Erkan Oğur meselesi

İbrahim Kalın

Erkan Oğur’un Saray sözcüsü İbrahim Kalın’ın albümünde çalışması tartışmasının bu kadar büyümesine şaşmamak lazım. Çünkü bunun içinde yılların tortusu var:

Önce itiraf etmeliyiz ki, rejimin yarattığı ve kamçıladığı kutuplaşma, hepimizi zehirlemiş durumda; “Ya bendensin, ya düşmanımsın” ayrışması hepimizde yer etti. Safların tamamen keskinleştiği, arada gri bölge kalmadığı bir ortamda, Oğur’un işbirliği de bizde, “Onunla birsen, bizden değilsin” refleksine yol açtı.

İkincisi Saray’a yönelik büyük öfkeden, onunla ortak fotoğrafa giren herkesin payını alması… “Ne var ki bir türkü söylediysek, adam öldürmedik ya” denilemeyecek kadar büyük suçlar var ortada; en azından Saray’ın duyarsızlığı nedeniyle intihar eden bunca müzisyen varken her birliktelik, hayal kırıklığı yaratıyor ve suç ortaklığına giriyor.

Üçüncüsü; kendi kültürel çekim merkezini oluşturamayan AKP’nin bu açığı, karşıtlarından sanatçı devşirerek kapatma çabası… Daha önce de bu teslimiyetin örneklerini gördüğümüz ve üzüldüğümüz için Oğur’da da ilk tepkimiz, “Hadi ya, sen de mi” oldu.

Dördüncüsü, Oğur’u savunmak adına ortaya çıkanların, işin ticari boyutunu açık etmesi: Onun bir okul için Saray’a ricacı olduğunun ve karşılığını, bu işbirliğiyle ödediğinin ima edilmesi… Kendisinin bu konuda sessiz kalması, meseleyi daha da büyüttü.

Beşincisi, yandaş medyada Ahmet Hakan ve türevlerinin Oğur’u savunmak için ortaya atlayıp onu hepten lekelemesi.

Tabii en genelinde, işin bir de teorik ve tarihi boyutu var:

Bir sanatçı, yaşadığı çağın ya da ülkenin dramına yüz çevirip “Ben siyasetle ilgili değilim, sanatımı yapıyorum, gerisine karışmıyorum” diyebilir mi? Bu tavır, başlı başına siyasi değil midir? Siyasete karışmamak, egemene hizmetin bir yöntemi sayılmaz mı?

Yakın tarihte Necip Fazıl’dan Dali’ye, Elia Kazan’dan Strauss’a kadar pek çok örnek var. Bugün onların şiirini, müziğini dinlerken, resmine bakıp filmini izlerken, etkilensek bile, zihnimizde bir huzursuzluk geziniyor ya; maalesef Erkan Oğur’u dinlerken de öyle olacak bundan sonra… 

İsteyen, istediğiyle müzik yapar tabii… Ama bu kadar suça bulaşmış bir Saray’la müzik yapmanın bir bedeli var. Ve ne yazık ki, o bedel de Saray’ın zulmü kadar ağır oluyor.

Değer miydi?

Sanmam.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.