15 Mayıs 1919 sabahı, düşmanın güllü konçlu postalları İzmir Kordonu’na değdiğinde, tarih bir kırılma yaşadı. Halk suskundu. Bazıları alkışladı, bazıları gözyaşlarıyla “ne yapalım” dedi. Ama biri, tek başına doğruldu. Osman Nevres… Nam-ı diğer Hasan Tahsin. Elinde bir tabanca, yüreğinde bin yıldır taşınan vatan sevgisiyle ilk kurşunu sıktı. İşgalcinin alnına değil, aynı zamanda suskunluğun, teslimiyetin ve korkunun bağrına çaktı o kurşunu.
Bugün bir asır sonra soruyoruz: Yeni Hasan Tahsin kim olacak? Hatta daha da acı bir soru: Bugün o kurşunu sadece dış düşmana değil, içimizdeki düşmana kim sıkacak?
Teslimiyetin Maskeleri: İçimizdeki Sessiz İşgalciler
Bugün şehirler işgal altında değil belki, ama değerler kuşatma altında. Topraklar değil, zihinler parçalanıyor. Sınırdan girmiyor düşman artık; ekranlardan, kürsülerden, sosyal medyadan, akademik kisvelerle, STK cüppeleriyle, “demokrasi” maskesiyle sızıyor.
Osman Nevres’in karşısındaki düşman açık ve netti: işgalci bir ordu. Bugün karşımızdaki düşman gülümseyerek “Türküm” diyen, vatanseverleri “radikal” ilan eden, bayrak görünce rahatsız olan, milli değerlere “gericilik” diyen içimizdekiler…
Her şeyin fiyatını bilen ama hiçbir şeyin kıymetini bilmeyen bu kifayetsiz muhterisler, memleketin en stratejik noktalarında suskunlukla görev başında. Öyle ki, düşman artık kurşun sıkmadan, sadece bir fon göndererek kaleyi içerden fethediyor.
Kurşunla Değil, Kalemle Direnmek Zorunda Olanlar
Hasan Tahsin eline revolver aldı. Bugünün Tahsin’i belki silah değil, kelam taşımalı. Ama mesele şu: artık o kelamı taşıyacak yürek var mı?
Bugün “vatan” dediğin zaman yüzünü buruşturanlar, millî duruşu küçümseyenler, bağımsızlığı “popülizm” diye yaftalayanlar Hasan Tahsin’in sıktığı o ilk kurşunun nedenini bile anlayamaz. Çünkü onların derdi “vatan” değil; onların tek sığınağı kariyer, tek rotası rant, tek hedefi itibar görünümlü itaattir.
Osman Nevres gibi biri bugün yaşasa, onu ya “provokatör” ilan ederlerdi ya da “toplum barışını bozuyor” diyerek sustururlardı. Oysa o kurşunla barışı bozmadı; şerefi, bağımsızlığı, onuru kurtardı.
Hasan Tahsin Değilse Kim?
Bugün gazeteciler klavyelerine Hasan Tahsin’in ruhunu değil, patronlarının reklam anlaşmalarını yüklüyor. Akademisyenler, düşünceyi değil, fon kriterlerini araştırıyor. Siyasetçiler halkı değil, kendi çıkarını savunuyor. Aydınlar, aydınlatmak yerine gözleri kamaştırıyor. TSK susuyor, adalet eğiliyor, üniversiteler ters yöne bakıyor.
Peki hâl böyleyken, düşmana ilk kurşunu kim sıkacak?
Dahası, o kurşun kimin alnına gidecek? Dışarıdaki düşmanın mı, yoksa içimizdeki satılmış akılların mı?
Sonuç: Bu Kurşun Yine Sıkılmalı, Ama Doğru Hedefe
Hasan Tahsin, kurşununu sadece bir orduya değil, bir zihniyete de sıktı: işgali normalleştiren, ihaneti alkışlayan, zulme sessiz kalan zihniyete.
Bugün bu kurşun kalemle, sözle, irfanla sıkılmalı. Ve hedefi sapmamalı: her fırsatta milleti aşağılayan, geçmişi küçümseyen, Türk milletinin bağımsızlık şuurunu yok etmeye çalışan ve TC’ni yıkmaya, Türk Milletini yok etmeye ve üniter yapıyı konfederasyona çevirmek isteyen iç düşmanlara…
Hasan Tahsin artık aramızda değil.
Ama o sorusu hâlâ yankılanıyor:
“Böyle güle oynaya giremezler…”
Bugün kim haykıracak bu sözü?
Bugün kim diz çöküp alnına nişan alacak ihanetin?
Bugün, Hasan Tahsin kim olacak?






Bir yanıt yazın