8 Mayıs’ta V.Putin Rusya Devlet Başkanlığı görevini devr’alacaktır.
Vladimir Putin,tek egemenliğin olduğu bir dünyanın onu elinde bulunduranlar içinde ölümcül olduğuna,tek kutuplu dünyanın kabul edilmezliği yanısıra modern uygarlık içinde ahlâki olmadığına inanıyor.
Dünyanın değişmekte olduğunu kabulle Birleşmiş Milletler Teşkilatının onay vermemesi halinde ülkelere uygulanan siyasi,ekonomik ya da askeri baskıları reddediyor-mesela, İran’ın vurulması olasılığı halinde sonuçların tasavvur dahi edilemeyeceği yönünde uyarıda bulunuyor…
Gelecek on yılda Rusya ordusunun kara,hava,deniz ve uzay unsurlarının tehditlere eşdeğer tepki verecek ölçüde güçlendirilme politikasını işliyor.
*
18-19 Mayıs’ta Camp David’de G-8 ülkeleri liderleri küresel ekonomi,siyasi ve güvenlik konularını ele alacakları zirvededir.
Zirveye ABD’nin Suriye’de krize nasıl çözüm bulunacağı ve nasıl siyasi geçiş sağlanacağı,İran’la diplomatik çözüm arayışları ve Kuzey Kore’nin uzun menzilli füzelerine karşı uygun eylemlerin yürütülmesi konularındaki tezlerine karşı,
Rusya ilişkilerin eşitlik esaslarında gelişmesi gerekirken,Suriye,İran ve Kuzey Kore sorunlarından hareketle Füze Savunma Sistemlerinin iki ülke arasında güveni azaltığı teziyle katılıyor!
*
20-21 Mayıs’ta Chicago’da NATO 25.Zirvesi toplanıyor-ki,konusunu üyelerinin nufus ve topraklarını savunmak üzere ittifak politikalarının oluşturulması, 21.yüzyılın sorunlarıyla başa çıkabilmek için teşkilat ağının güçlendirilmesi, Afganistan için ittifak taahhütü ve Avrupa’nın finansal krizi ve ABD’nin bütçe açığının savunma bütçelerine baskısının güvenlikteki etkisinin üye ülkelere dağıtımı oluşturuyor.
Esas tartışma NATO Strateji Belgesinin omurgasını oluşturan”Her ülkenin bağımsızlığına saygı ve kendi güvenlik ittifakını seçme hakkına saygı”temel kuralından, Rusya’nın Füze Savunma Sistemine itirazı perspektifinde gelişeceği biliniyor…
*
6 Kasım’da zirvelerin kıssaları bileşkesinde ABD’de dünyanın gelecek 5-6 yılını belirleyecek önemde başkanlık seçimleri yapılacaktır.
*
“Dost kim,düşman kim,içerideki esirse dışarda ki ne?”sorusunun yanıtı bu gelişmelerde Türkiye’nin yerini anlamaktan geçiyor.
Türkiye Atatürk’le başlayan öze dayalı ekonomi merkezli savunma sanayi yaratma, ittifaklar ve ekonomik ilişkiler temelinde güç dengelerine dayanmayı ve çatışmalardan uzak duran savunma politikalarından,2.Dünya Savaşının Türk ekonomisine verdiği ağır tahribatta güçlü ordu oluşturmak zorunluluğuyla Marshall ve Truman doktrini ardından NATO ittifakına katılmıştır.
Ne ki sürekli canlı tutulan Rusya tehditine rağmen Türkiye’nin ne savunma sanayisi gelişmiş, ne de silahlı kuvvetlerin modernizasyonu sağlanamamıştır.
Silahlı Kuvvetler sadece lojistiğini değil,entellektüel alt yapısını da doktrine etmek üzere NATO’ya bağlamış,giderek Türkiye savunma politikalarından hareketle ABD güdümüne geçilmiştir…
*
İki kutuplu dünya düzeni gereklerine göre kurulmuş NATO soğuk savaşın ardından yeni risk ve tehdit algılamalarına göre uyarlanmaktayken- nihayet, 11 Eylül 2001 terörist saldırıları asimetrik tehdit kavramıyla güvenlik anlayışını tümüyle değiştirmiş bulunuyor.
Türkiye savunma politikaları iptal edilen bir kutup karşısında ikinci kutupla uyumlu hale getirilmek üzere yeniden yapılanmaya,teknolojik gelişmelere ve modernizasyon faaliyetlerine tabi tutuluyor…
*
Yeni tehdit;İslam coğrafyasının kaynaklarına el konulurken geri kalmışlığından vereceği tepki ya da İslami Cihad terörüdür.
O nedenle ABD -şimdilerde,Arap İslam ülkelerini biçimlendiği pan-islamist Osmanlı konseptinde İslam Birliğine sevketmenin siyasetini uyguluyor.
Önce AKP iktidarıyla Türkiye’de İslamcılığın demokrasiye aykırı olmadığı zehabında uluscu,ulusalcı,lâik, Atatürk milliyetçiliği gibi esaslarıyla belirlenen bir devletin olamayacağı,bu sıfatların demokrasi üzerinde vesayet oluşturduğu düşüncesinden yürüyor.
Bu kurguda Türkiye’nin ABD’nin barışçıl ve istikrarlı dünyasını teminen Ortadoğu’da aslen İran merkezini hedefleyen ve o merkeze doğru giderek derinleşen Arap Baharına güç vermesi gerekiyor!
Demokrasinin vesayetten kurtulmasını teminen Cumhuriyet ordusu TSK’nın Cumhuriyeti koruma ve savunma kudretinde lâik demokrasiden verdiği ödünlerle- işte,TSK’nın bir dönemi bir zamanlar irticayla mücadelesinde olanlar kendilerini”Silivri Esiri” olarak lanse ediyor.
*
Çünkü Türkiye savunma politikaları iptal edilen bir kutup karşısında ikinci kutupla uyumlu hale getirilirken yeniden yapılanmaya,teknolojik gelişmelere ve modernizasyon faaliyetlerine tabi tutulmaktadır.
Teminen ABD’nin nükleer programı bahanesiyle İran’ı tecrit etme planında,en iyi tecrit etme yöntemi olarak komşuları İslam ülkelerinde demokratikleşme adıyla İslamın tüm mezhebi fraksiyonlarını legalleştirme,o düzlemde ulusal,etnik,mezhepsel farklılıklarla sosyo-politik istikrarsızlıklara sürükleme-bu suretle,ele geçirilen sosyal yapılardan olası islami terörü önlerken,İran’ın yalnız bırakılmasına destek veriyor.
İslam Birliği ne ulus,ne millet ne de dil birliği aramıyor-mesela,”Türk”kelimesi sanki etnik bir tanım yapyormuşcasına algılanıyor ve yeni Anayasa’da kullanılmaması öngörülüyor -daha neler,Türk Silahlı Kuvvetlerinin adı giderek Silahlı Kuvvetlere mi dönüşüyor?
*
Bu hengamede 6 Kasım 2012’de ABD Başkanlık seçiminin yeni ve çok kutuplu bir dünyaya kapı açacağı görülüyor.
Çok kutuplu dünyada öncelikle ulus olmak gereği bulunuyor.
TSK’nın çok kutuplu bir dünyada ve böylesi bir coğrafya’da Türkiye’nin güvenliği hizmetinde yıllar boyunca birikimin ortaya çıkacağı ve bu birikimle birlikte “Dost kimdir,düşman kim” sorusunun yanıtını bulacağı günler yaklaşıyor.
Bir yanıt yazın