Kategoriler
Prof. Dr. A. Yalçınkaya

Hamaney’den İngiliz Şiiliği Uyarısı

Humeyni’den sonra İran’ın lideri Türk kökenli Ali Hamaney, Şii mollalardan duyulması zor bir gerçeği açıkladı: “Ehl-i Sünnet’in mukaddesatına hakaret etmek ‘İngiliz Şiiliği’nin işidir.” Öncelikle, Şiiliğin temellerinden olan takıyyenin (gerçek inancını gizleme) bu açıklamada kullanılmadığını varsayalım.

Hamaney bu açıklamasıyla Hulefa-ı Râşidînden itibaren nicelerinin, günümüzdeki ifadesiyle teröristleşmesine, kanla beslenen canavarlar haline gelmesine yol açan fitneyi, özlü bir şekilde tanımlamıştır. Bunun 14 asırlık geçmişine bakarsak “İngiliz Fitnesi” yerine mesela “Yahudi Fitnesi”, “Haşhaşi Fitnesi”, “Rus Fitnesi”, günümüz için “Siyonist Fitnesi”, “Amerikan Fitnesi”, “Çin Fitnesi” gibi uzunca fitneler listesi oluşturmak mümkündür.

Müslümanları hedef alan hemen bütün güçlerin “Ehl-i Sünnet” mukaddesatına saldırı projeleri bilinmektedir. Deli Petro asırlarca önce ahfadına, bu fitneyi canlı tutmanın Ruslar için ne kadar hayati olduğunu vasiyet eder. Putin’in danışmanlarından Dugin, bu fitnenin Ruslar için son derece kıymetli olduğunu yazar. Ve Ali Hamaney’in de endişeye kapılmasına sebep olan bir öneri getirir: Her ne kadar, Ruslar İran Şiiliğini kullanıyorsa da bununla iktifa etmemek lazım. İslam dünyasını kontrol için Tacikistan, Bedahşan’da Şiiliğin bir kolu olan İsmaililik üzerinden yeni bir akım kurarak Müslümanlar kullanılmalıdır. Bunun için Rus çıkarlarına daha uygun yeni bir Şiilik gerek. Örnek olarak zamanında İngilizlerin, günümüzde ABD’nin Necit çölünden nasıl bir Vehhabilik çıkardıklarını hatırlatır. Böylece Müslümanları birbirine düşürdüklerini, zenginliklerini sömürdüklerini, Rusların da benzer bir strateji ile yeni bir cephe açabileceklerini söyler.

“Şia”, kelime itibariyle “taraftar” demektir. Aslında Hazret-i Osman’ın şehâdetinden sonra içtihat farkı konusunda Ehl-i Sünnet önderleri “Hz. Ali’nin içtihadı, güneş mesabesinde; Hz. Muaviye’ninki ay mesabesindedir” vecizesiyle Hz. Ali tarafını haklı bulmuşlardır. Hemen bütün camilerde Hulefâ-i Râşidin yanında kapasite imkanlarına göre Ehl-i Beytin isimleri hat yazısı ile bulunmakta olup diğer halifelerin veya Sahâbenin büyüklerinin de yazıldığı câmiler enderdir. Ancak Şam’ın güçlenmesi ve yaşanan hadiselerde nice Müslüman kanının dökülmesinden sonra fitnenin sona ermesi yönünde ittifak hâsıl olmuştur. Tarih boyunca Müslüman topluluklar ve devletler, bu süreçte farklı cephelerde yer alan Ehl-i Beyt dahil bütün Sahabe-i Kiram’ı (Allah C.C. hepsinden razı olsun), Alemlerin efendisinin arkadaşları olarak tazimle, hürmetle anmayı temel görevlerden kabul etmişlerdir. Şiilerin önemli bir kısmı ise Ehl-i Beyt dışındaki Sahabeyi kötü sözlerle anmayı dinin gereği sayarlar. Başta ilk üç halife ve Hz. Aişe olmak üzere sahabeler hakkında son derece çirkin sözler sarfederler. Bu hususun yanlış olduğunu Hamaney’de açıklamasında özellikle zikretmiştir.

Bir İngilizin veya gayr-i Müslimin, Müslümanların Peygamberi (A.S.) ile onun yakınlarına, bir Müslüman gibi inanması, içten tazim göstermesi beklenemez. Ancak milyarların hürmetine mazhar zevata iftira, aynı zamanda medeniyet düşmanlığıdır. Her devrin kan dökücüleri de bu kin ve düşmanlık deryasından beslenmişlerdir.

Şiiliğin taraftarlık olduğundan hareketle, “İngiliz Şiiliği”nin anlamı aslında “İngiliz taraftarlığıdır”. Müslüman göründüğü halde, gerçekte İngiltere’nin taraftarı olup, onun çıkarları için fitne çıkarmak, kan dökmek demektir. Şiiliğin ıstılah (literatür) anlamına baktığımızda da yine benzer kapıya çıkılır ki bir dönem Yahudilerin, İngilizlerin veya Rusların kendi çıkarları için mezhep görüntüsü altında fesat yolu oluşturmalarıdır.

Ali Hamaney’in, bu açıklamasına karşın kendisine bağlı eğitim kurumlarında, ibadet mahallerinde, yayın organlarında Ehl-i Sünnet düşmanlığı devam etmektedir. İran’daki Ehl-i Sünnet düşmanlığının temelinde Zerdüştlüğünü gizleyen, bir şekilde İngilizler veya Siyonist cephe desteğindeki Şiiler bulunmaktadır. Bunlara karşı gelenlere ağır yaptırımlar uygulanır, çıkarlarını korumak için iftiralar karşısında en azından susarlar. Bundan dolayı, İran’a Müslümanlığı götüren Hz.Ömer’i şehit eden Farisi Ebulülü adlı teröristin heykeli (muhtemelen İngiliz işgali döneminde) dikilmiştir. Bir dönem Bâtınî, Karmatî gibi isimlerle nizam, hukuk, namus gibi kıymetleri yok sayan, tecavüz ve katliamı inançlarının gereği gören akımların Osmanlı ülkesinde asayişi tehdit etmesi, mesela Şah İsmail’in katliamları, Türkmen beyinin kafatasından şarap kadehi yapması gibi hadiseler sonucu savaşlardan sonraki antlaşmalarda önemli bir madde düzenlenmiştir: İranlılar, Safeviler, Şii devletleri..  Sahabe-i Kiram hakkında çirkin sözler söylememeyi taahhüt ederler.

Belirtmek gerekir ki Şiilik veya İran tarihinde nice alimler, fitne, iftira, küfür temelli sözlerin yanlışlığını dile getirdikleri için hayatlarını kaybetmişlerdir. Türkçeye de çevrilmiş olan “Şiâ ve Şiîlik Mücadelesi” kitabının yazarı Musa el-Musâvi’nin babası Irak’taki Şiî alimlerin reisi olduğu halde, Şiîliğin birçok uygulamasının Yahudilikten alındığını, Ehl-i Sünnet inancının Kur’ân-ı Kerim ve Peygamberin yolu olduğunu söylediği, yanlış inançlar konusunda uyardığı için katledilmiştir. Yurt dışına kaçan el-Musâvi ise kitabında Sahabe-i Kiram hakında kötü sözler, Şii alimlerin topladığı Humus (mollalara aktarılan beşte bir haraç), Mut’a Nikahı, Aşure gününde insanların kendilerine işkencesi, takıyye gibi İslam ile ilgisiz hususlardan hangisinin ne zaman Şiiliğe sokulduğunu anlatır. Mesela Aşure günlerinde kendilerini zincirleyerek kan revan içinde kalanların, yaralama derecesine göre İngiliz Sefaretinden ücret aldıklarını, bu vahşetin yayılması için Sefaretin alimlere para verdiğini delilleriyle anlatır. Hamaney’in de bu konuşmasında belirttiği gibi İngiliz Şiiliği, büyük yıkım ve katliâmlara neden olan IŞİD ve Nusra gibi ABD ve İngiliz casusluk servislerine bağlı habis terör gruplarının ortaya çıkmasına yol açmıştır. Belirtmek gerekir ki Libya’dan Afganistan’a Afrika ülkelerinden Orta Asya cumhuriyetlerine cehalet bataklığındaki insanların bozguncu akımlarla birbirlerini öldürmelerini önlemenin ilk adımı, İslam’ı asli kaynaklardan doğru bir şekilde öğrenmek ve öğretmektir. Hemen her terör örgütünün ilk adımı ise cehalet temelli dinde reform yapmak, İslam’ı güncelleştirmek, yeni yeni mezhepler kurmak olmuştur. Bu kervana son katılan Pekin yönetiminin “Çin İslam”ı projesi, her yönüyle tarihi gerçeklerden bîhaber kalmaktadır. Hamaney’in konuşmasındaki diğer hususlar çok tartışılacaktır. ABD füzeleriyle öldürülen Kâsım Süleymânî’nin bir dönem niçin CIA ile işbirliği yaparak Şii olmayan Müslümanları katlettiği, İngiliz veya Siyonist Şiiliğinin bunun neresinde olduğu da herhalde zamanı gelince açıklanacaktır.

Öncevatan, 16 Haziran 2020

alaeddinyalcinkaya@gmail.com

İlgili Video

Yazar Alaeddin Yalçınkaya

Alaeddin Yalçınkaya, 1961'de Elazığ'da doğdu. Adapazarı Ozanlar Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. 1987-1996 yılları arasında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nde çalıştı. İ.Ü. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "Cemalettin Efgani ve Türk Siyasi Hayatı Üzerindeki Etkileri" konulu teziyle 1990’da Yüksek Lisans, “Sömürgecilik-Panislamizm Işığında Türkistan” başlıklı tezi ile 1995’te doktora eğitimini tamamladı. 1993-1994 yıllarında, New York Universty, Center for Middle Eastern Studies'de visiting scholor statüsüyle araştırmalarda bulundu. 1996’da Sakarya Üniversitesi’nde Yardımcı Doçent, 2000 yılında doçent, 2007’de Profesör olan Yalçınkaya, 2013 yılından beri Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesidir. Yayınlanmış kitaplarından bazıları, "Yetmiş Yıllık Kriz: Sovyetler Birliği'nde Moskova - Türkler İlişkileri", "Almatı'dan Akmola'ya Kazakistanı'ın Başkenti", "Türk Cumhuriyetleri ve Petrol Boru Hatları", "Etnik Düğümlerden Küresel Kördüğüme Kafkasya'da Siyasi Gelişmeler" başlığını taşımaktadır. Yalçınkaya, Sakarya, Kocaeli, Bahçeşehir, Marmara üniversiteleri ile İstanbul, Şükrü Balcı Polis MYO'nda Uluslararası İlişkiler, Uluslararası Hukuk, Uluslararası Örgütler, Diplomatik Yazışma Teknikleri, Bölgesel Dış Politika, Türk Dünyası ve Kafkasya, İnsan Hakları Hukuku gibi alanlarda lisans ve lisansüstü seviyesinde dersler vermiştir/vermektedir. Evli ve iki çocuk babası olan Yalçınkaya, halen Marmara Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.