Diyanet İşleri Başkanlığı Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunun 1. maddesi “İslam Dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere; Başbakanlığa bağlı Diyanet İşleri Başkanlığı kurulmuştur.” der. Diyanet İşleri Başkanlığı, bu görevlerden sadece ibadet ile ilgili olanları yerine getiren kurum haline gelmiştir bugün.
Diğer görevleri, mesela din konusunda toplumu aydınlatma ve ahlak esaslarını öğretme görevlerini yerine getirdiği pek söylenemez. Zira din diye anlattıkları, indirilen dinden çok uydurulmuş dindir. Ahlak diye anlattıkları ise Arap kültürü ve Arap ulularının hayatlarıdır. Ahlaksızlık deyince sadece, içki, kumar ve açık çıplaklığı anlar ve anlatır hale gelmiştir Diyanet!
Ne ÖSS, YKS, LGS ve KPSS’de çalınan sorulardan, ne ihale yolsuzluklarından, ne vahşi madencilikten, ne çevrenin talan edilip kirletilmesinden, ne yandaş kayırmacılığından, ne kadınları hedef alan şiddet eylemlerinden, ne çocuklara yönelik cinsel istismarlardan ve ne de devlet yönetimindeki liyakatsizliklerden ve işlerin ehline verilmemesinden bahsetmektedir.
Öyle olduğu için de çocuklara yönelik cinsel istismar olayları, kendi yönetimindeki Yatılı Kur’an Kurslarına kadar sirayet etmiştir bugün.
Ancak üstüne vazife olmayan konularda, mesela Medeni Kanuna aykırı olduğunu bile bile İslam’daki miras paylaşımından fütursuzca bahsedebilmektedir. İbadet yerlerini yönetmeyi ise sadece Cami kapılarında yardım toplamak, emrindeki dernek ve vakıflar vasıtasıyla cami ve Kur’an Kursu inşa etmek, minare şerefelerini GSM operatörlerine kiraya vermek ve camilerde hac ve umre propagandası yapmak şeklinde algılamakta ve uygulamaktadır.
Diyanet, bugün 90 bini aşkın camide ve fahri/gönüllü ve emeklileri de hesaba katarak söyleyecek olursak 150 binin çok üzerindeki din adamları ile kendisiyle söylem birliği olan, yani siyasetinin miğferine dini söylemleri yerleştiren siyasi partiler lehine siyaset üreten kurum haline gelmiş bulunmaktadır. Vaaz ve hutbelerinde açıkça şeriat propagandası yapmaktadır.
Oysa anayasanın 136. maddesine göre DİB, “laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak faaliyette bulunmak” zorundadır. Din=Şeriat diyerek, Diyanetin camilerde yaptığı şeriat propagandası meşru görülemez. Çünkü Şeriat=Din değildir.
Diyanetin İslam Ansiklopedisine göre; Şeriat Sözlük anlamı olarak: “Bir yöne doğru açılarak uzayıp gitmek, açık olmak; açık hale getirmek anlamlarındaki şer kökünden türeyen şerîat (çoğulu şerâi‘) ve şir‘at kelimeleri insanların ya da hayvanların su içtiği, açıkta olan ve kesilmeyen akarsu; bu suya giden yollar” demektir(1)
Dini bir kavram olarak sadece Kur’an ayetleri ve sahih hadisler değil, sözüm ona bunlara dayalı ulema yorumları da şeriat kavramının içine girmektedir. Uydurma hadisler de cabası. Diyanetin yine aynı yayınında bulunan şu bilgiler bizim ne demek istediğimizi çok güzel anlatmaktadır aslında:
“İslâmî ilimler alanındaki çağdaş eserlerde şeriat terimini sadece nas yoluyla bildirilen hükümlerle sınırlayan yaygın yaklaşımın aksine usulüne uygun biçimde yapılmış bir istinbat (ictihad) işlemi sonucunda elde edilmiş olması da hükmün şer‘îlik niteliğini kazanması bakımından yeterlidir. Çünkü şeriat ilâhî iradenin hüküm şeklinde tezahüründen ibarettir. İlâhî irade, Kur’an ve Sünnet nasları ile sabit olan hükümler biçiminde açığa çıkabileceği gibi istinbat yöntemleriyle elde edilen hükümler olarak da tezahür edebilir. İstinbat ilâhî iradenin keşfine yönelik bir işlemdir. Bu açıdan istinbat yoluyla elde edilen hükümler de naslarla sabit olanlar gibi şer‘îdir. Nitekim Takıyyüddin İbn Teymiyye, gerek nassa gerekse istinbata dayanan hükümlerin şer‘îliğinde bir kuşku bulunmadığı için onların sırf elde ediliş tarzlarını ve bağlayıcılık düzeylerini dikkate alan bir yaklaşımla ‘şer‘-i münezzel’ ve ‘şer‘-i müevvel’ biçiminde bir ayırım yapmaktadır”(2)
Şer’i münezzel; Peygamberin Allah’tan getirmiş olduğu ve O’nun adına söylediği hükümleri ifade eder. Kısaca ayet ve hadisler demektir. Şer’i Müevvel ise içtihat ve istinbat yoluyla, (konunun uzmanı âlimlerin ayet ve hadislerden hareketle, bilgi birikimlerini kullanarak ve kıyas yoluyla) çıkardıkları hükümlerdir. Bu durumda “Şer-i münezzel” değişmez olsa da “Şer-i Müevvel” kişiden kişiye değişebilen bir hususiyet taşır. Bu durumda kişiden kişiye değişen şeriata din demek de mümkün değildir. Bu olsa olsa ancak uydurma din olabilir.
Kendisine nispet edilen bir risalede İmam-ı Azam Ebu Hanife’nin din ve şeriat ayrımı yaptığı “peygamberlerin getirdikleri dinin tek, şeraitlerin ise çok ve çeşitli olduğunu” söylediği rivayet edilir.(3)
Bu noktadan hareketle demek gerekir ki; Şeyhülislam Ebussuud Mehmet Efendi’nin “Alevilerin katli vaciptir” fetvası da şeriattır, Dürrizade Abdullah Efendi’nin Mustafa Kemal ve arkadaşları hakkında verdiği idam fetvası da şeriattır.
Muhsin Yazıcıoğlu’nun ölümü (kimilerine göre öldürülmesi) üzerine, Prof. Dr. Hayreddin Karaman’ın hatırlattığı ve tartışma konusu yapılan “Zarar-ı ammı def içün zararı has ihtiyar olunur/Kamuya ait zararı önlemek için bir şahıs, bölge veya gruba ait zarar göze alınır, sineye çekilir” şeklindeki Mecelle hükmü de şeriattır! Yani Muhsin Yazıcıoğlu, eğer ülkenin selameti için öldürüldüyse sineye çekilir, caizdir demek istiyorlar!(4)
Özetle; şeriat kavramının içine insan unsuru da girmektedir. Daha doğrusu şeriat, zamandan zamana, devirden devire, iktidarların izlediği politikalara paralel olarak, siyasetin gölgesinde şekillenen bir özellik arz eder. Bu bakımdan Şeriat=Din demek değildir ve cami kürsülerinde anlatılanlar da her zaman din değil, çoğu zaman şeriat propagandasıdır…
24.08.2025
____________
1- https://islamansiklopedisi.org.tr/seriat
2- Age.
3- Prof. Dr. Abdullah Kahraman “EBÛ HANİFE’DE DİN VE ŞERİAT AYIRIMI VAR MI?” başlıklı makalesi; https://www.akademikakil.com/bir-soz-bir-yuregi-ihtiyarlatir/hadisaglam/
Karşılaştırma için bkz. https://docs.google.com/document/d/1w4S_pu2u0FrGH1uG-LOj63AzifSeXYkUYF4c74_OQy0/edit?tab=t.0
4-Hayreddin Karaman “Türkiye’nin Dostları ve Düşmanları” başlıklı yazısı, https://www.yenisafak.com/yazarlar/hayrettin-karaman/turkiyenin-dostlari-ve-dumanlari-44456




Bir yanıt yazın