Bir sabah uyandım, dünyaya baktım:
Herkes cennete girmeye çalışıyor, ama kimse dünyayı yaşanır hale getirmiyor.
Dedim ki, “Arkadaş, bu kadar cennet meraklısı bir millet, nasıl oluyor da bu kadar cehennem gibi yaşıyor?”
Meğer sistem şöyleymiş:
Dünyada ne kadar acı çekersen, öbür tarafta o kadar bonus puan kazanıyormuşsun!
Yani hayat bir tür sadakat kartı programı olmuş.
Yeter ki aklını kullanma, soru sorma, “niye” deme , cennetten bir artı puan.
Cennetlikler Derneği’nin toplantısına gittim geçen gün.
Kapıda bir tabela: “Düşünmek yasaktır , iman tehlikeye girebilir.”
İçeri girdim, herkes birbirine “Kardeşim sen kaç sevap topladın?” diye soruyor.
Biri diyor, “Ben üç oruç, iki bağış, bir de komşuya vaaz ettim.”
Diğeri, “Ben üç kişiyi kâfir ilan ettim, beşini tövbeye çağırdım.”
Biri çıkıp dedi ki:
“Ben aklımı tamamen bıraktım!”
Alkış koptu.
Adam “Ayın Mümini” seçildi.
Arka sıradan biri sessizce sordu:
“E peki düşünmek günah mı?”
Toplantı sustu.
Başkan boğazını temizledi:
“Evladım, düşünmek güzel şeydir ama yanlış düşünürsen günaha girersin.”
“Peki doğru düşünmek ne?”
“Onu biz söyleriz.”
İşte o zaman anladım:
Din, aslında aklı kiralamış bir müessese.
Aklını teslim et, karşılığında ahiret garantisi.
Üstelik faizsiz sistem — çünkü zaten faiz de günah!
Bir köy imamına sordum:
“Hoca, madem Tanrı bizi düşünmemiz için yarattı, niye düşünmek yasak?”
Cevap vermedi.
Ama ertesi gün köyde “bu adam sapkın” diye dedikodu çıktı.
Demek ki doğru sorunun cezası, yanlış inançtan daha büyük.
Sonra bir şehir meydanına çıktım.
Bir yanda aç çocuklar, öbür yanda altın kubbeli camiler.
Dedim ki, “Bu kadar altınla kaç fakir doyurulur?”
Cevap geldi: “Altın Allah’ın evidir.”
Ben de dedim: “Demek ki Allah kira alıyor!”
İnsanlık tarih boyunca hep aynı hatayı yapmış:
Gerçeği aramak yerine, kolayına inanmış.
Birileri göğe bakıp “orada biri var” demiş,
ötekiler “tamam, o zaman sen bizim yerimize konuş” demiş.
Sonra o konuşanlar, halkın sırtına çıkıp göğe daha yakın durmuş.
O günden beri tanrılar gökte değil, iktidar masasında oturuyor.
Belki bir gün, insanlık “korkmadan inanmak”la “korkudan inanmak” arasındaki farkı öğrenir.
O zaman ne savaş kalır, ne cezalandırma, ne de kandırılma piyasası.
Ama o gün gelene kadar biz yine “Cennetlikler Derneği”nin aidatını öder,
sorgulamaya kalkana da “şeytanın uşağı” deriz.
Ve işin en komik yanı
şeytan, bizden daha çok gülüyordur.



Bir yanıt yazın