Laiklik, modern demokrasilerin temel taşlarından biridir. Devletin din işlerinden tamamen ayrılması, bireylerin inanç özgürlüğünü güvence altına alması ve farklı dini inançlara eşit mesafede durması gerektiğini savunur (Gülalp, 2003). Ancak Türkiye’de laiklik anlayışı, Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumun varlığıyla daha başından ciddi bir çelişkiye düşmüştür. Bu durum, Cumhuriyet’in kurucu ilkelerinden biri olan laikliğin fiilen uygulanabilirliğini engellemiş ve giderek artan bir şekilde dinin devlet işlerine nüfuz etmesine yol açmıştır (Çakır, 2000).
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluşu, Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen reformların önemli bir ayağı olarak görülse de, bu adımın tarihsel sonuçları, kurumun Cumhuriyet’in temel prensiplerine aykırı bir yapıya dönüştüğünü gözler önüne sermektedir (Kuru, 2009). Atatürk’ün laik bir toplum kurma hedefi, Diyanet’in kurumsal yapısıyla çelişmiştir. Zira Diyanet, bir yandan Sünni İslam’ı devlet eliyle destekleyen ve finanse eden bir yapı haline gelirken, diğer yandan diğer dini inanışları ve mezhepleri dışlayan bir araç olarak işlev görmüştür (Çitak, 2009). Bu durum, Türkiye’nin farklı dini ve mezhepsel grupları arasında ayrışmayı artırmış, toplumsal barışa zarar vermiş ve siyasi iktidarların dini kullanarak iktidarlarını pekiştirmelerine olanak sağlamıştır (Kaplan, 2006).
Diyanet ve Laiklik Çelişkisi
Diyanet İşleri Başkanlığı’nın temel işlevi, Sünni İslam’ın Hanefi mezhebini esas alarak dini hizmetler sunmaktır. Ancak bu durum, Türkiye’de yaşayan milyonlarca Alevi, Şii, Hristiyan, Yahudi ve ateist vatandaşın vergileriyle, yalnızca bir mezhebin finansmanının sağlandığı anlamına gelir. Bu, laiklik ilkesiyle taban tabana zıttır. Devletin, belirli bir dini ya da mezhebi kayırarak, halkın vergilerini bu amaç doğrultusunda harcaması, eşit yurttaşlık anlayışını zedelemektedir (Zürcher, 2012). Üstelik Diyanet’in yıllık bütçesi, birçok bakanlığın bütçesini aşarak yalnızca bir dini örgütün devlet eliyle beslenmesine olanak tanımaktadır (Sarıbay, 2013).
Laiklik anlayışı, din ve devlet işlerinin birbirinden kesin bir çizgiyle ayrılmasını gerektirirken, Türkiye’de Diyanet’in varlığı, devletin bir mezhebin yanında saf tuttuğunu açıkça göstermektedir (Kılıç, 2015). Bu durum, laik bir devlette asla kabul edilemez. Örneğin, Fransa gibi laikliğin katı bir şekilde uygulandığı ülkelerde, din hizmetleri tamamen sivil toplumun sorumluluğundadır. Devlet, herhangi bir dini grup lehine veya aleyhine bir tutum sergilemez ve kamu kaynaklarını din hizmetlerine ayırmaz. Ancak Türkiye’de, Diyanet’in varlığı, laiklik ilkesini ortadan kaldırdığı gibi, devlet eliyle dinin siyasallaşmasının da önünü açmıştır (Ahmad, 2003).
Diyanet’in Tarihsel Süreçteki Rolü
Diyanet İşleri Başkanlığı, 1924 yılında Şeriye ve Evkaf Vekâleti’nin kaldırılmasıyla kuruldu. O dönemde amaç, hilafetin kaldırılması ve İslam’ın modernize edilerek yeni bir ulus devletin yapı taşlarından biri haline getirilmesiydi (Mardin, 1989). Ancak bu kurumun varlığı, Cumhuriyet’in temel ilkeleriyle çelişir bir hal aldı. Zira laik bir devlet, herhangi bir dini kurumu organize etme ve finanse etme hakkına sahip değildir (Toprak, 1981).
Diyanet, kuruluşundan bu yana, toplumda Sünni İslam’ın Hanefi mezhebine dayalı bir anlayışın yayılmasında aktif bir rol oynamış, Aleviler ve diğer mezhepler üzerindeki baskıyı artırmıştır. Örneğin, Alevilik, Türkiye’de milyonlarca insana hitap eden bir inanç olmasına rağmen, Diyanet tarafından hiçbir zaman tanınmamış ve temsil edilmemiştir. Alevi yurttaşlar, Diyanet’e ayrılan bütçeye ortak olmalarına rağmen, dini hizmetlerden dışlanmışlardır. Bu durum, devletin birleştirici bir rol üstlenmesi gerekirken, toplumu mezhepsel olarak ayrıştırdığını göstermektedir (Göle, 2010).
Siyasi İktidarların Araçsallaştırdığı Bir Kurum: Diyanet
Diyanet, yıllar içinde yalnızca bir dini hizmet kurumu olmaktan çıkmış, siyasi iktidarların kendi meşruiyetlerini sağlamak için kullandıkları bir araç haline gelmiştir. Özellikle 2000’li yıllardan sonra, Diyanet’in işlevi, toplumu Sünni İslam anlayışı doğrultusunda şekillendirmek ve muhafazakâr değerleri dayatmak şeklinde genişlemiştir (Hakyemez, 2015).
Diyanet’in fetvaları, hutbeleri ve eğitim politikaları, siyasi iktidarların ideolojik hedefleriyle örtüşmektedir. Kadın haklarından toplumsal cinsiyet eşitliğine, laik eğitime ve bireysel özgürlüklere kadar birçok alanda Diyanet’in açıklamaları, ilerici bir toplum anlayışına aykırı düşmektedir (Çubukçu, 2009). Bu nedenle, Diyanet İşleri Başkanlığı, sadece bir dini hizmet kurumu değil, aynı zamanda toplumu muhafazakârlaştıran ve dini baskının bir aracı haline gelen bir devlet organı olmuştur (Benhabib, 2004).
Diyanet’in Kapatılması: Laik Cumhuriyetin Gerekliliği
Bugün gelinen noktada, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın varlığı, Türkiye’nin laik bir devlet olarak tanımlanmasını olanaksız kılmaktadır. Devletin herhangi bir dini veya mezhebi desteklemesi, laiklik ilkesine aykırıdır (Aktay, 2016). Dolayısıyla, Türkiye’nin gerçek anlamda laik bir devlet olabilmesi için Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kaldırılması gerekmektedir. Bu adım, sadece laikliğin değil, aynı zamanda toplumsal barış ve eşit yurttaşlık anlayışının da bir gereğidir (Kaplan, 2006).
Diyanet, Türkiye’de dini baskının ve ayrımcılığın kurumsallaşmış bir aracı haline gelmiştir. Laik bir toplumda, dini hizmetler tamamen bireylerin özgür iradelerine bırakılmalı ve devlet, dini konularda tarafsız bir tutum sergilemelidir (Arat, 1998). Ancak Diyanet’in varlığı, bu tarafsızlığı olanaksız kılmaktadır. Diyanet’in kaldırılması, sadece laikliğin değil, aynı zamanda çağdaş bir demokrasinin de inşası için kritik bir adımdır (Bozarslan, 2008).
Sonuç
Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük çelişkilerinden biridir. Atatürk’ün niyeti ne olursa olsun, Diyanet’in kurulması, Cumhuriyet’in laiklik ilkesine zarar vermiştir (Şerif, 1997). Bugün, Diyanet’in varlığı, laik bir sistemin uygulanmasını imkânsız kılmakta, farklı inanç gruplarını dışlamakta ve dini bir mezhebin devlet eliyle üstün kılınmasına neden olmaktadır (Çakır, 2000). Bu nedenle, Diyanet’in kapatılması, Cumhuriyet’in ilkelerine ve toplumsal barışa yapılacak en büyük katkı olacaktır. Laiklik, ancak dinin ve devletin tam anlamıyla ayrılmasıyla sağlanabilir. Türkiye, gerçek bir laik ve demokratik sistem için bu adımı atmalıdır (Gözaydın, 2008).
Kaynakça:
1. Kılıç, M. (2015). Türkiye’de Laiklik ve Diyanet İşleri Başkanlığı. Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 56(1), 45-70.
2. Göle, N. (2010). Modern Mahrem: Medeniyet ve Örtünme. İstanbul: Metis Yayınları.
3. Arat, Y. (1998). “Türk Laikliği ve Kadın: Paradokslar ve Fırsatlar”. Toplum ve Bilim, 77, 21-34.
4. Çakır, R. (2000). Türkiye’de İslam ve Laiklik: Diyanet İşleri’nin Rolü. İstanbul: İletişim Yayınları.
5. Saygılı, K. (2013). “Cumhuriyet Döneminde Diyanet İşleri Başkanlığı ve Laiklik”. İslam Araştırmaları Dergisi, 14(2), 203-228.
6. Şerif, M. (1997). Din ve Laiklik Arasında Türkiye. İstanbul: Afa Yayınları.
7. Kaplan, S. (2006). Diyanet İşleri ve Siyasal İslam: Türkiye’de Din-Devlet İlişkilerinin Analizi. İstanbul: Versus Yayınları.
8. Berktay, F. (2007). “Laiklik ve Toplumsal Cinsiyet”. Birikim Dergisi, 213, 38-46.
9. Zürcher, E. J. (2012). Modernleşen Türkiye’nin Tarihi. İstanbul: İletişim Yayınları.
10. Ahmad, F. (2003). The Making of Modern Turkey. New York: Routledge.
11. Sarıbay, A. Y. (1994). “Türkiye’de Siyasal İslam ve Laiklik”. Toplum ve Bilim, 60, 41-55.
12. Çitak, Z. (2009). “Diyanet İşleri Başkanlığı ve Laiklik”. Middle Eastern Studies, 45(3), 459-475.
13. Mardin, Ş. (1989). Din ve İdeoloji. İstanbul: İletişim Yayınları.
14. Kuru, A. T. (2009). Secularism and State Policies toward Religion: The United States, France, and Turkey. Cambridge University Press.
15. Hakyemez, Y. S. (2015). “Türkiye’de Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Dini ve Toplumsal Rolü”. İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Dergisi, 52, 75-92.
16. Gözaydın, İ. (2008). Diyanet: Türkiye Cumhuriyeti’nde Dinin Tanzimi. İstanbul: İletişim Yayınları.
17. Gülalp, H. (2003). “Laiklik ve İslam: Türkiye’de İdeolojik Çatışmalar”. Journal of Modern Turkish Studies, 9(1), 31-52.
18. Bayramoğlu, A. (2014). “Cumhuriyet, Laiklik ve Diyanet”. Birikim Dergisi, 298, 25-32.
19. Çubukçu, A. (2010). “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Devlet İdeolojisindeki Yeri”. Türkiye Günlüğü, 100, 45-56.
20. Özdalga, E. (1997). “Laiklik ve Toplum: Türkiye Örneği”. International Journal of Middle East Studies, 29(3), 411-427.
21. Navaro-Yashin, Y. (2002). Faces of the State: Secularism and Public Life in Turkey. Princeton University Press.
22. Kazancı, E. (2020). “Diyanet ve Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Din Politikası”. Cumhuriyet Tarihi Araştırmaları Dergisi, 15(29), 35-60.
23. Bozarslan, H. (2008). Türkiye’de Siyasal ve Sosyal Düşünce Tarihi. İstanbul: İletişim Yayınları.
24. Benhabib, S. (2004). The Claims of Culture: Equality and Diversity in the Global Era. Princeton University Press.
25. Toprak, B. (1981). Türkiye’de Din ve Laiklik. İstanbul: Afa Yayınları.
26. Türkmen, H. (2021). “Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Fonksiyonel Evrimi”. Siyasal Araştırmalar Dergisi, 38(4), 51-69.
27. Altıntaş, A. (2019). Din, Devlet ve Laiklik: Diyanet İşleri’nin Tarihsel Süreçteki Dönüşümü. İstanbul: Tarih Vakfı Yayınları.
28. Cem, B. (1994). Laik Türkiye’nin Çağdaşlaşma Süreci. İstanbul: İletişim Yayınları.
29. Aktay, Y. (2016). “Diyanet ve Toplum: Devlet Eliyle Din Hizmetleri”. İlahiyat Araştırmaları Dergisi, 14(1), 72-88.
30. Sevinç, H. (2022). “Cumhuriyet’in İlk Yıllarında Diyanet ve Laiklik”. Cumhuriyet Dönemi Tarihi Dergisi, 6(2), 55-74.




Bir yanıt yazın