“Tüm İnsanlar Eşittir” (Bazıları Hariç):

Okuma Süresi:

2–3 dakika
❤️

ABD Devrimi ve İnsan Haklarının Sınıfsal Hikâyesi

Amerikan Devrimi, tarihin en iddialı cümlelerinden biriyle başlar:
“Tüm insanlar eşit yaratılmıştır.”
Bu cümle o kadar evrenseldir ki, söylendiği anda binlerce köle zincirleriyle, kadınlar mutfaklarıyla, yerliler ise haritalardan silinmiş topraklarıyla bu evrenselliği doğrulamak zorunda kalmıştır. Tarih bazen ironiyi sever.

Marksist açıdan bakıldığında ABD Devrimi bir hata değil, tam tersine son derece başarılı bir sınıf projesidir. Yanlış anlaşılmasın: Devrim ilericidir. Kralı gönderir, soyluluğu tasfiye eder, monarşinin ilahi yetkisini tarihe gömer. Ama yerine kimi getirir? Halkı değil—burjuvaziyi. Yani taç gider, kasa kalır.

Marx’ın ifadesiyle bu, feodal zincirlerin kırılmasıdır; ama emek zincirlerinin değil. İngiliz kralının vergi memurları defedilir, yerine Amerikan bankerleri geçer. Sömürü biçim değiştirir, ama sahneden çekilmez. Bu yüzden Amerikan Devrimi, insanlığın değil, özel mülkiyetin özgürlük belgesidir.

İnsan Hakları Bildirgesi bu özgürlüğü zarif bir dille anlatır. Yaşam, özgürlük, mutluluğu arama hakkı… Ne hoş. Ancak Marx’ın Yahudi Sorunu Üzerine metninde işaret ettiği gibi, bu haklar toplumsal insanın değil, piyasa bireyinin haklarıdır. Özgürlük, komşudan değil devletten korunma özgürlüğüdür. Eşitlik, sömürülürken eşit olma eşitliğidir. Mülkiyet hakkı ise tüm bu hakların gerçek sahibidir; diğerleri onun dipnotudur.

Amerikan devleti bu noktada sahneye çıkar: Tarafsız, hakem, herkesin devleti gibi görünür. Oysa Marksist gözle bakıldığında devlet, sadece egemen sınıfın işlerini düzenleyen bir komitedir. ABD Devrimi bu komitenin başkanını değiştirir; komitenin işlevini değil. Lenin’in dediği gibi, cumhuriyet burjuva egemenliğinin en rafine biçimidir: Cop daha az görünür, yasa daha şık yazılır.

Kölelik meselesi ise bu hikâyenin en dürüst tanığıdır. Eğer “tüm insanlar eşitse”, kölelik neden devam etti? Çünkü devrimi yapan sınıf, köleliği kaldıracak sınıf değildi. İnsan hakları bildirgesi zincirleri ahlaken ayıpladı ama ekonomik olarak gerekli buldu. Tarih burada hiç alaycı davranmaz; sadece gerçeği söyler.

Kadınların, yerlilerin ve yoksulların durumu da benzerdir. Haklar vardır, ama adres yanlıştır. Evrenseldir, ama davetiyeler seçicidir. Oy vermek için mülk gerekir; insan olmak yetmez. Böylece “eşit yurttaş”, fiilen “eşit mülk sahibi” anlamına gelir.

Marksist açıdan ABD Devrimi’nin başarısı tam da buradadır: Sınıf egemenliğini doğallaştırır. İnsanlar artık kralın değil, piyasanın buyruğundadır—ama bu, özgürlük olarak deneyimlenir. Zincir görünmez olunca, ona zincir demek kabalık sayılır.

Bugün Amerikan emperyalizmi, bu tarihsel mirası küresel ölçekte sürdürür. İnsan hakları dili ihraç edilir; ama içindeki sınıfsal boşluk korunur. Bildirge hâlâ sallanır, fakat kimin elinde olduğu pek sorulmaz.

Sonuçta Marksist eleştiri şunu söyler:
Amerikan Devrimi insan haklarını icat etmedi; burjuva haklarını evrensel ilan etti. Siyasal özgürlük kazanıldı, evet. Ama toplumsal özgürlük—yani sömürüsüz bir dünya—daha baştan gündem dışı bırakıldı.

Ve belki de en ironik olan şudur:
ABD Devrimi, insanlara “özgür doğduklarını” söyledi.
Sonra da onlara bu özgürlüğü nasıl satacağını öğretti.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar