CUMHURİYET ve DEMOKRASİ (8)

          Buraya kadar açıklananlardan hareketle, Cumhuriyet’in ideal bir kavram Demokrasi’nin ise teknik bir kavram olduğu izlenimi edinilebilir. - erdem kamu yarari kisisel cikar montesqueui

          Buraya kadar açıklananlardan hareketle, Cumhuriyet’in ideal bir kavram Demokrasi’nin ise teknik bir kavram olduğu izlenimi edinilebilir.

          Ki, bu tür bir yaklaşımın yabana atılmayacağını düşünenlerdeniz.

          Ancak Brezilya eski Eğitim Bakanlarından Renato Janine Riberio ile Demokrasi’nin yeniden keşfinden yana olup bu konuda makale ve kitapları bulunan Daniel Arpagu’nun, “Demokrasi mi Cumhuriyet mi?” (1) başlıklı makalelerinde, cumhuriyet geleneğine oranla demokratik geleneğin sosyal katılıma (inclusion)  daha iyi (ya da daha fazla) elverişli olduğu tezi işlenmektedir.

          Yazarlar, Demokrasi’nin kökenlerini Eski Yunan’a kadar götürmekle birlikte, Demokrasi’yi Demos (Halk) terimine dayandırmak kadar hoi polloi (populace- yani halkın en alt kesimleri) terimine de dayandırmaktadırlar.

          Öte yandan Cumhuriyet ya da Res Publica’nın püblik (kamusal) kesimindeki ereksellik (Telos)’ten çok, hem Cumhuriyet ve hem de Demokrasi’nin etkinliği (efficience) yönlerini öne çıkaracaklarını öne sürmektedirler.

          Dikkat edilirse, araştırma dönüp dolaşıp ‘etkinlik’ ya da bizim deyişimizle ‘ölçüm’ ve ‘teknik’ yönüne dayandırılmaktadır.

          Oysa Telos sadece teleolojinin konusu mudur?

          Claude Bernard’a göre bilgeler teleolojist olduklarını itiraf etmeseler de söyledikleri şeyleri kanıtlayamazlar. Hiçbir zaman ‘yerine’ bir şey koyamazlar ve söyledikleri hep havada kalır, diyordu.

Oysa, örneğin ‘insanlık’ böyle havada kalan bir şey midir?

Kuşkusuz insanlığın varacağı en son kerteyi belirlemek gibi bir savda bulunmak söz konusu olamaz.

Ancak, her koşulda onun ‘en mükemmel’ bir biçime yönelik bir evrim içinde olduğu da yadsınamaz.

Nitekim Kant ve Hegel’de bu evrimin idealist, Marx’ta ise laik ve gerçekçi (realiste) bir biçimde olacağı ileri sürülmüştür.

Her Cumhuriyetin demokratik olmayabileceğini ve dolayısıyla Cumhuriyet adını hakketmeyeceklerini söyleyerek başlayan yazarlarımızın, ilk bakışta, Türkiye’de üniversite kürsülerinden köy kahvehanelerine değin yaygın olan bir ‘Demokrasi’ anlayışına sahip oldukları söylenebilir.

Okumaya devam et  CUMHURİYET ve DEMOKRASİ (18)

          Bununla birlikte, Türkiye’deki anlayışın tersine, Demokrasi’nin yaşayabilmesi için Cumhuriyete ihtiyacı olduğunu söylemektedirler.

          Ve yine Demokrasinin etkin olabilmesi için Cumhuriyetçi olmak dışında bir seçeneğinin olmadığını ileri sürmektedirler.

          Çünkü Demokrasinin en belirgin özelliği olan, sınırsız elde etme arzusunun ancak Cumhuriyetle ‘sınırlandırılabileceği’ ve ‘eğitilebileceği’ni düşünmektedirler.

          Böylece, bizim bu yazı dizimizin odaklandığı yere gelmiş bulunuyoruz.

          Bir başka deyişle, Demokrasinin bir ‘istekler’ ve bu istekleri ‘elde etme’ yol ve tekniklerine, Cumhuriyetin ise Montesquieu’nün deyimiyle Erdem gibi, elle tutulmayan ama insanlığın olmazsa olmazı olan bir anlayış olduğu yere gelmiş oluyoruz.

          Montesquieu Erdem’i kamu yararı adına özel çıkarlardan feragat etmek olarak tanımlıyordu. Bu da, özünde insan doğasına aykırı bir şeydi.

          Çünkü insanlar, doğal olarak kendi arzu ve isteklerinin peşine düşmek durumundaydılar.

          Böylece Cumhuriyet, özde, insanın kendi kendisiyle hesaplaşması demek oluyordu.

          Öyle ki, Cumhuriyetin hem kendisi ‘eğitim’e gereksinme duymaktadır ve hem de Demokrasinin anarşik ‘istek’lerini eğitmek zorunluluğu bulunmaktadır.

          Nitekim, zamanında Etiyopya’da görülen ‘ilkel demokrasi’ ile Proudhon’un en ileri diye nitelendirdiği ‘anarşik demokrasi’ arasında olmasa da bir ‘normal aşama’sının aranmasından doğal ne olabilir?

           Oysa Demokrasi’nin bir iç mekanizmayla kendi kendisini eğitmesi (auto-éducation) ya da kendi-kendisini sınırlayabileceği (auto-réstriction) pek olanaklı görünmemektedir.

          Kaldı ki, Demokrasi’nin, aynı zamanda bir ‘kültür’ olduğu düşünülecek olursa, bir kültürün kendi-kendisini eğitmesinin hiç de kolay olmadığı söylenebilecektir.

          Üstelik, böyle bir yaklaşım kültürün kendi tanımına da aykırı olmayacak mıdır?

          Bununla birlikte, demokratik istek ve taleplerin en azından ‘gereksinme’ terimiyle ilişkilendirilmesi ve nelerin istek ve nelerin gereksinme olduğu konusu ayrı bir çözümlemenin konusunu oluşturacaktır.

Okumaya devam et  CUMHURİYET ve DEMOKRASİ (21)

İstek/gereksinme ‘diyalektik devinim’inin nasıl bir dönüşüme yol açtığı ise gelecek yazıların konusunu oluşturmaktadır.

(Sürecek)

(1) Renato Janine Ribeiro, Daniel Arapu, “Démocratie versus république : inclusion et désir dans les luttes sociales”, Dans Diogène 2007/4 (n° 220), pages 49 à 59


Comments

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir