Bir Terk Etme Hikayesi

Okuma Süresi:

2–3 dakika
❤️

Jeopolitikte eskimeyen bir kural vardır: “İki efendiye birden hizmet edemezsiniz.”

Türkiye, Soğuk Savaş’tan bu yana tam 72 yıl boyunca bu kurala meydan okudu. NATO’nun güney kanadında, boğazların bekçisi, batı güvenlik mimarisinin vazgeçilmez halkası olarak hem askeri hem siyasi sadakat gösterdi. Ancak bugün gelinen noktada tartışmamız gereken soru şudur: Türkiye Batı’dan mı kopuyor, yoksa Batı çok daha önce Türkiye’yi terk mi etti?

Ankara’nın, Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika’nın (BRICS) oluşturduğu birliğe tam üyelik başvurusu, yüzeyde bir ittifak değişimi gibi sunuluyor. Oysa bu hamle, ani bir savrulma değil; yıllara yayılan bir dışlanmışlık hissinin, sistematik güvensizliğin ve stratejik yalnızlığın mantıksal sonucudur. Türkiye’nin yaptığı şey bir “kopuş” değil, gecikmiş bir kabulleniştir. Batı’nın artık kendisini eşit bir ortak olarak görmediğini, yalnızca itaat beklediğini kabul etmesidir.

Bu kırılma noktası bir günde ortaya çıkmadı. Her büyük jeopolitik dönüşüm gibi, birikerek geldi. Türkiye, 2016’daki darbe girişiminden sonra müttefiklerinden beklediği dayanışmayı göremedi. Güvenlik kaygıları, terörle mücadele talepleri ve savunma ihtiyaçları sürekli olarak ya görmezden gelindi ya da yaptırım tehdidiyle karşılandı. Sınırlarını korumaya çalıştığında “istikrar bozucu”, kendi hava savunmasını kurmak istediğinde “yoldan çıkan müttefik” ilan edildi.

Batı’nın Türkiye’ye yaklaşımı giderek daha öğretici, daha cezalandırıcı bir tona büründü. Silah satışları siyasi sadakat testine dönüştürüldü; tarihsel tartışmalar diplomatik baskı aracına çevrildi, insan hakları söylemi seçici bir şekilde devreye sokuldu. Aynı dönemde, çok daha ağır ihlallerle anılan rejimlerin milyarlarca dolarlık silah anlaşmalarıyla ödüllendirilmesi, Ankara açısından kaçınılmaz bir çifte standart duygusu yarattı.

Oysa Türkiye’nin uzun yıllar boyunca oynadığı rol, Batı için paha biçilmezdi. Doğu ile Batı arasında köprü, Karadeniz ile Akdeniz arasında kilit, Orta Doğu’ya açılan tek NATO kapısı… Bu konum, sadece askeri değil, siyasi ve ekonomik bir denge unsuru anlamına geliyordu. Ancak Washington’un zihninde “köprü” fikri zamanla anlamını yitirdi, yerine “kul-köle” beklentisi geçti. Stratejik özerklik arayışı ise cezalandırılması gereken bir sapma olarak görüldü.

Bugün yaşananlar, bu yaklaşımın doğal sonucudur. Türkiye, tek bir merkeze bağımlı kalmanın maliyetini gördü. Savunmada, finansta ve diplomaside alternatifler aramaya başladı. BRICS’e yönelim bu bağlamda ideolojik bir tercihten çok, risk dağıtma stratejisidir. Çok kutuplu bir dünyada, tek bir güç merkezine yaslanmanın artık sürdürülebilir olmadığı gerçeğinin kabulüdür.

Bu tablo sadece Türkiye’ye özgü değil. Küresel sistem hızla yeniden hizalanıyor. ABD hâlâ güçlü, ancak artık tek başına belirleyici değil. Dünya ekonomisinin ağırlık merkezi kayıyor; alternatif finansal altyapılar, yeni ticaret koridorları ve farklı güvenlik işbirlikleri ortaya çıkıyor. Bu dönüşüm, Amerika çöktüğü için değil, dünyanın geri kalanı büyüdüğü için yaşanıyor.

Türkiye’nin yaptığı, bu yeni gerçekliği erken okuyan ülkelerden biri olmak. Bedeli var mı? Elbette var. Riskleri, belirsizlikleri, baskıları var. Ancak Ankara’nın vardığı sonuç net: Kendi güvenliğini, ekonomisini ve geleceğini başkalarının onayına bırakamaz. Egemenlik, bayrak ve sınırla olduğu kadar karar alma özgürlüğüyle anlam kazanır.

Sonuçta yaşananlar, Türkiye ile NATO arasında izole bir kriz değildir. Bu, tek kutuplu düzenin çözülmesinin, eski ittifakların yeniden tanımlanmasının bir yansımasıdır. Önümüzdeki dönemde benzer adımları başka ülkelerden de göreceğiz. Çünkü dünya, Amerikan izninin küresel büyümenin ön şartı olduğu varsayımını geride bırakıyor.

Dünya düzeni sessizce değişiyor.

Türkiye ise bu değişimi izlemek yerine, kendi yerini belirlemeye çalışıyor.

Asıl soru artık “Türkiye neden gidiyor?” değil, bu kadar açık işaret varken, neden bu kadar uzun süre beklendiğidir.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

  1. Alihan Şen avatarı
    Alihan Şen

    Türkiye’nin bir an önce Batı ülkeleri ile diplomatik, ticari ve politik ilişkilerini gözden geçirmesi lazım. Batı ülkelerinin PKK, FETÖ, DHKP-C, ASALA vb. terör örgütlerini desteklediğini unutmuyoruz. Batı ülkeleri haçlı zihniyetiyle yaşıyor. Batının teknolojisi ve sanayisi olsa bile halen gerici, bağnaz ve yobaz zihniyeti devam ediyor. Batı dünyası kendinden olmayanlara böcek, çekirge, eşek yaftası yapıştırıyor. Irak’ta, Suriye’de, Afganistan’da, Libya’da, Yemen’de, Filistin’de Bosna’da, Karabağ’da acının, yıkımın, gözyaşının, kanın durmaması Batı dünyasının haçlı zihniyetinin olduğu gerçeğidir. IŞİD, El Kaide, El Nusra/HTŞ, Taliban, Hamas, Hizbullah vb. cihatçı terör örgütleri Batı ülkeleri tarafından oluşturuldu. Batı medeniyeti diye bir şey yoktur. Batı medeniyeti yıkılmalıdır. Batı medenyeti yıkılmadan dünya huzura kavuşamaz. Gerçi malesef Türkiye dört dörtlük medeniyetin beşiği cennet değil ama Batı ülkeleri kadar rezil ve berbat değil. Umarım Rusya, Çin, Kuzey Kore, İran dörtlüsü Batı dünyasını yerle bir eder.

  2. Ümran Girit avatarı
    Ümran Girit

    Üç sınıf arkadaşı, 1978′ de Liseyi bitirince , Almanya, diğeri Hollanda, ben ise Avusturya’ ya gittik. Daha doğrusu nerede akrabalar biz oraya dağıldık. Amacımız hem çalışıp, hem okumak.
    Sonuç Türk olduğumuz için çekmediğimiz çile kalmadı. Türk olduğumuz için , ev bulmak olanaksız, iş buluyoruz, işi çok, parası çok az.
    Böylece günlerimiz geçerken, Almanyadaki arkadaşa oturma ve çalışma izini vermediler, sebepsiz yere.
    Sonra kendinden 15-20 yaş büyük bir kadın ile sahte evlilik yaptı.

    Sizin anlayacağınız gibi, Ermenilere, Yugoslavlara, Yunana, Fransıza, bir zorluk yok. Türk olduğun için kırk dereden su isterler insandan.

    Bizim İstanbul Lisesinden aldığımız diplomalarıda saymadılar.

    Avusturya’ da bir iş için matematik sınavı yaptılar, içlerinde en iyi notu ben aldım. Diplomamı saymadıkları halde.Hepsi Türk düşmanı.

    Bu Avrupada Türklerin başına çok iş geldi. Amaç Türkleri korkutmak.
    Türklerin hiç bir yerde sahibi yok.

    Müslüman bir ülkeden gelmem resmen bir suç.

    Türk olmam ikinci suç.

    Avrupa biz Türklere bu kadar değer verdi.

    Türkiyeye geldiklerinde biz onları elimizin içinde gezdiririz. Misafir perveriz, insanlığı, Avrupaya Türkler öğretti.

    Kürtleri, Fetocu ları, dincileri beslediler, Türklere karşı, Türklerin ödedikleri vergiler ile.
    Şahsen ben ABirliğine girmemize karşıyım, Allah yüzümüze baktı.
    Zamanının SPD adamı Helmut Schmidt, bizi istemedi.. Çok şükür.

    Şimdi Türkiye Avrupanın sağılan ineği olacaktı, bol sütlü.

    1955 den beri bilhassa Almanya çok Türklerin hakkını yedi.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar