Bir üniformanın arkasındaki hayatlar

Okuma Süresi:

4–5 dakika
❤️

Bir askerin giydiği üniforma, sadece o üniformayı giyeni değiştirmez.
O üniforma, görünmeyen bağlarla bir ailenin tamamını; eşi ve en çok da çocukları etkiler.
Asker eşleri ve çocukları “normal” görünen ama içinde yüksek bedeller barındıran bir hayat yaşarlar.
Dışarıdan bakıldığında disiplinli, güçlü, gururlu; içeriden bakıldığında ise sürekli tetikte, yarım kalmış, ertelenmiş ve bastırılmış duygularla örülü bir hayat…
Bu yaşam tarzı, insanı erkenden “hayatın gerçekleriyle” tanıştıran, sert ama bir o kadar da onurlu bir okuldur.
Asker eşlerine toplum gözünde iki rol biçilir: “Güçlü eş”, “gururlu anne” …Bu rolle öylesine kutsanır ki önce insan olma hali yarım kalır.
Bir çocuğa erken yaşta yüklenen “asker çocuğu kimliği”, asker eşi kimliği gibi bireysel kimliği gölgeler; kişi kendi duygularını değil, biçilen rolü yaşamaya başlar.
Asker eşi olmak çoğu kez yalnızlığı yönetme sanatıdır.
“Ne zaman gidecek?” “Sağ salim dönecek mi?” “Bu görev ne kadar riskli?”
Sorular hiçbir zaman tam yanıt bulamaz. Tüm yanıtlar “Allah’a emanet ol” sözcüğünde gizlidir.
Asker eşi çoğu zaman tek başına ebeveynlik yapar.
Çocuk hasta olduğunda, okulda sorun çıktığında; bozulan musluktan ödenecek faturalara kadar her şeyle tek başına ilgilenmesi gerekir.
Gece korkuyla uyanmak, Telefon her çaldığında kalbin bir an durmasıdır bu hayat.
Operasyon bölgelerinden haber alamamak ya da “iyiyim” mesajını duyamamak sabrı zorlayan, bir o kadar da yıpratıcı bir süreçtir.
Bu hayatı sürdürebilmek için çelik gibi sinirlere sahip olmak gerekir.
Duygular bastırılır.
Korku, öfke, sitem açıkça dile getirilmez, öfke gizlenir, sitem yutulur.
Çünkü, eşin moralini bozmamak gerekir.
Bastırılan bu duygular uzun süreçte tükenmişliğe yol açar.
Asker ailesinin yaşadığı kaygı, yalnızlık ve tükenmişlik çoğu zaman görmezden gelinir.
“Bu işin fıtratında var” ya da “Bu onların kaderi” denilerek geçiştirilir.
Toplum, onlardan hep güçlü görünmelerini bekler. Asker çocukları yaşıtlarından erken olgunlaşır.
Ortalama iki-üç yılda, bazen her yıl gelen tayinler asker çocukları için sıradan bir değişim değil, her seferinde bir kopuştur. Okullar değişir.
Arkadaşlar değişir. Sokaklar değişir. Hatta gökyüzünün rengi bile değişir…
Çocuk büyürken bir yere ait olma duygusunu da bavuluna koyup yeni bir yere taşımak zorunda kalır.
Ama bir yere ait olma duygusu, sürekli yer değiştiren bir toprakta kök salamaz. Her yeni şehir yeni bir başlangıçtır.
Ama her başlangıç aynı zamanda bir vedayı da içinde barındırır.
Göreve giden ebeveyni ile çocuk gurur duyar; ama aynı zamanda ölüm ihtimalini de düşünür.
Bu iki zıt duygu, çocuğun iç dünyası için ağır bir yüktür.
“Dik dur, güçlü ol, sen asker çocuğusun” cümleleriyle büyüyen çocuk, acıyı içine atmayı, ağlamamayı öğrenir.
Bazıları hayatın içinde güçlenir.
Asker ailelerinde hayat çok parçalıdır. Birlikte geçirilen zaman kısıtlı ama yoğundur.
Her göreve gönderilişte “Ya bu son kezse?” korkusu vardır. Kavuşmalarda zamanla yarışılır. Bu yüzden asker aileleri “anı” biriktirmeyi iyi bilir; ama geleceği planlamakta zorlanır.
En özel günlerde — bayramlarda, doğum günlerinde, yıl dönümlerinde, diploma törenlerinde — eşin ya da babanın göreve gitmesi gerekebilir.
Tatil planları veya birlikte yapılacak sosyal aktiviteler her an iptal edilme riski taşır.
İlk adımını atarken, ilk karnesini alırken ya da bir sorunu olduğunda babasının yanında olmaması çocukta derin bir boşluk ve özlem yaratır.
Bu durum çocuklarda hayal kırıklığına, eşlerde ise sürekli tetikte olma hâline yol açar.
Asker çocukları bazen bağ kurmaktan kaçınır. “Nasıl olsa yine tayinimiz çıkacak” düşüncesi, arkadaşlıkların yüzeysel kalmasına neden olur.
Ayrılık acısı yaşamaktansa bağlanmamayı tercih eden bir çocuk, yetişkin olduğunda da mesafeli ilişkiler kurabilir.
Bazı çocuklar ise bu duyguyu içselleştirir; uyum yetenekleri ve duygusal zekâları gelişir, farklı kültürlere daha açık hâle gelirler.
Empati kurmayı öğrenir. “Alıştım” derler; ama bu çoğu zaman gerçeği yansıtmaz.
Bu, alışmaktan çok alışmak zorunda kalmanın ifadesidir.
Asker çocukları “yerleşik düzen” modelinin dışında büyür.
Mahalle kültürü, komşuluk, süreklilik gibi kavramlar bu çocuklar için eksiktir.
Onların aidiyeti bulundukları yere değil, aileye ve biçilen role bağlıdır.
Asker çocukları genellikle disiplinli, sorumluluk sahibi bireyler olarak görünür.
Ancak bu olgunluk çoğu zaman çocukluklarından vazgeçilerek kazanılır.
Toplum asker eşlerini ve çocuklarını bazen “şanslı” bireyler olarak da görür:
Farklı şehirler…Farklı iklimler…Farklı birikimler…İyi bir maaş,
Garanti bir iş, Lojmanlar, Ordu Evleri, Askerî kamplar,Uygun fiyatlı imkânlar…
Ama çoğu kişi şunu görmez — ya da görmek istemez:
Yarım kalan hayatları, sürekli taşınmanın getirdiği kimlik kaybını, psikolojik yükleri, görülmeyen yalnızlığı, diploma törenlerinde boş kalan sandalyeleri, sessiz travmaları fark etmez.
Bu duygular ilerleyen yaşamda; ilişkilerde, aidiyet duygusunda ve bir yere kök salma ihtiyacında kendini açıkça hissettirir.
Tüm bu zorluklara rağmen asker aileleri arasında çok güçlü bir dayanışma bağı vardır.
Lojman hayatı ve diğer asker aileleriyle kurulan bağlar, aslında kimsenin sizi tam anlamıyla anlayamadığı bir dünyada “Yalnız değilsiniz” diyen bir liman gibidir.
Askerlik; devletin güvenliği, vatanın korunması ve bayrağımızın göklerde özgürce dalgalanması için yapılan bir görevdir.
Ama bunun sessiz ortakları vardır.
Onlar ne tayin emri imzalar ne de itiraz edebilirler.
Anneler ve çocuklar; valizlerin, denklerin, asker hurçlarının yanında büyür.
Asker eşleri ve çocukları, devletin en çok “özveri” beklediği ama en az konuşulan, en az görülen gruplarından biridir.
Tüm fedakârlıkların sessizce yapıldığı, gururun ise kalpte en derinde taşındığı bir yoldur bu.
Şehitlik mertebesine ulaşmış, yarım kalmış bir hayata karşı “Vatan sağ olsun” diyen o koca yürekleri artık anlama ve görünür kılma vakti gelmedi mi?
Görünür kılınmadıkça, yarım kalan hayatların ve onca fedakarlığın adını tam koymuş sayılmayız.
Bazı fedakarlıklar madalya taşımaz ama bir ömür boyu sürecek yalnızlık ve sabır taşır.

SERPİL GÜLEÇYÜZ – TÜRK SUBAYI EŞİ



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar