Kazan Tatar Kadınları

Okuma Süresi:

2–3 dakika
❤️

Tatar yazar ve siyasetçi Gayaz İshaki (1878–1954): “Her milletin yarısı kadınlar, her milletin ruhunu koruyan kadınlar, her milletin dilini, telaffuzunu, şivesini koruyan kadınlar, yarın baba olacak erkekleri, anne olacak kızları terbiye edenlerin kadınlar olduğu herkese malumdur” demiştir. Hayatımızın her anında ve her alanında kadınların önemli yeri vardır. Kadın bir anne, bir eş, bir abla, bir kardeş olmanın yanı sıra toplumun bir bireyidir. Kadınlar tarih boyunca siyasi, sosyal ve diğer alanlarda önemli görevler üstlenmişlerdir. “Vatan anası”, “millet anası” gibi tabirler boş yere ortaya çıkmamıştır. Toplumun en küçük birliği olan ailelerde kadınlar ailenin temeli, ana dilinin bekçisi ve gelenek göreneklerimizin koruyucusudur.

Kadınların hayattaki vazifesi konusu her daim güncel bir konu olmuştur. Konuyla ilgili çeşitli fikirler ve görüşler bulunmaktadır. Kadın konusu günümüzde millî konu kadar önemlidir. Neden mi? Çünkü insani fiziki olarak da, ruhen de kadınlar doğuruyor ve şekillendiriyor. Doğa ve toplum kadınlara işte bu önemli misyonu yüklemiştir. Kadınlar ailenin, toplumun, ülkenin ve nihayetinde dünyanın mimarıdır. İbret ve acılarla dolu Kazan Tatar tarihinde Tatar kadınının önemli bir yeri olmuştur. Çeşitli dönemlerde kadınlar siyaset, eğitim gibi alanlarda önemli görevler üstlenmiştir. Örneğin, Süyümbike Hanbike (1519–1557) ülke ile idare eden ilk Türk Müslüman kadınlardan birisidir.

1552 yılında Kazan Hanlığı Ruslar tarafından işgal edildikten sonra zorla Hıristiyanlaştırma yoluyla Ruslaştırma siyaseti yürütüldüğünde Tatar kadınları dili ve gelenekleri korumak için mücadele vermiştir. Tatar kadın aydınlarımız, geleceğin anneleri olacak kız çocuklarının eğitiminin önemini kavramış ve bu bağlamda girişimlerde bulunmuşlardır. Kazan Tatarları arasında ilk kadın kadı ve eğitimci olan Möslihe Bubıy (1869–1937) kızlar için ilk medreseyi açan bir aydındır. Onun açtığı “İj-Bubıy” medresesi kız çocuklarına Avrupa seviyesinde eğitim vermiş ve muallimeler hazırlamıştır. Ne yazık ki Stalin’in aydın soykırımı döneminde Möslihe Bubıy idam edilmiştir. İlk kadın tiyatro oyuncusu Sehibcamal Gıyzzetullina-Voljskaya (1892–1974), 1907 yılında Tatar kızları için dünyevi bilim veren eğitim yuvasını açan Fatiha Aitova (1866–1942), ilk kadın gazeteci İsmail Gaspralı’nin eşi Zöhre Akçurina (1862–1903), eğitimci ve yazar Mehbübcamal Akçurina (1869–1948) gibi Kazan Tatar kadınları günümüzde “millet anaları” olarak anılmaktadır.

Yıllar içerisinde rejim ve şartlar değişse de Tatar kadınlarının problemleri değişmemiştir. Kadınların problemleri milletin problemi ile aynıdır. Ana dilde eğitim, ana dil eğitimi, gelenek ve görenekleri, kültürü koruma, millî değerlerimize sahip çıkmak bunlardan bazılarıdır. Önce ana dilde eğitimin yasaklanması, akabinde ana dil eğitiminin haftada 2 saate indirilmesi Kazan Tatarlarının millet olarak var olması güçleştiren olgulardır. Bu gidişat, 10–15 yıl içerisinde ulusal kimlikten uzak, ana dilini bilmeyen, topluma yabancılaşan bir neslin ortaya çıkmasına neden olacaktır. Kazan Tatarlarının dilini korumak, tarihine sahip çıkmak tüm Tatar kadınların görevidir!




Facebook Twitter Whatsapp

Yazıda kullanılan alıntı, kaynak, yapay zeka gibi teknolojiler, yazının sahibinin belirttiği şekilde okuyucuya duyurulur ve yazıların sorumluluğu yazının sahibine aittir.

Yorumlar

  1. Mehmet Boz avatarı
    Mehmet Boz

    Öncesinde hatta İslamı kabulünden sonra belirli bir tarihe değin Türklerde dişil/eril cinsiyet ayrımcılığının derin olmadığı bilinmektedir. Damat adayı delikanlının gelin adayı kızdan daha marifetli olması için yarıştıkları malum. Hatta güreşirlermiş bile!
    Sn. Kurban’ın işaret ettiği sorunlar bir elmanın öbür yanının da yaşadığı, Batılı ülkeler dahil, tüm ülkelerde de vardır.
    İnsanı çevresiyle, yaşadığı toplumda dişi/erkek, çocuk v.b. gibi ayrıştırıcı, tekleştirici dizenin((sistemin) işleyişini doğru tespit etmek gerek. Bunu doğru tespit edebilecek düzeyde toplum bilgi edinilmezse yaşanan demokrasiden daha iyisini kurmak duaya kalır!
    İmparatorluk olma sürecinde Osmanlının genişlemesi batıya olmuş!
    Rus Moskova Prensliğinin ise genişleyip imparatorluk haline gelmesi doğuya olmuş.
    Biritanya İmparatorlunun, Rus Pensliğini Baltık/Kuzey Atlantik’ten uzak tutmak için doğuya genişleyip Çarlık imparatorluğu haline gelmesinde rolü olduğu konusunda jeopolitikçilerden yazanlar vardır.
    Çarlık Rusyası’nda sosyalist devrim sürecinde ve Anadolu’da Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet Devrimleri sürecinde doğan yeni iki ülke idareleri arasında Atatürk ve Lenin başlattığı karşılıklı saygıya dayalı ilişkiler çok iyi idi. Bu güzel ilişkiler sekteye uğratılmasaydı SSCB coğrafyasındaki Türk kökenli halkaların yaşadıkları yine de yaşanır mıydı?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Yazıları posta kutunda oku

son yazılar