Cihanşah, şairliğinin yanında vatanperver, milliyetçi, kendine özgü siyasî ve sosyal görüşleri olan bir devlet adamı olarak bilinir. Ülkesinde bilim ve sanatın gelişmesine büyük katkıda bulunmuştur. Tebriz’deki Gök Medrese’yi de o inşa ettirmiştir.
15. yüzyılın sonunda yazıp yaşayan önemli bir tasavvuf şairi de Habibî’dir.
Göyçay’ın Bergüşad kentinden olan Habibî, çocukken Sultan Yakup tarafından saraya alınmıştır. Akkoyunlu Devleti’nin yıkılmasından sonra Safevî Devleti’nin sarayında da saygıyla karşılanmıştır. Şah İsmail ona “Melikü’ş Şüerâ” ünvanı vermiştir.
Onun eserlerinin tamamı henüz bulunamamıştır. Mehmet Fuat Köprülü onun 42 şiirini 1932 yılında Dârü’l Fünûn’un Edebiyat Fakültesi mecmuasında yayımlamıştır. Azerbaycanlı araştırmacı ve ilim adamı Memmedov ise bu 42 şiire tespit ettiği 5 şiiri de ekleyerek bir kitap halinde 1980 yılında Bakü’de yayımlamıştır
(Memmedov 1980).
Mutasavvıf şair Habibî, güzel bediî dili, sade üslûbu, şiirlerindeki sadelik ve ahenk, samimi hislerini yine samimi şekilde ifade etmek gibi özellikleri ona Azerbaycan ve İran Türk edebiyatı tarihinde yüksek ve haklı bir mevki kazandırmıştır (Kafkasyalı 2002: II/280).
Şiirlerini Türkçe yazan ve bununla da Türk dili ve edebiyatına büyük hizmeti geçen 15. yüzyıl şairlerinden biri de Selmaslı Kişverî’dir. Kişverî, Fuzûlî’ye yadar yazılmış Türkçe şiirlerin en muhtevalı ve en mükemmel örneklerini vermiştir.
Şiirlerinde devrinin siyasî ve sosyal olaylarının hemen hepsine yer
vermiştir.(Kafkasyalı 2002: I/362)
2.2.1.8. Türkçenin Devlet Dili Olması (Şah İsmail Hatayî Dönemi)
Şah İsmail Hatayî (1486-1524), 12 yışanda şehlik postuna 15 yaşında kurduğu Safevî Devleti’nin tahtına oturmasını başaran ender bir Türk hakanıdır. Şah İsmail’in şairliği belki de din ve devlet adamlığından daha kuvvetlidir. Vezirof, onun için “Büyük hükümdar Şah İsmail ile büyük şair Hatayî arasında fark azdır” demiştir (Vezirof 1337: 28). Onun zamanına kadar hiçbir Türk devlet adamı onun kadar Türk diline, edebiyatına, sanatına ve kültürüne hizmet etmemiştir. Şah İsmail, yegâne Türk hakanıdır ki devleti kuran Türk halkının dilini devletin resmî dili tayin etmiştir.
Saray ve halk aynı edebiyatı aynı dili kullanır olmuştur. Halk şairlerine, âşıklara büyük önem vermiş, onları da klasik şairler ile birlikte sarayın sayesine almıştır.
Şah İsmail, Hatay Türklerinden Şeyh Safiyüddin’in torunu olduğundan, atalarına hürmeten şiirlerinde Hatayî mahlasını kullanmıştır. ‘Hataî’ olarak yazımı pek doğru değildir (Azer 1942: 39). “Hatayî” mahlası ile hem halk şiiri hem de divan şiiri nazım türlerinde eser vermiştir. Şiirlerinin tamamına yakınını Türkçe
yazmıştır. Çok az sayıda Farsça şiiri vardır. Onun şiirleri Türk edebiyatının 16. yüzyıldaki en önemli eserleri arasında sayılmaktadır. Hatayî’nin bilhassa halk şiiri tarzında yazdığı şiirleri bütün Türk muhitlerinde, bu cümleden Anadolu Türk halkı arasında yayılmıştır.
Hatayî, şiirlerinde Mansur ve Nesimî gibi “vahdet-i vücûd” çizgisine hayli yaklaşmış bir tasavvuf şairidir. Halk şiiri tarzında yazdığı 8’li, 11’li koşmalarında ve tecnislerinde Ahmet Yesevî, Yunus Emre geleneğini devam ettirdiği görülmektedir.
Bazı şiirleri Yunus Emre’nin şiirleri ile büyük benzerlik göstermektedir.
Şiirlerinde dinî konular ağırlık teşkil etmektedir. Allah (c:c), Hz. Muhammed (s.a.v.), Hz. Ali (r.a) sevgisi; tarikat ve mürşide bağlılık,
gönül ve sevginin önemi, iyilik etmek, dosta sadık olmak, yoksulları gözetmek, kibir ve dedikodudan kaçınma gibi mevzuları işlemiştir.
Bunların yanında aşk, ayrılık, hasretlik, dünyanın faniliği gibi mevzular da eserlerinde büyük yer tutmaktadır.
“Nasihatnâme” adlı eseri, adından da anlaşıldığı gibi, didaktik ahlâkî ve felsefî bir mesnevîdir. Dehnâme (On mektup) adlı eserinde
ise Şeyh Galip’in “Hüsn ü Aşk” eserindeki gibi soyut kavramlardan yola çıkılarak nâkâm bir aşkın terennümü dile getirilmiştir.
“Şah İsmail Hatayî’nin şahsiyeti ve eserleri kendinden sonraki medeniyetimiz üzerinde derin izler bırakmıştır. Dâhi Fuzûlî “Beng ü Bâde”sini ona hasretmiş, bazı şiirlerine cevaplar yazmıştır. Âşık Kurbanî, “Mürşid-i Kâmilim” diye hitap etmiştir… “Şah İsmail Destanı” onun için yazılmıştır. Müslüm Magomayev bu
destanı esas alarak opara bestelemiştir (Seferli 1982: 221).
Şah İsmail Hatayî’nin eserlerinin el yazmaları İstanbul, Bakü, Taşkent, Tahran, Tebriz, Mezarışerif, Leningrad, Paris, Londra, Berlin, Vatikan, Kahire gibi dünyanın belli başlı kültür merkezlerinde bulunmaktadır. Ayrıca onun şiirleri birçok dünya dillerine de tercüme edilmiştir.
Burada şunu ifade etmek gerekir ki Şah İsmail’in Türk diline ve Şia mezhebine çok önem vermesi sebebiyle bazı Fars milliyetçisi şair ve yazarlar ülkeyi terk ederek Hindistan’a gitmişlerdir. Muhteşem Kâşanî gibi ülkede kalan bazı Fars şairleri ise mersiye ve növhe türünden yalnız dinî eserler yazmışlardır. Bu dönemde edebî
anlamda Farsça eserler verilememiştir (Mirehmedî 1369/1991: 81).
Prof. Dr. Ali. Kafkasyalı ”İRAN TÜRKLERİ” Kitabından alınmıştır




Bir yanıt yazın