MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin bugünkü açıklamaları, halkın sokağa çıkmasına karşı tehdit ve gözdağı verme amacı taşıyor. Ancak burada ciddi bir yanılgı var: 15 Temmuz’da direnen halk ve millî unsurlar, bugün de baskıya, hukuksuzluğa ve ekonomik çıkmaza karşı sokakta. O gün darbecilere karşı duran kitleler, bugün iktidarın halkı yok sayan politikalarına karşı direniyor. Bahçeli’nin bu hareketi kriminalize etmeye çalışması, hem tarihsel gerçeklere aykırı hem de toplumsal dinamikleri yanlış okuduğunu gösteriyor.
İktidarın Kitle Hareketine Karşı Korku Siyaseti
Bahçeli’nin “15 Temmuz’da olduğu gibi birileri sokakta yürüyenlerin karşısına dikilirse” şeklindeki sözleri, iktidarın kitlesel hareketler karşısındaki çaresizliğinin bir göstergesi. Ancak burada bir gerçek unutuluyor: 15 Temmuz’da direnen halk, bugün sokağa çıkanlarla aynı toplumsal kesimleri içeriyor. Yani tehdit edilenler, tam da o gün darbeye karşı çıkan geniş halk kitleleri.
İktidarın en küçük toplumsal tepkiye bile düşmanlıkla yaklaşması, Türkiye’de yönetme kabiliyetini büyük ölçüde kaybettiğinin göstergesi. Erdoğan bile son dönemde gerilimi tırmandırmamaya çalışırken, Bahçeli’nin sert söylemleri yalnızca kitlesel öfkeyi artırıyor. Bu tür tehditler, halkın taleplerini bastırmak yerine ona daha güçlü bir meşruiyet kazandırıyor.
Halkın Direnişi Meşrudur
Halkın anayasal haklarını kullanarak sokağa çıkması ve iktidarı istifaya çağırması, demokratik toplumlarda en doğal haktır. Türkiye’de halkın geniş kesimleri, ekonomik sıkıntılar, adaletsizlikler ve keyfi yönetim karşısında seslerini duyurmak için sokağa çıkıyor. Bu hareket, herhangi bir darbe girişimi değil, halkın demokratik haklarını kullanarak iktidardan hesap sorma ve istifa ettrmek sürecidir.
Bu nedenle Bahçeli’nin tehditleri ne siyasi olarak bir karşılık bulabilir ne de toplumu sindirmeye yeter. Bugün yaşananlar, iktidarın giderek yalnızlaştığını ve yönetme kabiliyetini kaybettiğini gösteriyor.
Örgütlü ve Demokratik Mücadele Zorunluluktur
Bundan sonra önemli olan, halkın tepkisinin bir süre sonra kendiliğinden sönümlenmemesi için demokratik ve örgütlü bir mücadele sürecinin inşa edilmesidir. Kitlesel hareketler içinde doğal önderler çıkmalı, kolektif bir liderlik oluşturulmalı ve somut talepler etrafında birleşilmelidir.
Mevcut yönetim, halkın öfkesini küçümsemeye devam ederse bu süreç onların aleyhine dönecektir. Bahçeli’nin tehditleri ve korkutma siyasetinin bir karşılığı yoktur. Zaten ne AKP’nin ne de MHP’nin milyonların karşısına çıkaracak gücü vardır. Bunlar psikolojik savaştan başka bir şey değildir, boş beleş nutuklardır. Bu sahte pehlivan Bahçeli’nin tehditkâr sözleri ancak Ülkü Ocakları’ndaki birkaç garibanı etkiler ama bu halk yemez. Otur oturduğun yerde Bahçeli. Kapına dayandıklarında bu halk ne yanında AKP’yi ne de bir tane ülkücüyü bulabilirsin.
Kısacası, Türkiye bundan sonra iki yoldan birini seçecek: Ya baskıcı bir yönetimin korkutma politikalarına boyun eğecek ya da halk, demokratik yollarla değişim için örgütlü bir mücadeleye yönelecek. Bugün sokaklardaki halk, fiili olarak ikinci yolu tercih ettiğini bir haftadır açıkça gösteriyor.
Son söz olarak; Erdoğan, Bahçeli ve onun küçük ortağı şunu anlamalı: Halkın taleplerini görmezden gelerek, tehdit ederek ya da gözdağı vererek Türkiye’yi yönetemezsiniz. Türkiye’nin gerçek sahibi ne MHP’dir ne de AKP. Gerçek sahip, bugün sokakları dolduran halkın ta kendisidir.






Bir yanıt yazın