SESSİZ KALMAYIN…
Kışlalar, askeri tesisler, askeri okullar yıkıldı…
15 Temmuz çakma darbe kalkışmasında “aktif rol” alan genelkurmay başkanı dışarıda kaldı…
Ama TSK içeride kaldı…
İnsanların en güvendiği yerdi, kapıydı…
Canları yandığında…
Düştüklerinde…
Zor durumda kaldıklarında gidecekleri ilk yerdi…
***
Bakın bakalım eser kalmış mı o güvendiğimiz Ordu’dan TSK’dan…
Niye?
Çünkü kendisine “darbe” yaparlar diye, kendisine sunulan projeye taş koyarlar diye…
Saltanatına izin vermezler diye…
Cumhuriyeti…
Laik sistemi…
Parlamenter sistemi yıkmalarına…
Dinci, gerici, yobaz tarikat ve cemaatlerle at oynatmalarına imkân tanımazlar diye…
Türk Ordusu bitti…
Özel-Sadat emir ve komutasında Beştepe-Kaç’Ak Saray ordusu kuruldu…
***
Türk polisini hiç gündemime bile almak istemiyorum; çünkü ne FETÖ’ nün eli ne MHP’ nin eli bir türlü kalkmıyor üzerlerinden…
Kin, nefret…
Şiddet…
Irkçılık, kafatasçılık, şer ve suç odakları ne ararsanız var içlerinde…
Mafya da…
Emniyet teşkilatı da yıkıldı; enkazlarının üzerine Beştepe Külliyesini inşa ettiler…
Sustu teşkilat…
Gidin bakın polis memurlarına, Taliban’dan, teröristlerden, militanlardan ayırt edebilirseniz yüzüme tükürün…
***
Ve iç beklenmeye oldu adliye mahkeme kapıları da yıkıldı…
Adalet dışarıda kaldı…
Ama!
Avukatlar…
Savcılar…
Hâkimler-yargıçlar içeride, hatta “altında” kaldılar…
Oysa!
İnsanlar, canları yandığında mahkeme kapısına, adliye koridorlarına koşarlardı…
Avukata…
Tarafsız ve adil olan savcılara, hâkimlere, yargıçlara güvenirlerdi…
***
Herkes eşitti orada; vicdanların alnı açık, başı dikti…
Genelkurmay başkanı da, akademisyen de, gazeteciler de, aydınlar sanatçılarda…
Fakirler…
Zenginler de
Vekiller, “bakanlar” belediye başkanları da “yargı” karşısında eşit şartlara sahiptiler…
Kapı aynı kapıydı…
Umudun, güvenin, çarenin olduğu, korkunun olmadığı son yerdi mahkeme kapıları…
Kapılar yıkılır…
Ama “vicdan” ne yıkılır ne satın alınırdı…
***
Ülkede her şey istediği kadar yıkılmış olsun, çökertilmiş olun, kuşatılmış olsun…
Yok, edilmiş olsun…
Bilirdi insan; o kapıların sağlam olduğunu, yıkılmayacağını, çürümeyeceğini…
Korkusuna…
Endişelerine, acılarına, gözyaşlarına çare olunacağını…
Hakkını alacağını…
Gidin bakın bakalım herhangi bir adliye sarayına, “yıkılmamış” kapı kalmış mı?
Mecburiyet dışında; hemen her kesimden, her cinsten, dinden korkmadan, inanarak, güvenerek kapı çalanı kalmış mı?
***
Korunaksız o kapılar artık, kapının arkasında oturanlar tek bir kişinin ağzından çıkacaklara bakıyorlar…
Terazi bozuk…
Hak, hukuk, adalet tatile çıkmış gibi…
Diploma…
Liyakat, yetenek, deneyim, objektif bakış, hukukun üstünlüğü…
Anayasa rafta…
Türbanlı kadın avukatlar, terör örgütü militanı kılıklı-çember sakallı erkek avukatlar…
Kirli sakallı yargıçlar…
Sanırsınız ki adalet dağıtmaya gelmemişler, “Cuma namazı” kıldıracaklar, tetik çekecekler…
***
İnanmıyorsanız, çok ileri gitmeyin 2017 yılından sonraki “Yargı” mensup ve kurumlarına bakın…
Neredeyse tamamı;
Ayrıştırılmış, kuşatılmış, bölünmüş, etkisizleştirilmiş halde…
Böldü dedim…
Önce FETÖ böldü sonra asrın lideri ve stepnesi…
Yargı…
Tetikçilerin elinde “silaha,” celladın elindeki “yağlı ipe,” meydanlara kurulan “giyotine” döndü…
Tartışılır oldu…
Özetle adliye kapıları yıkıldı, çöktü “hukuk” öldü…
Masumiyet de…
Haliyle avukatlar, savcılar hâkimler, yargıçlar” emir kulu” oldular…
***
Diyorum ki “avukatlar” savcılar, hâkimler, yargıçlar sahip çıksalardı “hukuka”
Adalete…
Seslerini çıkarsalardı, korkmasalardı, sinmeselerdi; adalet-hukuk ölür müydü?
Yargı “çürür müydü?”
2024 Ekim ayından bu yana fark etmişsinizdir; hukuk tamamen kayboldu gitti…
Oysa!
Hukuk varsa Türkiye var…
Yoksa yok…
Bakın ülkeye, ha Afganistan, ha Suriye, Irak, İran, ha Suudi Arabistan vs farkı var mı?
Niye?
Erdoğan ÖZGENÇ
İstanbul 20.02.2025 02.12



Bir yanıt yazın