Kategoriler
Prof. Dr. A. Yalçınkaya

BEYRUT FACİASININ BÖLGESEL ANLAMI

Beyrut Faciasının Bölgesel Anlamı

Moshe Feiglin’in muhtejem havai fişek gösterisi dediği facaianın ilk anları

Alaeddin Yalçınkaya

Beyrut limanındaki depoda altı yıldır bekleyen 2750 ton amonyum nitratın patlamasıyla şehir harabeye döndü. 9 Ağustos itibariyle 158 ölü, 6 bini aşkın yaralı bulunmaktadır. 6 milyon nüfuslu Lübnan, uzun süredir ekonomik ve sosyal problemlerle boğuşmaktaydı. Liman yakınındaki buğday silosunun enkaza dönmesi ülkede gıda sorununu da gündeme getirdi. Patlamanın sebep olduğu 15 milyar dolarlık zarar, toplumsal fay hatlarında yeni kırılmalara yol açacaktır. Daha önce iş, aş, adalet gösterisi yapan kitleler yeniden sokaklara döküldü, şimdiden can ve mal kaybı yaşanmaya başlandı.

Patlamaya sebep olan amonyum nitratı taşıyan gemi altı yıl önce Mozambik’e giderken evrak probleminden dolayı Beyrut limanında bağlanmış, yükü depoya kaldırılmıştır. Geminin bağlı olduğu şirket iflas etmiş, bürokratik çıkmazlar yüzünden patlayıcı özelliği olan gübre depoda beklerken gemi de limanda çürümeye terkedilmiştir. Gerek geminin ait olduğu şirket, gerek alıcılar, gerekse mürettebatın durumu dikkate alındığında evrak eksikliği dışında, nakliyede mesela terör örgütü bağlantısı bilinmemektedir.

Patlayıcı yüklü gemininin Türk boğazlarından geçtiğinin tespiti üzerine bir yetkilinin “ya bu patlama boğazda olsaydı, o halde kanal İstanbul gerekli” sözleri arada kaynamıştır. Çünkü patlama boğazda değil de musavver kanalda olursa zarar en az on kat fazla olacaktır. Kanal boğazdan dar olacak, dolayısıyla kazanın yerleşim yerlerine etkisi, çok daha fazla olacaktır. Bilgisizlik kaynaklı bu saçmalama dahi çılgın projenin ne kadar tehlikeli olduğunu göstermektedir.

Patlamada enkaz haline gelen buğday silosu

Faciadan sonra Lübnan’da bakan, milletvekili ve parti görevlisi düzeyinde istifalar, bu coğrafyada pek bilinmemektedir. 11 Ağustos’ta ise hükümet istifa etmiştir. Demek ki böyle bir hadisede sorumluluğu odacı Oktay’a yükleyip pişkince oturmak yerine tepedekilerin de vicdan azabı ve yöneticilik sorumluluğunun gereğini yerine getirmeleri mümkünmüş. Soruşturma ilerledikçe yeni istifalar veya görevden almalar devam edebilecektir.

Felaketten sonra dünyanın her tarafından taziye, yardım mesajları gelirken İsrail’den sevinç çığlıkları duyuldu. İsrail hükümetinin bu patlamada sorumluluğu olmadığı açıklandı. Ancak böyle bir faciada sorumluluk olsa da hiçbir yönetimin kabullenmesi mümkün değildir. Çünkü arkasından siyasi, ekonomik yaptırımlar ile tazminatı talebi gelecektir. Belirtmek gerekir ki istihbarat örgütünün bir hücresi veya onun taşeronunun yaptığı eylem, siyasilerin bilgisi dışında olabilir. Ancak faciayı zevkle karşılayanın kişiliği, Netanyahu ile yakınlığı dikkate alındığında, yönetimin bu işin merkezinde olduğuna dair karineler sözkonusudur.

İsrail’deki Zehut Partisi Genel Başkanı, aynı zamanda eski Meclis Başkan Yardımcısı Moshe Feiglin, İbrani takviminde sevgililer günü olan 4-5 Ağustos tarihine de işaret ederek patlamanın gerçek bir “şükür günü” olduğunu belirttiği açıklamasında şu ifadeyi kullandı: “Sevgililer günü şerefine, Beyrut Limanı’nda muhteşem bir havaî fişek gösterisi seyrettik. Bu cehennemin bize roket olarak düşeceğini biliyor muydunuz?.. Sevgililer günü onuruna bu harika kutlamayı düzenleyen gerçek kahramanlara teşekkürler…”

Belirtmek gerekir ki her toplumda kana susamış cânilerin olabilir. Buna karşın önemli görevlerde bulunmuş, başbakan Netanyahu ile yakın ilişkileri olan bu siyasinin insanlık dışı açıklamalarının gerek İsrail toplumu gerekse uluslararası kamuoyu tarafından makul karşılanması, siyasi linç ve kınama girişimlerinin gündeme gelmemesi, bu câninin beyanlarından çok daha fecidir. İsrail hükümetinin bu olayla ilgisinin olmadığı açıklaması da anlamsız kalmaktadır.

Patlama öncesinde depo yakınında yangın çıkmış, hemen sonra depoya yaklaşan uçan cisim fotoğraflanmıştır. Yani patlamanın nedeni sadece yangın değildir. Öte yandan Trump “Korkunç bir saldırı gibi görünüyor” demiştir. ABD Başkanının yalan koleksiyonu zengin olmakla beraber bu gibi olaylarda istihbarat danışmanlarından gelen tüyoları da kullanılır.

Faciayı soruşturma komisyonu muhtemelen niçin bu maddenin altı yıldır limanda bekletildiğini, güvenlik tedbirlerinin alınmadığını soruşturacak, sorumluları cezalandıracaktır. Ancak bugüne kadar gerçek sorumlu tespit edilmediğine göre bundan sonra da havanda su dövmeden öteye gidilmeyecektir. Çünkü bu gibi operasyonları düzenleyen profesyonellerin en önemli mahareti iz bırakmamalarıdır. Tıpkı Madımak Oteli faciasının halen sorumlularının bulunamadığı gibi. Bunun yerine mesela oteli anıt haline getirerek Alevi-Sünni düşmanlığı çıkararak bunu kurumlaştırmak isteyenler üzerinden kolayca sonuçlara ulaşılabilir. Tıpkı 2011’de Uludere’de 35 vatandaşımızı kendi uçağımızla öldürmemizin henüz sırrının çözülememesi gibi. Kazayla gelen katliamın beyninde İsrail’den alınan Heron’un bulunması, bu facianın da hiçbir zaman gerçek sorumlularının bulunamayacağı anlamına gelir. Bunun yerine hayatını kaybedenler üzerinden Türk-Kürt nefretini körükleyenlerin gerçek kimlik ve hedefleri dikkate alındığında bu facianın da failleri ve hedefleri kolayca anlaşılacaktır.

Filistinlilerin mülklerine el koyarken para, baskı, fuhuş, ayartma gibi ahlaksızlıkların yetmediği durumlarda terörün her türlüsü kullanılarak kurulan İsrail, güvenliğini çevre ülkelerdeki çatışmalar ve istikrarsızlaştırma temeline dayandırmaktadır. Bölgede güçlü ve huzurlu bir devletin bulunmaması, mevcutların parçalanması gerektiğine dair ABD, İngiliz, İsrail raporları ile bu istikametteki operasyon belgelerine kolayca ulaşılabilmektedir. Bu konudaki belgelerin önemli bir kısmı araştırmaya açık olup Siyonist lobi mensupları da iftiharla her şeyi itiraf edebilmektedirler. Tıpkı bu kan gölü üzerine bayram eden Feiglin ve bunu sükut ile karşılayıp ikrar eden diğer İsrail yöneticileri ve Siyonist medya gibi.

Beyrut faciasının gerçek faillerinin tespiti imkansız gibi görünüyor. Ancak bu olay üzerinden sadece Lübnan’da değil bölgede harekete geçirilen toplumsal fay hatlarının hangi sarsıntılara yol açacağını şimdiden kestirmek zor. Bununla beraber sözkonusu ateşin, güvende kalmanın formülünü bölgeyi yangın yerine çevirmekte, “nesli ve harsı helak etmekte” gören Siyonist alemini de yakacağı, tecrübelerle sabittir.

Öncevatan, 11.08.2020

alaeddinyalcinkaya@gmail.com

Yazar Alaeddin Yalçınkaya

Alaeddin Yalçınkaya, 1961'de Elazığ'da doğdu. Adapazarı Ozanlar Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. 1987-1996 yılları arasında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nde çalıştı. İ.Ü. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "Cemalettin Efgani ve Türk Siyasi Hayatı Üzerindeki Etkileri" konulu teziyle 1990’da Yüksek Lisans, “Sömürgecilik-Panislamizm Işığında Türkistan” başlıklı tezi ile 1995’te doktora eğitimini tamamladı. 1993-1994 yıllarında, New York Universty, Center for Middle Eastern Studies'de visiting scholor statüsüyle araştırmalarda bulundu. 1996’da Sakarya Üniversitesi’nde Yardımcı Doçent, 2000 yılında doçent, 2007’de Profesör olan Yalçınkaya, 2013 yılından beri Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesidir. Yayınlanmış kitaplarından bazıları, "Yetmiş Yıllık Kriz: Sovyetler Birliği'nde Moskova - Türkler İlişkileri", "Almatı'dan Akmola'ya Kazakistanı'ın Başkenti", "Türk Cumhuriyetleri ve Petrol Boru Hatları", "Etnik Düğümlerden Küresel Kördüğüme Kafkasya'da Siyasi Gelişmeler" başlığını taşımaktadır. Yalçınkaya, Sakarya, Kocaeli, Bahçeşehir, Marmara üniversiteleri ile İstanbul, Şükrü Balcı Polis MYO'nda Uluslararası İlişkiler, Uluslararası Hukuk, Uluslararası Örgütler, Diplomatik Yazışma Teknikleri, Bölgesel Dış Politika, Türk Dünyası ve Kafkasya, İnsan Hakları Hukuku gibi alanlarda lisans ve lisansüstü seviyesinde dersler vermiştir/vermektedir. Evli ve iki çocuk babası olan Yalçınkaya, halen Marmara Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.