Site icon Turkish Forum

Biz Türkiyalılar, Asyai bir milletiz

Önceki iletide “ Hasan Arsan Bey’in Araplara düşman olmamız için gerekçeleri nedir? Öğrenmek hakkımız olmalı. “ diye yazmıştım. - sahabe arap muslumanlar peygamber

Önceki iletide “ Hasan Arsan Bey’in Araplara düşman olmamız için gerekçeleri nedir? Öğrenmek hakkımız olmalı. “ diye yazmıştım.

Ondan ses çıkmayınca Ferruh Demirmen Bey “Arapların Türklere ne yaptıklarını bilmek için biraz tarih okumak yeter.” deyip emperyalist Batının Güneybatı Asya’daki Arap halklarını nasıl Türk’ü düşmanlaştırdığına ilişkin  iki de bağ(link) yazmış. Meselenin doğru anlaşılması için yaptığı katkıya müteşekiriz.

MAZİYE NAZAR:

1500’lerden bu yana bu zorbalık ve zalimliklerin merkezi olan Batı 1914 ile 1945 arasındaki (iki dünya savaşında)30 senede 100 milyon insanın ölümünü sebep olur. Bu rakamı her gün ve her an hatırlamak gibi Büyük insanlığın ödevi vardır.

Bugün de elindeki olanak ve varsıllıkları bırakmamak için akla ziyan, insanlık dışı ne varsa yapmakta. Irak, İran, Suriye, Afganistan, Filistin’de varlıkların yağma ve cinayetleri de her daim anımsanmalı.

Batının batağı emperyalizmin akademi dünyasının “oryantalizm” teorisinin kökenleri 18. yüzyıl sonlarına dayanır. Amacı Batı’nın üstünlüğünü göstermek ve bölgeyi kontrol etmek olan teoriye  “ Doğu’nun, özellikle de Ortadoğu ve Müslüman dünyasının incelenmesi ” olarak da kulp takılır.

Bu teori yalnızca Güneybatı Asya ile sınırlı kalmayıp Asya, Afrika hatta Güney Amerika ülkelerini kapsayacak şekilde genişletilir.

Oryantalist ırkçı teoriye göre Batılı olmayan ülkelerin ekonomik olarak geri kalmasının sebebi esas olarak daha “aşağı insan “ ların ülkesi olmasından kaynaklanır. Emperyalist devletlerin dünyanın geri kalanını sömürmesi için icat edilen akademik maske budur.

Bu iki boyutlu bir oyundur.

İlki oryantalist teorinin öznesi olan Türkiye ve Güneybatı Asya gibi ülke insanlarının bunu kendi ülke akademi, siyaset ve medyası eliyle oluşturulan kültürel iklimle içselleştirtilmesidir. Böylece halklar “kendi öz” lerinde kalkınmanın temel niteliklerinin bulunmadığına inandırılarak emperyalist sömürünün payandası olmaları sağlanır. Bu hal tam olarak öğrenilmiş çaresizliktir.

İkincisi ise ezilen dünyanın doğal dost kuvvetleri olması gereken halkların birbirine düşmanlaştırılıp birbirleriyle dayanışmasının önlenmesi amaçlanır.

Oryantalist teoriye karşı mazlum milletlerinde önderi M.K. Atatürk İslam ülkeleri başta olmak üzere bölgesel paktlar kurulması fikri çerçevesinde Balkan ve Sadabat paktlarının oluşturulmasında öncülük eder.

Dikkat edilirse sosyal medyadaki paylaşımlarda Arap düşmanlığı yapanlar aslında kendi topraklarına ve insanına gönüllü düşmanlık ettiklerinin ayırtında değildir.

Art arda iki cihan savaşı yapan Batı halkları fi tarihinden beri nasıl “can ciğer kuzu sarması” yaşadıklarını sorgulansa mesele aydınlanacaktır!

 ***

Mustafa Kemal Atatürk, 2 Mart 1922’de de “ Biz Türkiyalılar, Asyai bir milletiz, Asyai bir devletiz ” sözleriyle bir kimlik beyanında bulunur.(1)

Ertesi günü de Meclis kürsüsünden de şöyle seslenir: “ Neticede dünya iki zümreye ayrılmaktadır. Birisi Doğu ;ki kendi mevcudiyetini, insanlığını, bağımsızlığını idrak etmiştir; bu şuurla el ele vermiştir. Diğer bir zümre vardır ki (…) bunların gayesi insaniyetin, beşeriyetin iyiliğine yönelik olmadığı gibi, bilakis zulüm, baskı olduğu için, onları lanetle yâd etmekte kendimizi haklı görürüz.”(2)

Atatürk emperyalizmle anlaşmanın olanaksızlığının; Türkiye’nin doğu siyasetinin zorunluluğunun ayırtındadır.

( 15 Temmuz 1920 tarihli) Hakimiyeti Milliye’deki yazısnda emperyalist bloğa nasıl karşı konulacağını, tehdidi dengeleyecek kuvvet birikiminin nasıl yaratılacağının altı çizilmiştir:” Senelerden beri devam eden kanlı mücadelelerden sonra henüz düne ait yorgunluklar omuzlarımızın üstünde bizi çökertmeye çalışırken eğer sade kendi kendimize kalmış olsaydık, bu şerefli olduğu kadar ağır vazifenin altından kalkamazdık. Halbuki biz bu yolda hiç yalnız değiliz. Pek büyük, pek kuvvetli müttefiklerimiz var. Öyle müttefikler ki, dünyayı emperyalizm zulmünden kurtartmak için ahdetmişler, devamlı çalışıyorlar ve her gün yeni bir zafer kazanıyorlar.”

Atatürk 9 Temmuz 1922’de bu geniş ufku: “Türkiya’nın bugünkü mücadelesi yalnız kendi nam ve hesabına olsaydı, belki daha kısa, daha az kanlı olur ve çabuk bitebilirdi…. Çünkü müdafaa ettiği dava, bütün mazlum milletlerin, bütün Doğu’nun davasıdır ve bunu nihayete getirinceye kadar kendisiyle beraber olan Doğu milletlerinin beraber yürüyeceğinden emindir.”( 3)

1933’ün Mart’ında, Mısır Büyükelçiliğinde sabah ışıldarken söylediği “Bugün günün ağardığını nasıl görüyorsam, uzaktan bütün Doğu milletlerinin de uyanışlarını öyle görüyorum. Bağımsızlık ve hürriyetine kavuşacak daha çok kardeş millet vardır…. Sömürgecilik ve emperyalizm yeryüzünden yok olacak ve yerlerine milletler arasında hiçbir renk, din ve ırk farkı gözetmeyen yeni bir ahenk ve iş birliği çağı geçecektir.” demesi (4) yaşadığımız süreçte Asya, Afrika, Güney Amerika’da görülmeye başlayan bağımsızlıkçı eylemlerin ipuçları sayılmalıdır. 

Atatürk’e “Batıcı” etiketi yalnız sahte Atatürkçüler tarafından yapıştırılmıyor. Atatürk’e karşı mevzilerde konumlanan kimi kesimler de Atatürk’ü Batıcı olmakla suçluyor. Atatürk’ü Batıcı ilan eden bütün kesimler, bir şekilde Atatürk’e karşı açılan cephede birleşiyor. Bu ortak cephe, hakikatle savaşıyor.

Ülke ne çektiyse Oryantalist teoriye  ondan nemalanan veya tapan  NATO’cu solculari ile NATO’cu milliyetçilerden çekti. Tıpkı “Süleyman efendinin nasırından çektiği” (*) gibi .

[E-Türkiyeyiz Biz] gibi bilgi alıverişi alanlarını düşünsel varsıllaşma olanağı sağlayan yerler olarak değerlendirmesindeyim.

(Bu yazı derlemedir)

 (*)“Hiçbir şeyden çekmedi dünyada /Nasırdan çektiği kadar; /Hatta çirkin yaratıldığından bile /O kadar müteessir değildi; /Kundurası vurmadığı zamanlarda /Anmazdı ama Allah’ın adını, /Günahkâr da sayılmazdı. /Yazık oldu Süleyman Efendi’ye.” Kitabe-i seng-i mezar  /Orhan Veli

(1) Atatürk’ün Bütün Eserleri, c. 12, 3. Basım, Kaynak Yayınları, İstanbul, Mart 2015, s. 297; Hakimiyeti Milliye, 5 Mart 1922.

(2) Atatürk’ün Bütün Eserleri, c. 12, s. 299; Hakimiyeti Milliye, 5 Mart 1922.

(3) ATABE, c.13, sf.136

(4) ATABE, c. 26, s. 144.

Exit mobile version