Mıknatıs Meselesi ve New York’un Hali

Okuma Süresi:

2–3 dakika
❤️

Mıknatıs Meselesi ve New York’un Hali

 Eski başbakanlardan Necmettin Erbakan’a atfedilen, her karşıma çıktığında ister istemez gülümseten meşhur bir anı vardır:

 — Erbakan: Sen zeki çocuksun, severim seni bilirsin.

— Gazeteci: Sağ olun Hocam.

— Erbakan: Ama bakıyorum da Siyonizmin mıknatısı seni de çekmeye başlamış.

— Gazeteci: Hocam bir şey sorabilir miyim?

— Erbakan: Tabii ki buyur.

— Gazeteci: Bu Siyonizmin mıknatısı nasıl bir mıknatıs ki, taa Amerika’dan, İsrail’den bizi çekiyor da sizin mıknatıs bu kadar yakından bizi çekemiyor?

— Erbakan: Bizim mıknatıs tahtaları çekmez evladım.

 Gülümseten ama aynı zamanda düşündüren bir diyalog…

Ne var ki bugün New York’a baktığımda, bu anı gülmekten çok endişelendirmeye başladı beni.

 Zira New York Başkonsolosu Ahmet Muhittin Yazal Bey’in nasıl bir mıknatısı varsa, etrafında toplananlara bakınca insan ister istemez bu soruyu soruyor:

Bu mıknatıs neden hep en faydasızları, en sorunluları, en tartışmalı isimleri çekiyor?

 Eski başkonsolosla kavgalı olanlar…

Cumhurbaşkanına hakaret etmiş kişiler…

Topluma katkı üretmek yerine fitne, dedikodu ve ayrışma peşinde koşanlar…

 Ne hikmetse hepsi başkonsolosun çevresinde.

 Bugün New York, Türk toplumu açısından belki de en zayıf, en dağınık ve en kötü dönemlerinden birini yaşıyor. Bunu yalnızca ben söylemiyorum. Toplumun içinden, yıllardır bu yapının içinde bulunan isimler de aynı tespiti yapıyor.

 Toplum liderlerinden İbrahim Bey, bu durumu sık sık dile getiriyor. Ancak kendisinin de köpek gezdirmekten toplum meselelerine ne kadar vakit ayırabildiği ayrı bir tartışma konusu.

İktidar partisi temsilcisi Halil Mutlu ise neredeyse tek söz sahibi konumunda. Onun çizdiği sınırların dışına çıkamayan, inisiyatif alamayan, basiretsiz bir yönetim anlayışı New York’ta hâkim.

 Bunun en somut örneğini 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında gördük.

 Toplumun geniş kesimlerinin tepkisini çeken bir organizasyon yapıldı.

Davetiyeler konsolosluktan çıktı;

ama ev sahipliği, iktidara yakınlığıyla bilinen TASC adlı yapıya verildi.

 Burada sorulması gereken sorular çok net:

 — Yüzlerce dernek varken neden TASC?

— Madem derneklerle yapılacaktı, neden tüm dernekler bir araya getirilmedi?

— TASC’ın diğerlerinden farkı ne?

— Adı sürekli tartışmalı işlerle anılan bu yapı, bu organizasyon için ücret aldı mı?

— Aldıysa ne kadar aldı?

— Almadıysa, neden “metozori” bir yöntemle TASC tercih edildi?

 Bu soruların hiçbiri marjinal değil.

Aksine, devlet ciddiyeti gereği sorulması gereken sorular.

 Buradan açıkça çağrı yapıyorum:

Devleti temsil eden makamlar, kişisel ilişkilerle, dar çevrelerle, problemli yapılarla yol yürümez.

Toplumun tamamını kucaklamayan her adım, ayrışmayı büyütür.

Ve bilinmelidir ki bu devran böyle gitmez.

 Mıknatıs meselesine gelince…

Hoca’nın dediği gibi:

Bazı mıknatıslar demiri çeker,

bazıları ise ne yazık ki odunu.

İhsan KORKUT
Araştırmacı Gazeteci



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar