüm sınıflarda görülebileceğini belirtmekle birlikte, sınıfsal farklılıkları yeterince analiz etmez. Farklı sınıfların faşizme yönelme nedenleri farklı olabilir ve bu farklılıkların analizi gereklidir.

Dördüncü bir eleştiri, Reich’ın faşizmi psikolojikleştirerek, onun siyasal ve ekonomik boyutlarını ihmal ettiği yönündedir. Faşizm, her şeyden önce belirli bir siyasal ve ekonomik sistemdir. Bu sistemin işleyişini anlamak için psikolojik analiz tek başına yeterli değildir.

Reich’ın Mirası ve Güncelliği

Bu eleştirilere rağmen, Reich’ın faşizm çözümlemesi önemli bir miras bırakmıştır. Onun en önemli katkısı, siyasal fenomenlerin anlaşılmasında psikolojik boyutun önemini vurgulamasıdır. Reich, insanların neden kendi çıkarlarına aykırı siyasal hareketleri desteklediği sorusunu sorarak, siyaset psikolojisinin temel sorunlarından birini gündeme getirmiştir.

Reich’ın analizi, günümüzde de önemini korumaktadır. Popülizmin yükselişi, otoriter liderlere duyulan hayranlık, göçmen karşıtlığı ve milliyetçiliğin yükselişi gibi fenomenler, Reich’ın sorduğu soruları yeniden gündeme getirmektedir. İnsanlar neden kendilerine güçlü bir lider vaat eden siyasal hareketleri desteklemektedir? Neden göçmenlere, azınlıklara karşı düşmanlık geliştirmektedir? Bu sorular, Reich’ın psikolojik analizinin güncelliğini koruduğunu göstermektedir.

Sonuç: Psikoloji ve Politikanın Kesişiminde Faşizmi Anlamak

Wilhelm Reich’ın faşizm çözümlemesi, 20. yüzyılın en önemli siyasal fenomenlerinden birini anlamaya yönelik özgün ve cesur bir girişimdir. O, faşizmin yalnızca ekonomik koşulların ya da siyasal propagandanın bir sonucu olmadığını, insanların psikolojik yapısında, aile ilişkilerinde ve cinsel ahlak anlayışında kök saldığını göstermeye çalışmıştır.

Reich’ın analizi, bize faşizmin yalnızca dışarıdan gelen bir tehdit olmadığını, aynı zamanda insanın iç dünyasında, bastırılmış dürtülerinde ve çözülmemiş çatışmalarında da temellendiğini gösterir. Bu nedenle faşizmle mücadele, yalnızca siyasal ve ekonomik düzeyde değil, aynı zamanda psikolojik ve kültürel düzeyde de yürütülmelidir.

Reich’ın disiplinlerarası yaklaşımı, siyaset ile psikoloji arasındaki ilişkiye dikkat çekerek, toplumsal fenomenlerin anlaşılmasında psikanalizin önemini vurgulamıştır. Onun çalışması, insan davranışının karmaşıklığını ve siyasal tutumların oluşumunda bilinçdışı süreçlerin rolünü anlamamıza katkıda bulunmuştur.

Günümüzde, yeni faşizm biçimleri, otoriter popülizm ve aşırı sağ hareketler yükselirken, Reich’ın sorduğu sorular yeniden önem kazanmaktadır. İnsanlar neden özgürlüklerinden vazgeçip güçlü liderlere bağlanmaktadır? Neden korku ve nefret siyaseti geniş kitlelerde karşılık bulmaktadır? Bu sorulara verilecek yanıtlar, Reich’ın psikolojik analizini de içeren bütüncül bir yaklaşımı gerektirmektedir.

Reich’ın deyimiyle, “kitlelerin faşizme olan duygusal bağlılığı”nı anlamadan, faşizmi yenmek mümkün değildir. Bu anlayış, yalnızca geçmişi anlamak için değil, geleceği inşa etmek için de gereklidir.


Kaynakça

Reich, W. (1933). Massenspsychologie des Faschismus. Kopenhagen: Verlag für Sexualpolitik.

Reich, W. (1946). The Mass Psychology of Fascism. (Çev. T. P. Wolfe). New York: Orgone Institute Press.

Reich, W. (1972). Character Analysis. (Çev. V. R. Carfagno). New York: Farrar, Straus and Giroux.

Boadella, D. (1973). Wilhelm Reich: The Evolution of His Work. London: Vision Press.

Ollman, B. (1979). Social and Sexual Revolution: Essays on Marx and Reich. Boston: South End Press.

Reich, W. (1980). Cinsel Devrim. (Çev. B. Onaran). İstanbul: Payel Yayınları.

Fromm, E. (1941). Escape from Freedom. New York: Farrar & Rinehart.

Adorno, T. W., Frenkel-Brunswik, E., Levinson, D. J., & Sanford, R. N. (1950). The Authoritarian Personality. New York: Harper & Brothers.

Sharaf, M. (1983). Fury on Earth: A Biography of Wilhelm Reich. New York: St. Martin’s Press.

Reich, W. (1988). Reich Speaks of Freud. (Ed. M. Higgins & C. M. Raphael). New York: Farrar, Straus and Giroux.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar