yapmamak için bir sürü bahane buluyordu. Elimden geldiğince
ilgileniyor, çalışma şevki kazanması için çabalıyordum. Ancak hiçbir
Kızımdan bir yaş küçük oğlum ve henüz yedi aylık bebeğimden
çalabildiğim her dakikayı kızıma ayırıyor, ancak öğretmeniyle her
konuştuğumda büyük bir düş kırıklığı ile eve dönüyordum. ‘Kızım
O soğuk mart akşamında, sönmeye yüz tutmuş sobanın yanında,kızıma
heceleri söktürebilmek için uğraşırken, onun ilgisizliği kalan son
silktim ve minicik yanağına hatırladıkça utandığım’ bir tokat attım.
minik dudaklarını sürekli büküyor, bakışları kalbimin ötelerine doğru
Sessizliği bozan ben oldum.
“Neden?
Nazlıhan neden? Niçin okumayı öğrenmek için gayret
göstermiyorsun? Sen aptal değilsin. Neden kendine aptalmışsın gibi
Bir an durdu, sonra sesinin bütün yırtıcılığı ve kiniyle, “Çünkü
ben okumak istemiyorum” diye haykırdı. Kulaklarıma inanamıyordum.
Yüksek tahsil yapıp, iyi bir geleceği olacağını düşledim biricik kızım,
Hayal kırıklığı ve şaşkınlık içerisinde “Neden?” diye sorabildim.
bırakıp işe gitmeyeceğim, Çalışmayacağım, Ben sadece anne
olacağım.”
Kızım konuşmuyor, adeta beni tokatlıyordu. Başım dönüyor, gözüm
kararıyor, bu sözlerin gerçekten kızıma mı ait olduğunu anlamaya
çalışıyordum. Evet bu sözleri bana yedi yaşındaki kızım
söylüyordu.
“İnsan şimdi bayılmaz da ne zaman bayılır” di ye düşündüm. Sanki,
oynamaya başladı. Yozgat’ın Nohutlu Tepesi’nde, o her çıkışımda hiç
bitmeyeceğini düşündüğüm yokuşun başındaki bir türlü ısıtamadığım
12 Eylül sonrası, eşimin (birçok insana yapıldığı gibi) hiç
anlayamadığım bir tarzda ve sebepsizce tutuklanıp cezaevine
götürülüşü. Aylarca tutuklu olduğu halde mahkemenin bir türlü
-“Yavrum, iyi misin? Korktun mu?” diye sorunca, -“Korktum, ağladım,
sarılışı.Bir film şeridi gibi geçiyordu gözlerimin önünden. Bir türlü filmin
O sabah telaşla çıkarken anahtarı evde unutmuştum. Ama çok dert
etmemiştim. Nasılsa kızım evdeydi. Kapıyı açardı. Ama açmadı.
Açmadığı gibi sesinin bütün gücüyle “Anne” diyerek ağlıyordu. “Kızım,
Yapacağım tek şey vardı. Bir şekilde içeri girmek. Ama nasıl? Kapıyı
kıracak gücüm yoktu. Nohutlu Tepesi’nde çilingir ne gezerdi. İçerde yavrum
feryat figan ağlıyordu.
Neden sonra alt kata inmeyi düşündüm. Kapıyı açan komşuma bir yandan
olayları anlatıyor, bir yandan balkona doğru koşuyordum. Bir sandalye
bulup balkona yerleştirdim ve üst kattaki evimin balkonuna
ulaştım. Ben,153 santimlik ufak tefek kadın, bir sandalye yardımıyla nasıl
balkonuna ulaştım. Hala anlamış değilim. Sanki görünmeyen bir el beni
sıkıştırmış ağlıyordu. Sarıldım, sarıldım, sarıldım… Göz
yaşlarım onunkiyle karıştı. Koynuma büzüldü. Sadece “Annem, anneciğim,
kaçırdım.Müdürün ikazına rağmen kızımı sınıfıma götürdüm. Önce müdür
muavini, sonra müdür tarafından azarlandım ama hiç cevap vermedim.
Sadece göz pınarlarımda iki damla yaş belirdi. Ve o yaşlar müdürün birden
Evet bu acı film bitecek gibi değil. Kızımın sesiyle irkildim.
“Ben okumayacağım. Anne olacağım diye feryat ediyordu. Feryat
etmiyor sanki beni tokatlıyordu. Ona iyi bir anne olamadığımı ve bundan
duyduğu rahatsızlığı bu sözlerle haykırıyordu yüzüme. Hayatımın hiçbir
anında böylesine bir acı yaşamamıştım. Hiçbir söz yüreğimi ve belleğimi
böylesine hırpalamamıştı.
Kızımın kestane rengi saçlarını okşadım. Tokadımla kızaran
yanağını öptüm. Başını göğsüme bastırdım. Onun hafızasında yer eden
Bu allak bullak beyinle nasıl?
Öğlece ne kadar kaldık bilemiyorum. Bir ara konuşacak gücü
bulabildim.
“Kızım, her okuyan kadın çalışmak zorunda değildir. Sen iyi bir
anne olmak istiyorsun. Ben de iyi bir anne olmanı istiyorum. Ancak,
okursan,bilgili olursan, iyi bir anne olabilirsin. Çalışmak zorunda
değilsin ki.Sen de evde çocuklarına bakar, onlara okuma yazma öğretirsin”
Öğretmeni şaşkındı. “Nasıl olur da bir çocuk, bir günde bu kadar
ilerleme kaydedebilir?” diye soruyordu. Bu sorunun cevabı öyle
uzun ve anlaşılması öyle güçtü ki… O an susmak, en güzel cevaptı çünkü
bu sorunun cevabını ancak ben ve Nazlıhan anlayabilirdik.
Şimdi kızım, Gazi Üniversitesi’nde işletme okuyor. Anadilini çok iyi
okuyup, yazdığı gibi iyi derecede İngilizce de biliyor. En önemlisi
bir kadının hangi şartlarda olursa olsun çalışması ve ekonomik özgürlüğünü
elde etmesi gerektiğine inanıyor. En güzeli de her fırsatta “Canım annem”
tokatla” kızarttığım yanağından öpmeye özen gösteriyorum.



Bir yanıt yazın