1 Mayıs 2025 tarihinde Hollanda’nın Lahey kenti yakınındaki Rijswijk Belediye sınırları içinde ki bir otelde yapılan bir suikastle Halil Falyalı’nın muhasebecisi ve Amerkan dış istihbarat teşlilatı CİA ve Hollanda istihbaratın AİVD’ ye 120 sayfalık ifade ( itiraf) veren ve Kıbrıslı gazeteci Ayşeden Akın’a mülakat vererek Kıbrıs ve Türkiye’deki iktidarın lağımını patlatan Cemil Önal öldürüldü. Evet, “öldü” ya da “ölü bulundu” değil; doğrudan ve planlı şekilde susturuldu. Bu cinayet yalnızca bir bireyin ortadan kaldırılması değil, aynı zamanda çok katmanlı bir istihbarat krizi ve organize bir siyasi hesaplaşmayı da gözler önüne seriyor. Önal, yalnızca bir tanık değil; devletin içinden dışına, en mahrem köşelerine temas etmiş bir hafızaydı.
Peki neden öldürüldü? Kim korumalıydı, kim göz yumdu?
Cemil Önal’ın Türkiye ve Kıbrıs’taki iktidar yapısına dair taşıdığı bilgiler, basit iddialardan ibaret değildi. Elinde bulunduğu ileri sürülen ve Erdoğan’ında içinde olduğu organize bir suç örgütü gibi çalışanlara ait kayıtlar kasetler, belgeler ve itiraflar; Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan MİT Başkanı’na, bakanlardan parti yöneticilerine kadar uzanan bir zinciri hedef alıyordu. Bu tür bilgiler sadece iç siyaset için değil, uluslararası dengeler açısından da son derece sarsıcıydı.
Ancak böylesine kritik bir tanığın sıradan bir otele yerleştirilmiş olması, hiçbir koruma önlemi alınmaması, ciddi soruları gündeme getiriyor:
Cemil Önal adrese teslim bir kurban mıydı?
Haberlere yansıdığı üzere, suikastin ardından saldırganın olay yerinden yürüyerek ve herhangi bir engelle karşılaşmadan uzaklaşması, ciddi bir güvenlik zafiyetine işaret etmektedir. CIA ve Hollanda İstihbarat Servisi AIVD, Önal’ın kendilerine sunduğu bilgiler nedeniyle onu koruma sorumluluğu altındaydı. Ancak Önal’ın, istihbarat protokollerine uygun şekilde güvenliği sağlanmış bir ikamette “safe house’ da” değil, kamuya açık bir otelde konaklamış olması, gerekli güvenlik önlemlerinin yeterince alınmadığı yönünde yorumlanabilir. Bu bağlamda, olayın planlı bir suikast olduğu ve faile dolaylı bir şekilde hareket serbestisi tanındığı şüphesi gündeme gelmektedir. Diğer taraftan, Türkiye’de uzun süredir Önal’ı takip ettiği bilinen, ancak son dönemde bu konuda sessiz kalan ve yürütme organına yakın bir pozisyon aldığı yönünde eleştiriler bulunan Milli İstihbarat Teşkilatı’nın (MİT) söz konusu suikastle olası bağlantısının da hukuk çerçevesinde ve deliller ışığında araştırılması gerektiği açıktır.
Şu sorular artık kamuoyunun zihninde:
• Bu suikasti, Erdoğan’ın talimatı ile MİT işleyip ya da işletmiş olabilir mi?
• Bu suikasti CIA ya da Mossad işleyip, olayı MİT’in üzerine mi yıkacak?
• Yoksa ellerindeki belgelerle zamanı geldiğinde Türk hükümetine şantaj mı yapılacak?
• Yahut bu cinayet, bir süreliğine faili meçhuller dosyasına kaldırılıp ileride koz olarak mı kullanılacak?
Hepsi mümkün. Ve her biri, bu olayın neden bu kadar önemli olduğunu ortaya koyuyor.
Cemil Önal’ı CIA ve AIVD mi sattı?
Ortaya çıkan tablo, bu soruya “evet” cevabını güçlü şekilde destekliyor. Çünkü Önal’ın verdiği itiraflar, belgeler ve iddiaya göre kaset kopyaları, onu bir noktadan sonra kullanılmış ve değeri tükenmiş bir figür haline getirmiş olabilir. Eğer bu bilgilerin CIA ve AIVD tarafından alındığı doğruysa, koruma refleksinin devreden çıkarılması, suikasta göz yumulduğunun en açık göstergesi olur. Ama her halükarda, bu suikast CIA ve AİVD için bir prestij kaybıdır. Bizzat kendilerinin koruduğu adamın bu şekilde suikastle öldürülmesi, ilerde onlara ve diğer istihbaratlara sığınacak olan başka birilerinide, bundan sonra, bu gibi durumlarda sığınma ve itiraf verip, karşılığında güvenliğinin sağlanması konusunda elli kere düşündüttürecektir.
Karanlık İhtimal: Şantaj Mekanizması
Bu belgeler, Türk hükümetine karşı şantaj malzemesine dönüştürülmüş olabilir. Erdoğan ve çevresindeki çekirdek iktidar kadrosunu hedef alan bu materyaller, Batılı istihbarat servislerinin elinde bulunuyorsa, bu durum Türkiye’yi dış politikada kırılgan ve taviz vermeye açık bir pozisyona itebilir.
Yani bu yalnızca bir cinayet değil; çok uluslu bir baskı planının ilk adımı olabilir.
Türkiye Cumhuriyeti bu durumda hangi tavizleri verir, hangi politik duruşlardan geri adım atar, hangi planlara boyun eğer?
Bunu hep birlikte yaşayıp göreceğiz.
Sonuç mu?
Cemil Önal susturuldu. Ama ardında susturulamayacak kadar büyük ve yakıcı sorular bıraktı.
Ve bu sorular yalnızca bizlerin değil, halkın da zihninde yankılanmalı. Bu cinayet, hem Erdoğan iktidarının hem de onu yönlendiren yabancı devletlerin işine gelen bir operasyon olabilir. Öyleyse herkes kendine şu soruyu sormalı:
“Bu cinayet en çok kimin işine yaradı?”
Zihninizi çalıştırın. Olayları birleştirin. Yanıt, sandığınızdan daha yakın olabilir.



Bir yanıt yazın