Yemen Katliamının Temelindeki Tezgâh

Yemen Katliamının Temelindeki Tezgâh - YEMEN

Yemen Katliamının Temelindeki Tezgâh

Alaeddin Yalçınkaya

Yemen, Doğu-Batı ve Kuzey-Güney hatlarında jeopolotitik bakımdan son derece önemli bir yerdedir. Osmanlı’ya karşı isyanların temelinde de İngiltere’nin başta Hindistan olmak üzere sömürgelerine ulaşmadaki mevkii bulunmaktadır. Süveyş Kanalı ve Kızıl Deniz’den Hint Okyanusu’na çıkışta yer alan Mendep Boğazı’na (Babü’l-Mendep) önemli ölçüde hakimdir. Hint Okyanusu’na açılan bölgenin adı da Yemen Denizi’dir. Bu yönüyle sadece Uzakdoğu, Hindistan değil aynı zamanda Basra Körfezi ile Kızıl Deniz ulaşımının ortasında yer almaktadır.

Bu gerçekten dolayı, İngiltere’nin Yemen Büyükelçiliği adeta bir kale-şehir durumunda olup eleman sayısı bir dönem 1000’i geçmiştir. Bir fikir vermek gerekirse Türkiye’nin kadrosu Büyükelçi dışında birkaç kişiye kadar düştüğü vakidir. Yıllardır devam eden savaşta İngiltere ve ABD büyükelçiliklerin kapanması gündeme gelmiştir. Ancak burada kısaca ele alınacağı üzere İngiliz patentli yozlaştır-böl-çatıştır-yönet siyaseti, Yemen’deki hemen bütün kesimlerin kılcal damarlarına kadar bir şekilde işlemiştir.

Belirtmek gerekir ki günümüz itibariyle iç savaşın bir şekilde sürmesi, nüfusun azalması, Yemen’in petrol ve doğalgaz zenginliğinin dünya piyasalarına çıkartılmaması, bu kontrolün temel hedefidir. Siyonist lobi merkezli bu stratejinin paydaşları ise İngiltere ve ABD yanında şartlara göre diğer batılı güçlerdir. II. Dünya Savaşı’ndan itibaren Rusya ile günümüzde Çin yangın yerindeki Yemen mirasından kendilerine pay çıkarmayı Yemen Katliamının Temelindeki Tezgâh - yemen cocuk1beklemektedir.

Yemen hakkında türküler yazıldığı halde Zekeriya Kurşun, İhsan Süreyya Sırma gibi birkaç hocanın değerli araştırmaları dışında ne yazıkki bu konuda yeterli çalışma yapılmamıştır. İlginçtir ki Yemen’de savaş sürecinde açlıktan, hastalıktan ölen on binlerce çocuğu, yine İngiliz milletvekilleri dert edinerek hükümetten Suudi Arabistan’a silah satışının yasaklanmasını istemişlerdir. Çünkü Suudilere satılan silahlar İngiltere’nin de taraf olduğu, sivillere saldırıyı yasaklayan Cenevre sözleşmelerine aykırı olarak kullanılmaktadır. Başta Türkiye olmak üzere İslam ülkeleri parlamentolarının bu felaketi gündeme almalarını, öncelikle kardeş kanı dökülmesine son verilmesi ve yaraların sarılması için neler yapılabileceğinin görüşüleceği günlerin gelmesini bekliyoruz.

Kırım Türkü öğrencimiz Aliie Bakhi’nin hazırladığı “Bir Toplumsal Hareket OlarakYemen’deki Ansarullah” adlı Yüksek Lisans Tezi, bu konuda çok önemli gerçekleri öğrenmemize vesile oldu. Aliie (Aliye), daha çok İngilizce ve Arapça, kısmen Rusça kaynakları kullanmak zorunda kaldı. Bu haliyle dahi buradaki savaşın son yarım asırdır uygulanan “Yeni Sömürgeci” stratejinin bir uygulaması olduğu görülmektedir.

Belirtmek gerekir ki bu coğrafyadaki çatışmaları, İslam caddesinin şeritlerini oluşturan mezheplere mal etme yönündeki Oryantalist tezgâh, Yemen için de geçerlidir. Temeli imamet, hilafet tartışmalarına dayanan Yemen’deki Zeydilerin, Şiiliğin bir kolu olduğu genellikle zannedilmektedir. Yemen isyanları patlak verdiğinde Osmanlı yönetimi Zeydilerin imamet bahsi dışında Sünni olduğunu tespit etmiş, ona göre tedbirler almıştır. Bu gerçeği Zeydî alim el-Şevkani de yazmıştır. Belirtmek gerekir ki bu konuda İngiliz-ABD (Suudi) katkısı öncesinde Zeydiler her ne kadar imametin Ehl-i Beytin hakkı olduğunu savunmuşlarsa da aynı anda iki imamın bulunabileceğini kabul etmişlerdir. Şiilerden farklı olarak Zeydiler, başta Hulefa-i Raşidin olmak üzere Eshab-ı Kiram ve Emevi halifeleri aleyhinde kem söz söylenmez. İran Şiileri ise sebb-i şeyheyni (ilk iki halife aleyhinde çirkin sözleri) inançlarının temeli yapmışlardır. Bunun yanında Şii inancın belirgin özelliklerinden örneğin mut’a nikahı veya ticaretten elde edilen gelirin beşte berinin mollalara verilmesi gibi İslam’da yeri olmayan uygulamalar da Zeydilerde bilinmemekteydi.

1970’lerden itibaren bir çok Yemenli çalışmak için Suludi Arabistan’a gitmek zorunda kaldı. Bu süreçte Yemen’de Vehhabileştirme programları başladı. Humeyni devrimi sonrasında ise Şiileştirme projesi devreye girdi. Günümüzde kendilerini Ensarullah olarak adlandıran Husilerin önde gelenleri İran Şii medreselerine gönderildi. Dünyanın en huzursuz, en fakir, toplumsal düzenin en dipte olan devletlerin başına küresel güçlerin öncülüğünde “İslam” ismi konulduğu gibi, İran’dan döndükten sonra kendileri gibi inanmayan kadınlara tecavüzü dini bir görev sayan, önüne geleni öldürmeyi cihat kabul eden, fukara halkın parasını din adına gasp eden bu topluluk bayrağına Kur’an-ı Kerim’den “Ey inananlar, Ensarullah olunuz” ayetini yazarak, kendilerine fütursuzca bu kutsal ismi vermişlerdir. Dolayısıyla Yemen’de yıllardır yaşanan katliam, zulüm, tecavüz gibi İslamiyetin ve insanlığın kabul edemeyeceği vahşeti yapanlar dünya medyasında Ensarullah olarak zikredilmektedir.

Suudi Arabisan, Yemen’in Umman dışındaki tek komşusudur. Suudi Arabistan-Yemen sınırı, Umman-Yemen sınırının yaklaşık üç katıdır. Yemen’deki Suudi etkisi, belirtildiği gibi sadece sınır uzunluğuna bağlı olmayıp ekonomik, sosyal, tarihi bağlar oldukça derindir. İç savaş sürecinde Yemen halkına yağan Suudi bombaları aslında ABD veya İngiliz yapımı olup diğer taraftan ise İran-Rus silahları ateş etmektedir. Özellikle Husi önde gelenlerinin çocukları İran medreselerine gönderilerek iç savaşın fikri temeli oluşturulurken bundan ABD-İngiliz istihbaratının haberdar olup olmadığını soruşturuyoruz. Bu sürecin bütünüyle bu iki güç ile üstündeki Siyonist lobinin eseri olduğunu görüyoruz.

Aliie’yi, Türkiye’de pek itibar edilmeyen bu çalışmasından dolayı kutlarken tezinin sonuç bölümünde yer alıp çalışmasının bir anlamda anafikri olduğunu kabul ettiğimiz tespiti tekrarlıyoruz: “İran ve Suudi Arabistan’ın Yemen’e olan ilgileri dış güçler tarafından da destek görmektedir. CIA eski direktörü ve Orta Doğu uzmanı Graham Fuller’in söylediği gibi, ‘ABD’nin dünya hakimiyeti önündeki tek engel Sünni Müslümanlardır. Vahhabilerle çalışıyoruz, Şiileri kullanıyoruz.”

Belirtmek gerekir ki Yemen’de kan akarken Husiler ve onların hamisi İran, ABD hegemonyasına karşı direndiklerini zannediyorlar. Halbuki nihai hedef olan kardeşi kardeşe kırdırma stratejisinin parçası olduğunu, en azından Fuller’den öğrenmeleri gerek.

Öncevatan, 30.10.2019

[email protected]

Yorumlar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Bugün Gündem
  1. Kıymetli Kardeşim, seçkin Silah arkadaşım Levent, Çok anlamlı değerli bir yazı kaleme almışsın. Seni kutluyorum. Bu devirler geçecek, Ordu ve…

  2. Bir ülkede yaşayan çok çeşitli ırklar olabilir vatandaş olarak sorun bu değil sorun kendi yaşadığı ülkenin menfaatlerini değil de dışardaki…

  3. Doğduğum köyün adı Ocak. Soyadım da buradan geliyor. Onun için “ocak” sözcüğü ve kökeni benim ilgi alanım. Bu nedenle yerdeşim…

  4. KUR’AN yakma, Peygambere hakaret! Suç Kimin?! Kendini-sınırını bilmez bir akılsız yobazın KUR’AN yakma eylemi; inanılan değerlere hakaret, aşağılama evet kötü,…

  5. Artık zenginler Trump veya temsilcisi Macron gibi parti başkanlığı ordan zıpp ülke yönetiminde.. çağımız iklim gibi kuralsızlıklara anomik çeşitliliği var…

  • DÜKLÜK ve DÜDÜKLÜK

    DÜKLÜK ve DÜDÜKLÜK

    Kimse dillendirmese de ben söylemiş olayım; eğer ‘Millet İttifakı’ beklenildiği üzere hem cumhurbaşkanlığını ve hem de Meclis’teki çoğunluğu sağlayabilirse, buna, Türkiye’nin yeni ‘Kurucu Meclis’i diyebileceğiz. Şimdi ‘aklıevvel’ kimi hukukçu ve siyasetçinin ‘Kurucu Meclis’ başka şeydir, o daha çok ‘Anayasa’ yapmak için kurulan meclistir diyecekleri beklenebilir. Diyebilirler. Nitekim bu tip ‘hukukçu’lar Dr […]


  • YÜZÜKLE BAŞLADI YATLARLA KATLARLA DEVAM EDİYOR!

    YÜZÜKLE BAŞLADI YATLARLA KATLARLA DEVAM EDİYOR!

    VEKİL ADAYI GENÇCAN: YÜZÜKLE BAŞLADI YATLARLA KATLARLA DEVAM EDİYOR! Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sakarya Milletvekili Aday Adayı Kadir Gündüz Gençcan, CHP Grubu’nun “Cumhurbaşkanlığı harcamalarının hukuksal çerçevesinin araştırılması” amacıyla TBMM Başkanlığı’na verdiği Meclis Araştırma önergesinin, AKP ve MHP milletvekillerinin oylarıyla reddedilmesine ilişkin eleştiride bulundu. Vekil Adayı Gençcan: “Tok, açın halinden tabii […]


  • Köy Enstitüleri 27 Ocak 1954 tarihinde yıkılmıştı!

    Köy Enstitüleri 27 Ocak 1954 tarihinde yıkılmıştı!

    KÖY ENSTİTÜLERİNİ, 1946’DA CHP’NİN VURDUĞU İLK DARBEDEN SONRA 27 OCAK 1954 TARİHİNDE İKİNCİSİNİ VURAN DP (Demokrat parti) YIKMIŞTI! 2. Cihan Savaşı sürecinde Genç Türkiye Cumhuriyet, Batı’nın batağına giden yola adım adım sokulur. Geleceğin meçhul aydınlanmacılarına ışık götürecek ilkokul öğretmeni yetiştiren Köy Enstitüsü tasarımına (proje) ilk darbe bu kurumlara yaşam veren CHP’den […]


  • EKONOMİ ve TÜRKİYE

    EKONOMİ ve TÜRKİYE

    Haftaya encamımızı görerek başlayalım dedik…  Seçim yılı 2023’te yüksek enflasyon, faiz politikası, değer kaybeden TL ve büyüyen cari açık, ekonomideki belirsizlikleri artırıyor . Yoksulluk hızla artmaya devam ediyor..  Geride bıraktığımız 2022 yılı, sene başındaki umutların aksine küresel ve bölgesel çapta siyasi ve ekonomik krizlerin yaşandığı bir yıl oldu. Dünya genelinde […]


  • Uğursuz 24 Ocak

    Uğursuz 24 Ocak

    1980,1993 VE 2001 YILLARININ EN UĞURSUZ GÜNÜ 24 OCAK’TIR • 24 Ocak 1980’de İktisadi İstikrar Kararları Milli Cephe oyları ile TBMM yasalaşmıştı.   Böylece AB(D)’nin haremine kapatılan Türkiye için bu karalar iktisadi kapilasyondur. • 24 Ocak 1993’de gazeteci Uğur MUMCU, • 24 Ocak 2001’de Diyarbakır Emniyet Md. Gaffar Okkan ve beş polisimiz […]



Posted

in

,

by