DARBE DİLENMEK

İlk Kurșun gazetesinde Zahide Uçar imzalı bir yazı var, bașlığı “Șimdi Ordudan Darbe Dilen Erdoğan”.

Demek Erdoğan’ın ‘darbe dileneceği’ günler gelip çattı.

Ben de 2007 seçimlerininden bir yıl sonra, yani bundan dört yıl önce șöyle yazmıșım:

“Ve gün gelir iki polis bir emekli pașayı karakola götürerek emekli olmayan pașaya selam göndermiș olur. Devrimci darbeye yelteneyim diye düșünme sakın pașa demektir bu.

Pekiyi ama, Türkiye’de bugün darbeyi isteyenler kimler olabilir ?

Alaca Karanlık Partisi yöneticileri ve yandașları.

Yani bașta Abdullah Gül ve Recep Erdoğan, sonra Bülent Ersoy (Arınç diyecektim) ve Fehmi Koru, sonra Taha Akyol ve Hasan Camel vb.

Nedeni açık ; son seçimden buyana geçen bir yıl boyunca ertelenmiș ekonomik ve toplumsal sorunlar daha bir artmıș ve yöneticiler bu sorunları çözmek yeterliliğinden uzak oldukalarını kendileri de yașayarak görmüşlerdir.

Onlar için tek çözüm yolu bulundukları konumu yitirmeksizin sorunları bașkalarına devredebilmektir.

Askere, olmazsa polise… o da olmazsa yabancı askere…

Son tümcede abartı yok. Gül ve Erdoğan koltukları için Türkiye’nin yabancı askerlerce ișgalini hoșgörecek denli ‘hoșgörü’ sahibidirler.”

Yinelenecek olursa; ‘ertelenmiș ekonomik ve toplumsal sorunlar’ daha bir artar ve ‘yöneticiler bu sorunları çözmek yeterliliğinden uzak olduklarını kendileri de görmeye bașlar’ iseler, darbe dilenmeye bașlayabilirlermiș.

Oysa Türkiye’de ‘askerî darbelerin formülü’ bilinmektedir:
“Komuta kademesi, ABD ile birleşirse, darbe; Türk Ordusu, milletle birleşirse devrim olmaktadır”.

Bu formülü onyıllarca ‘top koșturan’lar bilmez iseler de, onlardan ‘eșbașkan’ çıkaranlar ezbere bilmektedirler.

O nedenle önce ‘Ordunun Komuta Kademesi’nin ‘Özel’leștirilmesine gidilmiștir.

Adım adım ve ‘Eyüp sabrı’ ile..

Öyle ki, artık ‘dilenmeye’ bile gerek kalmamıș olabilir.

‘Darbe yap’ dersiniz; ‘șak söylenip tak yapılabilir’.

‘Ülkenin yönetilemeyecek duruma’ gelmesi ise, yönetcilerin yetersizliklerinden çok ‘bu görevle görevlendirilmiș olmaları’ndan kaynaklanmaktadır.

Millî Eğitim’e millî eğitimi batıracak, Millî Savunma’ya millî savunmayı bitirecek ‘adam’ları getirmek de bir ‘maharet’tir.

Dıș İșleri’ne stratejik derinlikte boğulacak ‘adam’ bulmak kolay bir iș midir?

‘Vali’, ‘kaymakam’ ve ‘nahiye müdürü’ gibi yöneticileri saymasak da olur.

Kim ki İmam Hatip Lisesi’nin bahçesinde ‘top koșturmuș’tur; bir yerlere yönetici olarak getirilmek durumunda idi ve getirilmișlerdir.

Ancak ben yazımda ‘ABD batakta, AB çatlaktadır’ demiș ve șöyle eklemișim:

Türk Ordusu görevinin bașında ve iç hizmet yasasını gereğince uygulayabilecek yeterliktedir.

Türk Ordusu darbeye karșı da bağıșıklık kazanmıș durumdadır.

Türk Ordusu yaparsa devrim yapar ya da devrim yapanların yanında olur” demișim..

Zurnanın zırt dediği yer de burası olsa gerek.

Șimdi Erdoğan, ‘Özel Pașa’sına haydi Kemal Kılıçdaroğlu’nu mahkemeye ver!’ diyebilir.

O da verebilir.

Ama ‘haydi darbe yap!’ diyecek olursa, sizi temin ederim önce onun ‘Özel Pașa’sı tutuklanacaktır.

‘Genç subaylar’dan önce Türk Gençliği tarafından.

Myanmar orada ise gram buradadır.

Habip Hamza Erdem/ 12 Eylül 2012

Şimdi aradan dokuz yıl geçtikten sonra ‘köprülerin altından ne kadar su akmıştır’ acaba?

Yukarıda adları anılanlardan bir tek Recep Tayyip Erdoğan kaldı denilebilir.

Bir de dilenerek yaptırdıkları ’15 Temmuz’ girişimi.

Bu sonuncusu ise bir ‘tatbikat’ imiş meğer.

Çünkü ‘gerçek’ini dört gözle beklediklerini yineleyip duruyorlar.

Kefenlerini de giymişler.

Bir istek kırk kez yinelenirse gerçekleşirmiş diye bir sözümüz var, değil mi ama?

Bunlarınki de otuzdokuz mu oldu ne?

Haa sonu Menderes’e benzer mi diye sorulacak olursa; hayır benzemez, bu kez bacaklarından asılabilir ancak.

Çünkü Türkiye’de idam cezası kaldırılmış bulunuyor.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.