İran ile Irak Kürt Bölgesel Yönetimi arasındaki Nusud sınırı, uzun süredir kaçakçılığın merkezi konumunda. Ancak bugün burası, İran destekli terör örgütlerinin finansmanında kilit bir role sahip. Günlük 20 binden fazla kaçakçı, herhangi bir kısıtlama olmaksızın bu sınır hattını kullanıyor. Elde edilen gelir ise doğrudan İran rejiminin himayesindeki terör gruplarına silah ve teçhizat sağlamak için kullanılıyor. İran yönetimi, bu kaçakçılığı “kulberlik” adı altında resmîleştirerek hatta sigorta kapsamına almış durumda. Ancak gerçekte bu sistem, bölgedeki terör unsurlarını örgütleme ve yayma stratejisinin bir parçası.
İran rejimi, bu kaçakçılık ağını yalnızca kendi sınırları içinde değil, Türkiye ve Azerbaycan sınırlarında da silahlı Kürt grupları desteklemek için kullanıyor. Bu stratejinin temel amacı, bölgeyi istikrarsızlaştırmak, siyasi baskı unsuru oluşturmak ve güvenlik sorunlarını derinleştirmek. Kaçakçılıktan elde edilen gelir, terör örgütlerinin silahlandırılması, sabotaj operasyonlarının finanse edilmesi ve komşu ülkelerde istikrarsızlık yaratılması için harcanıyor.
Aynı zamanda İran, demografik yapıyı değiştirme politikası kapsamında, kaçakçılık faaliyetlerinde yer alan ve silahlı gruplara bağlı Kürt unsurları Güney Azerbaycan’ın özellikle Türkiye ve Azerbaycan sınırlarına yerleştiriyor. Bu hamle, bölgedeki Türk nüfusunun zayıflatılmasına ve İran’a bağlı unsurlardan oluşan bir güvenlik kuşağı oluşturulmasına yönelik uzun vadeli bir projenin parçası. Aynı zamanda, bu terör üsleri Türkiye, Nahçıvan ve Azerbaycan arasındaki stratejik hatlarda bir köprü görevi görerek, teröristlerin ve silahların aktarımını sağlıyor.
İran rejimi, terör örgütlerini mali, lojistik ve güvenlik açısından desteklerken, Güney Azerbaycan’daki Türkleri ekonomik, sosyal ve siyasi baskılarla sindirmeye çalışıyor. Bu çifte standart, İran’ın bölgeyi istikrarsızlaştırma ve Türk halkını hedef alma niyetini bir kez daha gözler önüne seriyor.
İran sınırlarında oluşturulmak istenen terör koridoru, Türkiye ve Azerbaycan’ın ulusal güvenliği açısından doğrudan bir tehdit teşkil ediyor. Eğer bölge ülkeleri ve uluslararası toplum bu tehlikeli projeye karşı kararlı bir duruş sergilemezse, sonuçları kontrol edilemez bir hâl alacak ve bölgenin güvenliği geri dönülemez şekilde zarar görecektir.
MESUT HARAY – YAZAR



Bir yanıt yazın