Kategoriler
Prof. Dr. Rıdvan Karluk

24 Nisan Yaklaşıyor Ermeni Diasporası Uyumuyor

Beş  gün sonra 24 Nisan. Türkiye’nin gündemi salgın sebebiyle çok yoğun. Fakat ABD’de 24 Nisan’da ABD Başkanı Trump acaba ne diyecek diye ağzına bakmayalım. Herhalde gerekli önlemleri hükümet alıyordur ama ben yine de hatırlatmakta yarar görüyorum. Sözde soykırım  yalanlarını  Ermeni diasporası bu yıl  Corona virüsten fırsat bularak gündeme getirebilecek mi?  Gündeme getirmek isteyecekler fakat  sesleri bu defa az çıkacaktır.

Bununla beraber  bundan vazgeçmeyecekleri kesindir. Kanada Ermeni toplumu Ermeni soykırımının 105’nci yıldönümü anma törenini online takip edecek. Kanada Ermeni Davası Konseyi ve Ermeni Devrimci Federasyonu Gençler Birliği Facebook sayfalarında anma törenini yayınlayacaklar. Yayın 24 Nisan’da saat 12:00’de başlayacak. Yayın sırasında Kanada Ermeni toplumunun önde gelen isimleri, din adamları, siyasetçiler konuşma yapacak. Ayrıca, sözde Ermeni Soykırımına Kanada’nın yankısı ve sergilediği insani destek hakkında kısa bir film gösterilecek.

Ermeni tehcirini sözde soykırım olarak kabul eden ülke sayısı 2019 yılı sonunda 31’e yükselmiştir. ABD Temsilciler Meclisi’nin ardından Senato da  sözde Ermeni soykırımı iddialarını resmen tanıyan  karar tasarısını kabul etmiş fakat Türkiye’nin etkin girişimleri sonucunda Trump tehciri soykırım olarak tanımlamaktan vazgeçmiştir.

Sözde soykırım  iddialarını tanıyan ülkeler şunlardır: Almanya, Arjantin, Avusturya, Belçika, Bolivya, Brezilya, Bulgaristan, Kanada, Şili, Kıbrıs Rum Yönetimi, Çekya, Ermenistan, Fransa, Yunanistan, İtalya, Libya, Litvanya, Lübnan, Lüksemburg, Hollanda, Paraguay, Polonya, Portekiz, Rusya, Slovakya, İsveç, İsviçre, Suriye, Vatikan, Venezuela, Uruguay. Bu ülkeler aşağıda koyu renkle gösterilmiştir. ABD’de de 50 eyaletten 49’u 1915’te yaşananları “Ermeni soykırımı” olarak kabul etmiştir.

Kaynak:https://tr.euronews.com/2019/12/12/1915-olaylarini-ermeni-soykirimi-olarak-hangi-ulkeler-resmen-taniyor-abd-senato-tasari?utm_source=harberler&utm_campaign=feeds_news&utm_medium=referral

105 yılı bulan bu süreçte Türkiye’den aynı süreklilikle ve  yoğunlukta karşı lobicilik faaliyetleri yapılmadığı için bu sayı her an  artabilir. Çünkü, Ermeni isyanları her ne kadar 93 Harbi’nden sonra  artmaya başlamış olsa da Rusya ve Batılı ülkelerin kışkırtmasıyla 3 Kasım 1839 Tanzimat Fermanı’nın ardından sosyal amaçlı görünümü ile kurulan dernekler tarafından başlatılmış, 23 Temmuz 1908’de ilan edilen II. Meşrutiyet’e kadar aralıksız olarak devam etmiştir.

14 Nisan 1909’da Adana’da Ermeni isyanı başlamış, Ermenilerin Adana’da başlattıkları isyan domino etkisiyle önce bölgesel ardından bütün Anadolu’ya yayılmıştır. 1877-1878 Osmanlı Rus Harbi’nden (93 Harbi) 24 Nisan 1915 Tehcir Kararı’na kadar geçen sürede Ermeni komitacıları; Kafkas, Kars, Ağrı, Doğu Beyazıt, Ardahan, Erzurum, Erzincan, Sivas, Yozgat, Merzifon, Tokat, Trabzon, Bitlis, Bingöl/Kiğı, Harput (Elazığ), Malatya/Arapgir, Diyarbakır, Adana, Sis (Kozan), Haçin (Saimbeyli) Kayseri, Zeytun, Maraş, Van, Urfa  ve Sason başta olmak üzere  isyan hareketleri başlatmışlardır.

21 Temmuz 1905 tarihinde Padişah  İkinci  Abdülhamit’e suikast  girişiminde bulunulmuş, bu bölgelerde genç-yaşlı, kadın-çocuk Müslüman ahali katledilmiş, gasp, yağma ve tecavüzlerle halka korku ve yılgınlık vererek bölgeden kaçmaları ve demografik yapının lehlerine değişmesine çalışılmıştır.

Devam eden Ermeni olayları  sebebiyle  Talat  Paşa 24 Nisan 1915 günü önemli bir karar almıştır. 15 Nisan 1915’te bütün valiliklere gönderilen bir yazı ile Ermeni komitelerinin kapatılmasını, evraklarına el konulmasını, komitelerin ileri gelenlerinin, zararlı faaliyetlerde bulunan Ermenilerin ve bulundukları yerlerde ikametleri mahzurlu görülenlerin tutuklanması istenmekte ve bu tedbirin komitelerin teşebbüslerini engellemeye dönük olduğu ifade edilerek Müslüman halk ile Ermeniler arasında bir karşılıklı çarpışma olmaması için hassas davranılması talimatı verilmiştir.

Sevk ve İskan Kanunu 27 Mayıs 1915 tarihinde çıkarılarak 30 Mayıs 1915 ve 7 Ekim 1915 tarihli Talimnamelerle uygulama esasları  belirlenmiştir. Tehcir bölgesi olarak  Musul, Halep ve Suriye  tespit edilmiştir. Kanun’da   azınlık adı  belirtilmemiş,  Ermenilerin tamamı tehcire tabi tutulmamıştır. Tehcir öncelikle Gregoryen Ermeniler için uygulanmış, Katolik ve Protestan olanlar, Duyun-ı Umumiye’deki görevliler, memur, asker, mebuslar ile aileleri, demiryolu işçileri ve aileleri  müttefik ülke vatandaşı Ermeniler başlangıçta tehcirden muaf tutulmuştur.

Sevk ve İskan Kanunu  Anadolu ve Trakya bölgelerinden 23 vilayetmutasarrıflık ve liva’yı kapsamıştır. Buralardan  Erzurum, Erzincan, Sivas, Elazığ, Van ve Diyarbakır illerinde yaşayan Ermenilerin güney vilayetlerine sevkine hemen başlanmıştır. Mısır’daki İngiliz Askeri Ofisi’nden Sir Somerset Arthur Gouch Calthorpe’e gönderilen mesaja göre; Talat Bey’in talimatı üzerine 500’ü Taşnak, 500’ü Hınçak, 800’ü Ramgavar partizanının tutuklandığı,  tutuklanan Ermenilerin Müttefik ordularına hizmet eden Ermeni gönüllüleri ve Müslüman katliamı sorumluları olduğu açıklanmıştır.

Calthorpe,  Birinci  Dünya Savaşı sonunda İtilaf Devletleri Akdeniz donanması komutanı olarak Mondros Mütarekesi’ni imzalamış,  Kurtuluş Savaşı yıllarında İstanbul’da İngiliz yüksek komiseri olarak görev yapmıştır. Osmanlı yönetimine direniş yanlısı subayların halkı silahlandırmaması yönünde baskı yapmış,  Haziran ve Temmuz 1919’da Harbiye Nezareti’ne gönderdiği yazılarla  Mustafa Kemal Paşa’nın Anadolu’dan geri çağrılmasını istemiştir. 5 Ağustos 1919’da İstanbul’dan ayrılmış 1937 yılında  Londra’da ölmüştür.

Osmanlı Hükümeti’nin cephe gerisini güvene almak amacıyla almış olduğu tehcir kararı isyanları engellemeye yetmemiş, 2 Mayıs 2015 tarihinden sonra  Zeytun Bölgesi ve Maraş’ta ardından Van’da büyük ayaklanmalar başlamıştır. 1914 yılı resmi rakamlara göre devlet nüfusu 18,520.016 olan Osmanlı Devleti’nde 1.294.851 Ermeni (1,161.169 Gregoryen, 67.838 Katolik, 65.844 Protestan) vardır. Müslüman nüfus ise 15,044.846’dır. (Bülent Bakar, “Ermeni Tehciri”, s.60)

O dönemde 400 bin Ermeni’nin tehcirine karar verilmiştir. Osmanlı  hükümeti  Anadolu’nun yarısına denk gelen bir  alanı Ermenilerin bölmesine fırsat vermemek için o günün şartlarında olması gerekeni yapmıştır. Ermeniler arasında  az da olsa Osmanlı Devleti’ne sadık kalan  doktor ve subay olarak  savaşan Ermeniler de vardır. Çanakkale’de  hayatını kaybeden her 100 Türk askerinden birisi gayrimüslim yani Ermeni, Yahudi, Rum kökenliydi. (Ömür Çelikdönmez; “Çanakkale Gazisi Dacat Derderyan Oğlu Tarihi Durduran Adam Ara Güler’in Ardından!” 18.10.2018. https://kafkassam.com/canakkale-gazisi-dacat-derderyan-oglu-tarihi-durduran-adam-ara-gulerin-ardindan.html)

Ermenilerin her 24 Nisan’da 9 Aralık 1948 tarihli Birleşmiş Milletler  Genel Kurulu’nda 260 (III) sayılı karar ile kabul edilen ve 12 Ocak 1951’de yürürlüğe giren “Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme”  kapsamına Ermeni tehciri girmemektedir ama  Türkiye’ye baskı yapmak amacıyla  Ermeniler  tarafından kullanılmaktadır. 1918 yılında kurulan Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ovanes Kaçaznuni’nin itiraflarını (Ovanes Kaçaznuni; Taşnak Partisi’nin Yapacağı Bir Şey Yok (1923 Parti Konferansı’na Rapor”, Ermeni Belgeleriyle Ermeni Soykırım Yalanları-1, çeviri Arif Acaloğlu, Kaynak Yayınları, 9. Basım, İstanbul )  okumadıkları için Türklere iftira atmaya devam etmektedirler.

Boğazlıyan Kaymakamı Mehmet Kemal Bey’in 10 Nisan 1919 Perşembe günü Beyazıt Meydanı’nda  soykırım suçlamasıyla idam edildiğini  genç nesiller unutmasın.  İdamdan önce usulen  son sözü sorulan  Kemal Bey’in  “Sevgili vatandaşlarım! Ben bir  Türk memuruyum. Aldığım emri yerine getirdim. Vazifemi yaptığıma vicdanım emindir. Sizlere yemin ederim ki, ben masumum. Son sözüm bugün de budur, yarın da budur. Ecnebi devletlere yaranmak için beni asıyorlar. Eğer adalet buna diyorlarsa kahrolsun böyle adalet” dediğini de hatırdan çıkarmasın. Kemal Bey, idamından önce yetkililere verdiği vasiyetnamesinin 7. maddesini şöyle yazmıştır: “FERT ÖLÜR, MİLLET İSE YAŞAR VE İNŞALLAH TÜRK MİLLETİ YAŞAYACAK…”  

Batı dünyasında en fazla Ermeni diasporasının bulunduğu ülkelerden biri olan Fransa’da sözde Ermeni soykırımını tanıması için  büyük çaba harcayan Patrik Deveciyan  Paris’te  20 gün önce 29 Mart 2020 tarihinde   ölmüştür. Avrupa Parlamentosu’nda  18 Haziran 1987 tarihinde  alınan ve Türkiye’nin sözde soykırımı tanımasını öngören tasarının arkasında Patrik Deveciyan vardı.

Başta ABD ve  Fransa olmak üzere batı dünyası  tehciri soykırım olarak Türkiye’ye kabul ettirmek için çaba gösterirken büyük Ermenistan idealistlerinden ve İnterpol tarafından (1994 Bakü metro bombalaması suçu) tüm dünyada aranan Zori Balayan 1995 yılında yayınlanan Ruhumuzun Canlanması (Heaven and Hell,  Los Angeles 1997, Yerevan 1995 kitabında (s. 260-262) Hocalı’da  soykırım  yapıldığını itiraf etmektedir ama  Batı dünyası bu itirafı görmezden gelmektedir. Yukarıda sayılan 31 devlet Azerbaycan topraklarını işgal eden ve Hocalı’da  soykırım yapan Ermenileri görmezden gelmektedir.

Zori Balayan’ın kitabındaki itirafları kan dondurucudur. “Arkadaşımız Haçatur’la ele geçirdiğimiz eve girerken askerlerimiz 13 yaşında bir Türk çocuğunu pencereye çivilemişlerdi. Türk çocuğunun bağırışları çok duyulmasın diye, Haçatur çocuğun annesinin kesilmiş memesini çocuğun ağzına soktu. Daha sonra 13 yaşındaki Türk’e onların atalarının bizim çocuklara yaptıklarını yaptım. Başından ve karnından derisini soydum. Saate baktım, Türk çocuğu yedi dakika sonra kan kaybından öldü.  İlk mesleğim hekimlik olduğu için hümanist idim, bunun için de Türk çocuğuna yaptığım bu işkencelerden dolayı kendimi rahatsız hissetmedim. Ama ruhum halkımın yüzde birinin bile intikamını aldığım için sevinçten gururlanırdı. Haçatur daha sonra ölmüş Türk çocuğunun cesedini parça parça doğradı ve bu Türk’le aynı kökten olan köpeklere attı. Akşam aynı şeyi üç Türk çocuğuna daha yaptık. Ben bir Ermeni vatansever olarak görevimi yerine getirdim. Haçatur da çok terlemişti, ama ben onun gözlerinde ve diğer askerlerimizin gözlerinde intikam ve güçlü hümanizmin mücadelesini gördüm. Ertesi gün biz kiliseye giderek 1915’te ölenlerimiz ve ruhumuzun dün gördüğü kirden temizlenmesi için dua ettik. Ancak biz Hocalı’yı ve vatanımızın bir parçasını işgal eden 30 bin kişilik pislikten temizlemeyi başardık.” (https://www.turkishnews.com/tr/content/2018/02/23/hocali-soykirimini-kinamayan-halil-berktayi-tbmmde-onurlandirmak-dogru-mu/)

Agos Gazetesi 10 Mart 2012   tarihinde  böyle bir kitabın ve kitapta bu ifadelerin yer almadığını şöyle  açıklamıştır: “Türkiye’de son günlerde, Hocalı katliamı anmasındaki nefret sloganları ve pankartlarının yarattığı tartışmada sıkça kullanılan ve Zori Balayan’a ait olduğu iddia edilen kitabın gerçekte var olduğuna dair ortada hiçbir kanıt yok.”

AGOS’un  iddiası geçersizdir. Çünkü Wikipedia aksi görüştedir. Ayrıca J. Searle-White’ın “The Psychology of Nationalism”  isimli kitabının iki dipnotunda Zori Balayan’a atıflar vardır. Fakat bir gerçek vardır ki inkar edilemez. Ermeni Armeniapedia sitesinde   “Cennet ve Cehennem”  (Erivan 1995) adıyla kitap yer almış, kendisi  “Romancı, Gazeteci, Spor Doktoru, Gezgin, Spor Uzmanı, 1972 Ermenistan Yazarlar Birliği Üyesi, 10 Şubat 1935 doğumlu, Stepanakert , Gharabagh” olarak tanıtılmıştır.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl 24 Nisan açıklamasında 1915 olayları için  “Büyük Felaket” anlamına gelen “Meds Yeghern”  demiştir ama bu yıl Ermeni oylarını kaybetmemek için soykırım (genocide) diyebilir. Beyaz Saray’dan 1915 olayları ile ilgili yapılan açıklamanın altında ABD Başkanı Donald Trump’ın imzası bulunmadığı  açıklanmıştır. Önceki yıllarda Beyaz Saray tarafından yapılan yazılı açıklamanın altında ABD Başkan’ının imzası yer alıyordu.

ABD’de seçimler  3 Kasım 2020 Salı günü yapılacaktır. Aynı gün, 435 sandalyeli Temsilciler Meclisi’nin tamamı için de oy kullanılacak, Senato’nun 100 sandalyesinin 33’ü için seçmen oy kullanmış olacaktır. Birçok eyalette valilik ve eyalet meclisi seçimleri de yapılacaktır. Herhalde yetkiler bu konuda gerekli girişimleri yapıyorlardır. Geçen yılki 24 Nisan’da ABD Cumhurbaşkanı Trump’ı Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın tehdit ettiğini ABD basını yazmıştı.

Her 24 Nisan’da bir de uyduruk ve gerçek dışı  1,5 milyon Ermeninin öldürüldüğü iddia edilmektedir. Oysa bu büyük bir yalandır. Tarihi belgelere gitmeye gerek yoktur. Şimdiye kadar  hiçbir siyasetçi  bu rakamın Auschwitz- Birkenau toplama kampının önündeki tabelada   olduğunu ve Ermenilerin bunu buradan çaldıklarını söylememiştir.  Tabeladaki  1,5 milyon Yahudi 1,5 milyon Ermeni olarak değiştirilmiştir.

Birinci  Dünya Savaşı sonrasında İtilaf Devletleri ile Osmanlı İmparatorluğu arasında 10 Ağustos 1920 tarihinde  Paris’in batı banliyösü Sevr (Sevres)  kasabasındaki Seramik Müzesi’nde (Musée National de Céramique) imzalanmıştır. Bu müze, Türkiye için Anlaşma’nın imzalandığı yer olması bakımından önemlidir.

Bir diğer önemi de, Ermenilerin müzenin önüne 8 Mart 2001 tarihinde  sözde Ermeni soykırım anıtı dikmesidir. Anıtın üzerinde tarafımdan çekilen fotoğrafta da görülebileceği gibi “1915’te Jön Türk Hükümeti tarafından katledilen 1,5 milyon Ermenin anısına” yazılıdır. Açıkçası 1,5 milyon rakamı Auschwitz-Birkenau toplama kampının önündeki anıtta yazılıdır: “…ABOUT ONE AND A HALF MILLION MEN, WOMEN AND CHLDREN MAINLY JEWS FROM VARIOUS COUNTRIES OF EUROPE” (Cengiz Özakıncı, ABD Soykırım Anıt-Müzesi’nde Türkiye’yi Suçlayan Sahte Hitler Yazıtı (http://www.butundunya.com/pdfs/2018/03/022-028.pdf)

Anıtın dikilmesine izin veren Fransa, başta Paris Büyükelçimiz İsmail Erez ile şoförü Talip Yener (24 Ekim 1975), Oktar Cirit, Yılmaz Çolpan, (22 Aralık 1979), Reşat Moralı (4 Mart 1981), Tecelli Arı (4 Mart 1981) ve Cemal Özen’i (24 Eylül 1981) koruyamamış ve 7 Türk diplomatının Ermeni terör örgütü ASALA tarafından şehit edilmesini görmezden gelmiştir.

Müzenin önüne sözde Ermeni soykırım anıtı dikilmesinin sebebi şudur: “Biz Ermeniler Türkiye Cumhuriyetini kuran Lozan Anlaşmasını tanımıyoruz. Bizler Sevr Anlaşması’nın halen yürürlükte olduğunu kabul ediyoruz. Çünkü Sevr’de büyük Ermenistan vardır.”

Ermenistan, Türkiye’nin doğu sınırlarını tanımamakta ve Ağrı dağını kendi toprağı olarak görmektedir. Fransa, 24 Nisan 2003 tarihinde Paris’te Kanada meydanına Gomitas Sogomonyan adına  bir sözde Ermeni  kin anıtı dikilmesini de onaylamıştır.

Türkiye sözde Ermeni yalanları karşısında hep savunmada kalmaktadır. Ermeni terör örgütü ASALA tarafından şehit edilen aşağıdaki şehitlerimiz gündeme getirilmemektedir. Bu kapsamda Türkiye neden Paris Büyükelçiliğimizin olduğu küçücük ve daracık  Rue d’Ankara caddesine, Büyükelçilimizin kapısının tam karşısına neden  terör örgütü ASALA tarafından Bir Hakeim Köprüsü’nde pusuya düşürülerek şehit edilen Büyükelçi İsmail Erez ve makam şoförü Talip Yener‘in anıtları dikilmiyor?

Eğer Fransa buna itiraz ederse neden Sevr Anlaşması’nın imzalandığı  Sevr Porselen Müzesi’nin  önüne Ermeni soykırım anıtı dikildiği sorgulanmıyor? Neden Ankara’nın en seçkin semti Çankaya’daki Paris Caddesi, Ankara’nın uzak bir semtine tıpkı Paris’teki Rue d’Ankara’nın uzunluğunda bir  kısa caddeye  Paris ismi verilmiyor?

Ankara Belediyesi neden bu konuyu gündemine almıyor? Eğer belediyenin yetkisi sınırlı ise, Dışişleri Bakanlığı ile  neden temasa geçilmiyor? Eğer Türkiye’nin girişimi reddedilirse neden misilleme yapılmıyor?  Paris’te 1985-1990 yıllarında görev yaptım. ASALA ve PKK terör örgütlerinin Türk diplomatlarını nasıl tehdit ettiklerine tanık olan biri olarak bu teklifi yapıyorum.

Bu şehitler arasında rahmetli Haluk Sipahioğlu ile Paris’te OECD Büyükelçilimizde 2 yıl birlikte görev yapmıştık. Eskişehir İTİA’nin kıdemli öğretim üyelerinden Yusuf Ziya Binatlı, rahmetli Haluk Sipahioğlu’nun dayısıydı. Yusuf hocayı çok yakından tanıdığım için  aramızda çok yakın bir ilişkimiz  olmuştu.

Bilal Şimşir’in “Malta Sürgünleri” adlı kitabında dediği gibi “Ermeni katliamı” iddiası hukuki açıdan Ağustos 1921’de çökmüştür. (Şimşir, s. 21) 1933’de Nazilerin yakmaya başladıkları kitapların yazarı  Yahudi  kökenli Stefan Zweig’ın “Akıl ve siyaset nadiren aynı yolda buluşur” sözü günümüzde Ermeniler için geçerliliğini koruduğu sürece,  sözde Ermeni soykırımı  gündemden düşmeyecektir.

Bunun için 24 Nisan 2020 tarihinden önce mutlaka çok etkili bir girişim yapılmalıdır. Başkan Trump geçen yıl dememişti ama bu yıl üzerindeki baskıyı hafifletmek için Ermeni tehcirine “soykırım” (genocide) diyebilir. Türkiye şimdiye kadar hep savunmada kalmıştır. “Arşivlerimizi açtık gelin bakın” politikasını bir an önce bırakmamız gerekir.

Alınan sözde Ermeni soykırım kararlarına da artık “yok hükmündedir” demeyi bırakmalıyız. Çünkü bizim dememizle bu kararlar yok olmamakta, aksine tarihe geçmektedir. Şimdiden alacağımız bir  teklifim var.  Fransız Yazar Yves Benard,  Fransa  Cumhurbaşkanı Macron’un  aksine Aralık 2017’de Fransa’da yayınlanan kitabında “Ermeni soykırımı yoktur”  görüşünü savunmuştur.

Benard, incelediği belgelerin  sözde Ermeni soykırımı  iddialarını çürüttüğünü şöyle  açıklamaktadır: “Soykırım yoktur, iki taraf içinde katledilmişler vardır. Şuna ikna oldum ki aslında Türkler, Ermenilerden daha fazla katliam kurbanı olmuştur.” Kitap, Pantheon Yayınevi tarafından Türk-Ermeni Görüş Ayrılığına Yeni Bakış (Divergences Turco-Armeniennes) adı altında (165 sayfa) basılmıştır.

Benard, Türkiye’yi gezerek araştırma yapmış ve Türk toplumu hakkında adalet yerini bulsun dileğinde bulunmuştur.  Yazar, “Bu kitabı yayınlatmakta çok zorlandım. 2009 yılında çıkardığım ilk kitap sadece bir hafta raflarda kalabilmişti. Çünkü yayınevi üzerinde çok büyük baskı vardı. Korktular ve yayını durdurmaya karar verdiler. Şimdi, öyle görünüyor ki artık daha kolay yayınlanabilecek bir konu. Bu sefer çok kolaylıkla bir yayınevi buldum. Oysaki ilk kitabım için en az 60 yayıneviyle irtibata geçmiştim. O dönemde yayınevlerinin yarısı olumsuz cevap vermiş, diğer yarısı ise cevap vermeye bile gerek duymamıştı” demiştir.

Kitap hakkındaki  değerlendirme  şöyledir: “Bu belgeler, uzun söyleşilerden çok gerçek anlamda olayların nasıl gerçekleştiğini, anlaşılır ve açık bir şekilde sizlere aktaracaktır.  Belgeler; diplomatlar, gazeteciler, subaylar, din adamları ve  teröristlerin   açıklamaları ve de Fransızlar tarafından  Ermeniler lehine yorumlanan Türk-Ermeni trajedisine farklı bir bakış açısı getirmektedir. Onların görüşlerine  inanmak kolaydır.  Oysa gerçekleri kabul ettirmek çok daha zordur. Birinci Dünya Savaşı başladığında, her yerde ölümün ve acının hüküm sürdüğü bir dönem başlamıştır. Türkiye her tarafta kuşatılmış durumdadır ve savaşabilecek durumda olan erkekler, kadınları, çocukları ve yaşlıları geride bırakarak  savaşa çağrılmışlardır.  Ermeni milisler,  isyan ederek savunmasız sivillere karşı  korkunç, acımasız ve barbarca bir imha  gerçekleştirmişledir. Tasniflenmiş ve güvenilir bir arşivden desteklenen bu kitap, Türk-Ermeni çatışmasının az bilinen bir gerçeğini gün yüzüne çıkartmıştır. Ermenilerin sorumlu olduğunu gösteren belgeler, karanlık bir tarih sayfasını gözler önüne sermektedir. Fransız ders kitaplarının önemli bir gerçeği gözden kaçırdığına inanan Yves Bénard, belgeler için önemli bir araştırma gerçekleştirmiştir. Türkiye’yi inceleyerek ve çok sayıda araştırma  yaparak,  adaletin ortaya çıkmasına katkıda bulunmuştur.”

“Ces documents, mieux que de longs discours, vont vous exposer le déroulé des événements tels qu’ils se sont passés réellement. Ces témoignages émanant de diplomates, de journalistes, d’officiers, d’ecclésiastiques, de terroristes méconnus des Français donnent un tout autre regard sur la tragédie turco-arménienne et démontrent à quel point, il est aisé de faire croire à l’opinion mondiale ce que l’on veut, au détriment de la vérité qui est tout autre !  Lorsque la première guerre mondiale éclate, commence une funeste période semant partout mort et souffrance. La Turquie est assaillie de toutes parts et ses hommes valides sont appelés à combattre, laissant derrière eux femmes, enfants et vieillards. En pleine rébellion, les miliciens arméniens orchestrent alors un plan d’extermination. Une véritable folie meurtrière donnant lieu à des actes de barbarie indescriptibles, n’épargnant rien à ces civils sans défense. Présenté dans un ensemble structuré et appuyé d’archives essentielles, l’ouvrage met ainsi en lumière un fait méconnu du conflit turco-arménien. Démontrant que les Arméniens ont leur part de responsabilité, il révèle ici une page sombre et inattendue de l’histoire. Convaincu que les manuels scolaires français font l’impasse sur un fait capital, Yves Bénard a mené une quête de documents périlleuse. C’est en arpentant la Turquie et en réalisant un travail de recherche conséquent, qu’il démontre sa volonté de rendre justice à un peuple attachant.”

Fransızca kitap Amazon’da $15.90 fiyatına satılmaktadır. Keşke  İngilizce’ye çevrilerek ABD’de Temsilciler Meclisi üyelerine ve Senatörlere  Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir tanıtıcı yazısı ile  birlikte dağıtılsa, çok yararlı olur düşüncesindeyim.

Kitap  Ermenilerin lehlerine olsaydı  hemen İngilizce’ye çevirirler ve  dünya kamuoyu ile  paylaşırlardı. Bu konuda  TOBB Başkanı sayın Rifat   Hisarcıklıoğlu mali destekte bulunabilirse,  kitabın telifi ödenerek İngilizceye çevrilme sorumluluğunu almaya hazırım. Bu tartışmayı web’de görüntülemek için bkz. https://groups.google.com/d/msgid/eTurkiyeyizBiz/000e01d59605%245cf17ab0%2416d47010%24%40com

 

 

 

 

 

Yazar Prof. Dr. Sadık Rıdvan Karluk

1948 yılında Eskişehir’de doğdum .1970’de Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi’ni bitirdim. Kısa bir süre Maliye Bakanlığı ve Sayıştay’da çalıştıktan sonra 1972 yılında Eskişehir İTİA İktisat Bölümü’nde akademik kariyere başladım. 1975’te doktor, 1979’da doçent oldum. 1975 – 1976’da İngiltere Sussex Üniversitesi’nde doktora üstü çalışmalar yaptım.

1982 yılında Devlet Planlama Teşkilatı Başbakan Turgut Özal’ın direktifleri doğrultusunda kurulan AET Genel Müdürlüğü’nün (şimdiki AB Bakanlığı) başkanlığını yaptım. 1984 – 1985 döneminde İktisadi Kalkınma Vakfı Yönetim Kurulu üyeliğinde bulundum, 1982 – 1985 yılları arasında İstanbul Ticaret Odası Yönetim Kurulu Başkanı’na (Nuh Kuşçulu) danışmanlık yaptım. Bu dönemde Türkiye’de Yabancı Sermaye Yatırımları konusunda iki kitabım (biri İngilizce) ile İhracatta Vergi İadesi kitabım İTO tarafından yayınlandı.

1985 yılında Paris’te OECD nezdinde Türkiye Büyükelçiliği’ne Planlama Müşaviri sıfatıyla tayin edildim. Görev yaptığım dönemde Türkiye’yi 4 Komite’de temsil ederek, Türkiye’de kalkınmakta olan bölgeler konusunda OECD’nin önemli bir araştırmasının (Regional Problems and Policies in Turkey) basılmasına katkıda bulundum. 1990 yılında yurda dönüşümde DPT Müsteşar Müşavirliği’ne getirildim. Daha sonra Başbakanlık Başmüşavirliğinde Türkiye ile Türk Cumhuriyetlerinin ekonomik ilişkilerinin gelişmesinde bir model olan “Türk Ödemeler Birliği” kurulması için bir proje geliştirdim.

1991 yılında profesörlüğe atanarak Anadolu Üniversitesi’ne geçtim. Anadolu Üniversitesi’nde Türkiye Ekonomisi, Uluslararası İktisat, Uluslararası Ekonomik Kuruluşlar, Avrupa Birliği, Avrupa Birliği Türkiye İlişkileri , Dış Ticaret Teorisi ve Politikası, Uluslararası Entegrasyonlar derslerini kendi eserlerimi esas alarak yürüttüm. Akademik kariyerimde 23 yüksek lisans, 16 doktora tezi yönettim. Bu öğrencilerim arasında çeşitli üniversitelerde görev yapan çok sayıda profesör, doçent ve yardımcı doçent bulunmaktadır. Üniversite Senato ve Yönetim Kurulu üyeliği yaptım, İktisat Fakültesi Dekanlığım döneminde AÖF kapsamında bulunan tüm iktisat kitaplarının yeni formata göre yazılmasına yazar ve editör olarak katkıda bulundum.

İkinci (1981), Üçüncü (1992) ve Dördüncü (2004) Türkiye İktisat Kongrelerine bildiri sunarak katılan tek öğretim üyesiyim. Dördüncü Türkiye İktisat Kongresi Bilim Komisyonu üyeliği yaparak Türk Sanayici ve İşadamları Vakfı (TÜSİAV) Bilim Kurulu Başkanlığı görevinde bulundum. 1996 yılında TOBB Milletlerarası Ticaret Odası (International Chamber of Commerce: ICC) Uluslararası Ticaret ve Yatırım Politikaları Komisyonu’nda (Commission on Trade and Invesment Policy) ICC Türkiye Temsilciliğine getirildim. Son 10 yıldır TOBB ICC IFO World Economic Survey kapsamında her üç ayda Türkiye ekonomisindeki gelişmeler ile ilgili olarak gönderilen sualnameleri cevaplandıran 12 uzmandan biriyim.

“Uluslararası Ekonomi: Teori ve Politika”, “Türkiye Ekonomisi: Cumhuriyetin İlanından Günümüze Yapısal Değişim”, “Avrupa Birliği”, “Türkiye Avrupa İlişkileri: Bir Çıkmaz Sokak” ve “Uluslararası Kuruluşlar” başlıklı temel ders kitaplarım dahil yayınlanmış 24 kitabım, 300’den fazla makalem, 12 ortak ve 3 çeviri eserim vardır. Beş ders kitabım (642-908 sayfa aralığında) 42 baskı yapmıştır. Tüm üniversitelerde ders kitabı ve yardımcı kitap olarak okutulmaktadır.

Ortak yazarlı bir ders kitabım TÜBA üniversite ders kitapları 2012 yılı telif ve çeviri eser ödülü olmak üzere 6 “bilimsel araştırma ödülüne” sahibim. Diğer araştırma ödüllerim şunlardır: 1984: Enka Vakfı, “Türk Ekonomisinin Dünya Ekonomisine Entegrasyonu,” Bilimsel Araştırma Yarışması Üçüncülük Ödülü, 1982: Türkiye Milli Kültür Vakfı: Teşvik Armağanı, Dal: İktisat, 1981: İktisadi Kalkınma Vakfı, “AET ile İlişkilerimizin Atatürkçü Ekonomik Politika Açısından Değerlendirilmesi,” Behçet Osmanağaoğlu İnceleme Yarışması Birincilik Ödülü, 1979: Pamukbank, “Dışsatımın Özendirilmesinde Ticari Bankalarımızın Yeri” Bilimsel Araştırma Yarışması İkincilik Ödülü.

ABD ABI Enstitüsü’nün Yılın Eğitimcisi (Man of the Year 2011) ödülü sahibiyim. Özgeçmişim WHO’s WHO Dünya, Asya ve Türkiye baskılarında yer almıştır. (Who's Who in Asia 2012, Asya’da Kim Kimdir 2’nci baskı, 01/11/2011, Who's Who in the World 2011, Dünyada Kim Kimdir, 28’nci baskısı, 03/12/2010, Günümüz Türkiyesi'nde Kim Kimdir, 01/05/2005). Özgeçmişim Turkischer Biographiscer Index/Turkish Biographical Index’te (2004, s.563) yer almıştır. Google Akademik’te 1.070 (05.02.2018) atıfım vardır.

Eskişehir Sanayi Odası, Eskişehir Ticaret Odası, İstanbul Sanayi Odası, Ankara Ticaret Odası, Ankara Sanayi Odası, Kayseri Sanayi Odası, İşveren Dergisi, İktisadi Kalkınma Vakfı Dergisi gibi oda dergilerinde yazılarım yer almıştır. Türkiye’de yayınlanan çok sayıda bilimsel derginin hakem heyetinde yer almaktayım. Ders kitaplarım: 42 baskı yapmış olup 3.884 sayfadır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.