Emperyalizm ve Ayrılıkçı Yapılanmalar: Irak, Suriye ve Türkiye–İran Güvenlik Ekseni

Okuma Süresi:

2–3 dakika
❤️

Orta Doğu, uzun süredir küresel güç rekabetinin, vekâlet savaşlarının ve devlet dışı silahlı aktörlerin faaliyet alanı hâline gelmiştir. Bu süreçte etnik temelli ayrılıkçı yapılanmalar, bölge devletlerinin egemenliğini ve toprak bütünlüğünü hedef alan en önemli güvenlik risklerinden biri olarak öne çıkmaktadır. Irak ve Suriye sahasında ortaya çıkan “Kürt ayrılıkçıları”, yalnızca yerel bir siyasal mesele değil; doğrudan bölgesel güvenlik mimarisini tehdit eden çok katmanlı bir istikrarsızlık unsurudur.

Irak’ta 1991 sonrası, Suriye’de ise 2011 sonrası oluşan otorite boşlukları, ayrılıkçı unsurların silahlı, siyasi ve idari kapasite kazanmasına imkân sağlamıştır. Bu süreç, bazı küresel aktörlerin bölgeyi yeniden dizayn etmeye yönelik stratejileriyle örtüşmüş; ayrılıkçı yapılar, sahada fiili ortaklar ve vekil unsurlar olarak kullanılmıştır. Bu durum, bölge devletlerinin güvenlik algılarını köklü biçimde değiştirmiştir.

Irak ve Suriye’de Ayrılıkçı Yapıların Güvenlik Boyutu

Irak’ın kuzeyinde ortaya çıkan “Kürt ayrılıkçıları”, 1991 Körfez Savaşı sonrası oluşturulan uçuşa yasak bölgeyle birlikte fiili özerklik kazanmış, 2003 sonrası süreçte ise anayasal zemin altında kurumsallaşmıştır. Bu yapı, zamanla sadece Irak’ın iç dengelerini değil, çevre ülkelerin güvenliğini de etkileyen bir aktöre dönüşmüştür.

Suriye’de ise 2011 sonrası iç savaşın yarattığı devlet çöküşü, SDG/PKK terör örgütüne geniş bir hareket alanı açmıştır. ABD başta olmak üzere bazı uluslararası aktörlerin doğrudan askerî ve lojistik desteğiyle SDG/PKK terör örgütü, Suriye’nin kuzeyinde fiili bir kontrol alanı oluşturmuştur. Bu yapı, klasik bir yerel savunma gücü değil; ideolojik, örgütsel ve kadrosal olarak PKK terör örgütüyle bütünleşmiş bir güvenlik tehdididir.

Bu çerçevede SDG/PKK terör örgütü, Suriye sahasında:
• Devlet dışı silahlı aktör,
• Ayrılıkçı idari yapı,
• Bölgesel istikrarsızlık üreticisi,
• Komşu ülkelere yönelik doğrudan güvenlik riski

olarak değerlendirilmelidir.

Türkiye ve İran Açısından Tehdit Algısı

Türkiye ve İran, Irak ve Suriye’deki Kürt ayrılıkçılarını yalnızca sınır ötesi gelişmeler olarak değil, doğrudan ulusal güvenliğe yönelik tehditler olarak ele almaktadır. Özellikle SDG/PKK terör örgütünün Suriye’nin kuzeyinde kazandığı alan, Türkiye açısından sınır güvenliği, terörle mücadele ve iç istikrar bağlamında kabul edilemez bir risk alanı oluşturmuştur.

İran ise kendi sınırları içindeki ayrılıkçı eğilimlerin, Irak ve Suriye’deki gelişmelerden etkilenme potansiyelini dikkatle izlemektedir. Bu durum, iki ülkenin zaman zaman farklı yöntemler izlese de ortak güvenlik refleksleri geliştirmesine yol açmaktadır.

“Sıranın Türkiye ve İran’a geleceği” yönündeki değerlendirmeler, spekülatif olmakla birlikte, bölgesel güvenlik bürokrasilerinde ihtiyatlı senaryo planlaması kapsamında ele alınmaktadır. Bu söylemler bir kehanet değil, önleyici güvenlik analizleri çerçevesinde değerlendirilmektedir.

Emperyal Müdahale ve Ayrılıkçı Enstrümanlar

Emperyalizm temelli güvenlik analizleri, büyük güçlerin etnik ve mezhepsel fay hatlarını kullanarak bölge devletlerini zayıflatmayı hedeflediğini ortaya koymaktadır. Irak ve Suriye’deki Kürt ayrılıkçıları, bu bağlamda tamamen dış güçlerin ürünü olmasa da, dış müdahalelerle güçlendirilmiş ve yönlendirilmiş aktörler olarak değerlendirilmelidir.

Bu çerçevede SDG/PKK terör örgütü, sahada fiili durum yaratarak askeri kazanımları siyasi meşruiyete dönüştürme çabası içindedir. Bu yaklaşım, uluslararası hukuk açısından tartışmalı olup, bölgesel istikrarı zedeleyen bir stratejiye dayanmaktadır.

Sonuç ve Güvenlik Perspektifi

Irak ve Suriye’deki Kürt ayrılıkçıları ile Suriye özelinde SDG/PKK terör örgütü, bölgesel güvenliği tehdit eden, devlet otoritesini aşındıran ve sınır ötesi istikrarsızlık üreten unsurlar olarak değerlendirilmelidir. Bu yapıların ortaya çıkışı, hem küresel müdahalelerin hem de yerel çatışma dinamiklerinin birleşik sonucudur.

Türkiye ve İran açısından bu süreç, pasif izleme değil, aktif güvenlik politikaları, önleyici askerî tedbirler ve bölgesel iş birliği mekanizmaları gerektiren çok boyutlu bir güvenlik meselesidir. Gelecekte yeni devletleşme senaryolarının otomatik olarak gerçekleşmesi hukuken mümkün olmasa da, SDG/PKK terör örgütü üzerinden fiili durum yaratma girişimleri ciddi bir risk alanı oluşturmaktadır.

Bu nedenle ayrılıkçı yapıların ve SDG/PKK terör örgütünün siyasal aktörler gibi sunulması, sahadaki güvenlik gerçekliğiyle bağdaşmamaktadır. Bölgesel istikrar, ancak devlet egemenliğinin güçlendirilmesi ve terör–ayrılıkçı yapıların etkisizleştirilmesiyle mümkün olacaktır.



Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar