İKİ REKAT NAMAZ

Çoğunuzun bildiği ve benim de sevdiğim bir fıkra var.

Müslüman ve Hristiyanların birlikte yaşadığı bir ülkede geçiyor.

Kurban Bayramıdır ve adet olduğu üzere müslümanlar kurban kesmektedirler.

Bir Hristiyan ailede, evin hanımı “bey bey, der kocasına, bütün komşular kurban kesiyorlar, biz de kessek ne iyi olur”.

Adamcağız düşünüp taşındıktan sonra keselim der.

Hemen bir koç mu koyun mu, her ne ise, bulup buluşturduktan sonra; adam hayvanı kesmeye başlar.

Acemilik bu ya, hayvancağız tam kesilemediği için can havliyle debelenmeye başlar.

Tüm ailenin el ve ayakları biribirine dolanır doğal olarak.

Evin hanımı, bu kez, “koş yakında bir Türk kahvehanesi var, onlar müslüman oldukları için bilirler, herhangi birinden yardım rica et” der kocasına..

Adam, elinde kanlar akan bıçak, yüzü gözü kan içinde kahvehaneye dalar ve burada bir müslüman var mı diye sorar.

Kahvehanedekiler şaşkınlık ve korku içinde, burda yok, ama az ilerideki caminin hocası olabilir derler.

Adam bu kez, daha bir aceleyle camiye dalar ve karşısındaki hoca efendiye

– müslüman olan sen misin diye sorar.

Hoca efendi, elinde kanlı bıçak, birini kesmeye niyetli bu heyecanlı adamı görünce;

-Kim demiş yahu, şurada iki rekat namaz kıldırdık diye müslüman mı olduk, diye yanıtlar.

Söyledikleri ile yaptıkları farklı olan bir geleneğin temsilcisi olan Hoca efendi, ilk kez doğru bir saptamada bulunmuş olmaktadır.

İki rekat namaz kılmak ya da kıldırmakla müslüman olunamayacağının itirafı yani.

Şimdi şu Ayasofya’daki son ‘imam vukuatı’ bunun en belirgin örneğini oluşturmaktadır.

İmam öyle de, cemaat nasıl denilecek olursa; oradaki en önemli kişiye bakmak gerekiyor.

Eğer emir gelirse, ‘papaz elbisesi giyebileceği’ni söyleyen bu ‘zat’, tam bir ‘zati sungur’ misali orada huşu içersinde görüntü vermekten çekinmemiştir.

Zati sungur’dur, çünkü o imamı oraya atayan o’dur.

O imamın damadını YÖK’ün başına atayan o’dur.

O YÖK ki, Türkiye’de ‘üniversite’ denilen ‘İmam Hatip Sonrası Yüksek Okul’ları yönetmektedir.

Tüm rektörler ve dekanlar zaten ‘İmam Hatip’ çıkışlıdırlar.

Ben diyeyim çoğu, siz deyin tümü birden, Türkiye’deki vali, kaymakam, savcı, yargıç, memur, yüksek memur, asker, polis ve bekçiler ‘İmam Hatip’ çıkışlıdırlar.

Ancak bir gün, devir dönerse; ben diyeyim çoğu, siz deyin tümü birden

– yahu iki rekat namaz kıldık diye müslüman mı olduk diyeceklerdir.

Ve kuşkusuz yaşamlarında dile getirdikleri tek doğru tümce bu olacaktır.

Ancak ve ne var ki, burada ‘İslam dini’ni tartışmak gibi bir niyetimin olmadığını belirtmeden geçmem doğru olmaz.

Sadece bu ‘tip’lerin, ‘müslümanlık’ı, özde ‘siyasi ve ticari hedef’lerine ulaşmak için bir ‘araç’ olarak kullandıklarını vurgulamaktır amacım.

Nitekim ‘Siyasal İslam’ tam da bu demektir.

Oysa, bildiğim kadarıyla, müslümanlık kolay anlaşılır ‘yalın ve sıradan kurallar’ bütünü olmak durumundadır.

Aksi halde milyarlarca insanın bu dini benimsemesinin olanağı kalmazdı.

Oysa günümüz AKP’lileri gibi, yani sadece ‘başı secdeye değmiş’ olmakla yetinilerek, her türlü yalan ve dolana açık olmayı; toplum içinde ‘kin ve nefret’i besleyip büyütmeyi ve ‘çalıp çırpma’da sınır tanımamayı ‘meslek’ edinmenin ‘müslümanlık’la bir ilgisinin olamayacağı apaçıktır.

İslam dini açısından bakıldığında, meslekî olarak AKP’li olanların ‘müslümanlık’ı, açıkça belirtilmeldir ki her türlü ‘sahtekârlık’a ‘geçiş vizesi’ olarak kullanılmaktadır.

Ülke düşmanığı, Devlet düşmanlığı ve Millet düşmanığı da cabası.

AKP zihniyeti’ demek, demek ki, ‘Türkiye Düşmanlığı’ demektir, vesselam.

Bunların ‘İki rekat namaz kıldık diye müslüman mı olduk’ diyecekleri günler de gelecektir.

Ancak ‘Türkiye düşmanlıkları’ tarihe kazınacaktır, bundan zerre kadar kuşkum yok.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.