Güney Azerbaycan Bağımsızlık mücadelesinin önde gelen isimlerinden Haray Fetipur’un yazısı
Güney Azerbaycan, Sokak, Kimlik ve Bağımsızlık İradesi
Son bir ay içinde Güney Azerbaycan, İran’daki hakim yapıyla halkın doğrudan yüzleştiği bir sahneye yeniden dönüşmüştür. Protestoların başlamasıyla eş zamanlı olarak İran genelinde internet ve telefon iletişiminin yaygın biçimde kesilmesi uygulamaya konulmuştur; bu, sesleri susturmayı, baskının görüntülerinin aktarılmasını engellemeyi ve sessiz bir biçimde öldürme ile toplu gözaltılara zemin hazırlamayı amaçlayan hedefli bir adımdır. Bu ülke çapındaki kesintiye rağmen, Tebriz, Erdebil, Urmiye ve Güney Azerbaycan’ın diğer kentlerinin sokakları susmamış; halk, dayatılmış tecrit koşullarında dahi iradesini açıkça ortaya koymuştur.
Bu protestolar, ekonomik baskılara verilen duygusal bir tepkinin ötesindedir; yıllardır bastırılan ulusal bir iradenin bilinçli dışavurumudur ve bugün kendini hakikatin ifade edilebildiği son alan olarak sokakta göstermektedir. Güney Azerbaycan, bu yükselişle birlikte, sessiz bir kenar değil; tarihsel talepleri olan ve bağımsız bir ufka sahip canlı bir millet olduğunu ilan etmiştir.
Sokaklarda duyulanlar, Güney Azerbaycan halkının geçim taleplerinin çok ötesinde konuştuğunu göstermiştir. Hayat pahalılığı, enflasyon ve yoksulluk toplumsal patlamanın zeminini oluşturmuş olsa da, protestoların asli itici gücü; sistematik aşağılanma, Türk kimliğinin inkarı, ana dilin dışlanması ve bir asırdır bu coğrafyaya dayatılan merkeziyetçi politikalardır. Toplum artık sorunun yalnızca “mevcut durum” ya da tekil bir hükümet olmadığının; milletlerin iradesini reddeden ve gücü merkezde toplayan bir yapı olduğunun bilincine varmıştır.
Bu bağlamda, kalabalığın içinden yükselen sloganların siyasal ve kimliksel anlamı açıktır.
“Azerbaycan şereflidir, Pehlevi şerefsizdir” sloganı, anlık bir tepki değil; tarihsel bir tutum beyanıdır. Bu söz, ister dini ister monarşik biçimde sunulsun, her türlü merkezci tahakkümün yeniden üretilmesini kesin bir dille reddeder. Güney Azerbaycan halkı bu haykırışla meselenin yalnızca iktidarın yüzünün değişmesi olmadığını; merkezcilik anlayışının tümden reddiyle birlikte Türk milliyetçiliğini ve Azerbaycan’ın bağımsızlık ve kendi kaderini tayin hakkını vurgulamaktadır.
İktidarın bu protestolara verdiği yanıt, egemen gücün gerçek mahiyetini bir kez daha açığa çıkarmıştır. Yoğun baskı, ateş açma, darp, kitlesel gözaltılar ve korku iklimi, tek silahı kolektif varlığı ve yüksek sesi olan halka yöneltilmiştir. Göstericilerin öldürülmesi ve yaralanması, gözaltı merkezlerinin dolup taşması; iktidarın en temel ulusal ve insani talepleri dahi kendi varlığına tehdit olarak gördüğünü ortaya koymaktadır. Bu düzeydeki şiddet, güç göstergesi değil; derin bir meşruiyet krizinin açık itirafıdır.
Bu yükselişin derinliğini kavramak için Güney Azerbaycan’ın tarihsel hafızasına dönmek gerekir. Bu hafızada belirleyici bir dönüm noktası vardır: 1324 (1945) yılında kurulan Azerbaycan Milli Hükümeti. O dönemde, Pehlevi hakimiyetinin en karanlık evresinde, Güney Azerbaycan halk iradesine dayanarak ulusal bir yönetim deneyimini somut biçimde hayata geçirmiştir. Türkçe eğitim ve yönetime geri dönmüş, halkın kendi kaderine katılımı anlam kazanmış ve Azerbaycan, kendini yönetebileceğini göstermiştir. Bu deneyimin kanlı biçimde bastırılması, gerçeği ortadan kaldırmamış; aksine onu milletin kolektif hafızasına kazımıştır.
Milli Hükümet’in yıkılmasının ardından inkar ve tasfiye politikaları sürmüştür. İktidarın biçimi değişmiş, fakat mahiyeti aynı kalmıştır. 1324 deneyimi, Güney Azerbaycan’a bağımsızlığın ve ulusal egemenliğin bir hayal ya da slogan değil; yaşanmış ve mümkün bir gerçeklik olduğunu öğretmiştir. Bugün yeni kuşağı sokağa çıkaran ve mevcut protestoları o yarım kalmış yolun mantıksal devamına dönüştüren de işte bu tarihsel hafızadır.
Güney Azerbaycan’ın bugünkü kuşağı, yoksulluğun, geri kalmışlığın ve adaletsizliğin “basit bir kötü yönetim” sonucu olmadığını; Azerbaycan’ın kaynaklarını halkın iradesi dışında kullanan ve karar alma hakkını elinden alan yapısal bir düzenin ürünü olduğunu bilmektedir.
Bu nedenle son protestolar, ulusal özbilincin derinleştiği ve bağımsızlığa doğru bilinçli bir yürüyüşün adımı olarak görülmelidir.
İnternet kesintileri, mermiler ve hapishanelerle bu sesi susturma çabası yeni bir gelecek yaratmayacaktır. Bir asırlık deneyim göstermiştir ki baskı, Türk milliyetçiliğini zayıflatmamış; onu daha köklü ve daha berrak hale getirmiştir. Bugün Tebriz ve Urmiye’nin sokakları yalnızca protesto alanları değil; merkezci vesayetin gölgesinde yaşamayı reddeden bir milletin varlığını ilan ettiği sahnelerdir.
Son iki haftanın protestoları, Güney Azerbaycan’ı yeni bir evreye taşımıştır: Bağımsızlık talebi ve Türk milliyetçiliği artık gizli bir fısıltı değil; açık, kolektif ve tarihsel bir iradeye dönüşmüştür. Bu ses bastırılabilir; ancak inkâr edilemez. Güney Azerbaycan, Milli Hükümet’in hafızasına yaslanan canlı bir iradeyle, kendini bir kez daha tarihe dayatmıştır.
Haray Fathipour



Bir yanıt yazın