Kategoriler
Prof. Dr. A. Yalçınkaya

AİHM’nin Azerbaycan Kararı ve Batı Trakya Türkleri

AİHM’nin Azerbaycan Kararı ve Batı Trakya Türkleri

Alaeddin Yalçınkaya

AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) 29 Mayıs’ta önemli bir karara imza atarak daha önce verdiği kararı uygulamayan Azerbaycan’ı mahkum etti. 2014 tarihli kararında Ilgar Mammedov hakkında AİHS (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) hükümlerini ihlal ettiği gerekçesiyle Azerbaycan’ı mahkum etmiş ve tazminata hükmetmişti. Azerbaycan yönetimi tazminatı ödemiş, ancak yargılama süreci gerekçesiyle Mammedov’un hapsini sürdürmüştür. Büyük Daire’nin son kararında ise mahkeme tarihinde ilk defa ilgili devleti, “AİHM kararını uygulamadığı gerekçesiyle” mahkum edilmiştir. Kararın verildiği tarihte Mammedov, şartlı tahliye ile serbest bırakılmıştı. Ancak ilk karara ragmen Mammedov’un yıllarca serbest bırakılmaması gerekçesiyle ilk derece mahkemesinin “mahkeme kararını uygulamayan devleti mahkumiyet kararı”, Büyük Dairece onanmıştır.

Belirtmek gerekir ki AİHM, günümüz şartlarında, insan hakları alanında önde gelen yargılama sistemidir. BM bünyesinde de benzer bir yapılanmaya gidildiği halde etkili başvuru ve kararların uygulanabilirliği, AİHM’nin gerisindedir. AİHM’nin verdiği kararların uygulanmadığı veya sürüncemede kaldığı birçok örnek bulunmaktadır. Özellikle Rusya gibi devletler veya Yunanistan gibi Avrupa’nın “şımarık çocuğu” özelliğine sahip olanlar hakkında verilen nice kararlar uygulanmamıştır, savsaklanmıştır. Batı Trakya’da Türklere yapılan zulüm ve haksızlıklar konusunda AİHM’nin verdiği kararlar sürüncemede kalmıştır. Gittikçe daha fazla hukukçu yetiştiren Batı Trakyalı soydaşlarımızın bu karar üzerine güçlü stratejilerle yola çıkacağını umuyoruz. Bununla beraber AİHM’nin böyle bir kararı ilk defa Azerbaycan’a, bir Müslüman/Türk devletine karşı almış olmasını “acemi nalbant, fukaranın eşeğinde uzmanlaşır” vecizesiyle açıklayabiliriz. Çünkü güçlü devletlerin mahkemeye rest çekmeleri, bu kurum açısından “patenaj” yapması anlamına gelecektir. Ancak sözkonusu Azerbaycan olunca içtihat oluşturma açısından da bir zemin ortaya çıkmış ve bu fırsat kaçırılmamıştır. Bunun anlamı  benzer durumda başvurular sözkonusu olduğunda örneğin Rusya, Yunanistan veya İngiltere’nin de mahkum edileceğidir. Çünkü AİHM, içtihatlarına son olabildiğince bağlı özelliği olan bir mahkemedir.

AİHM’nin Azerbaycan hakkındaki kararı Avrupa Konseyi Bakanlar Kurulu’na gönderilerek gereği konusunda yetkilendirilmiştir. Bunun anlamı ise, son ihlali telafi edecek adımları atmadığı takdirde Azerbaycan’ın Avrupa Konseyi üyeliğinin askıya alınması, AİHM’nin yetkilerini kabul etmiş olma statüsünün sona ermesidir ki bunun siyasi sonuçları da olacaktır. İlk bakışta Bakü yönetimi de tıpkı daha önce Rusya, hatta İngiltere yöneticilerinin dile getirdiği gibi “gerekirse AİHM’nin yetkisini tanımaktan vazgeçebiliriz” aşamasını tercih edebilir. Ancak belirtmek gerekir ki üye bir devletin AİHM’nin yetkisini kabul etmiş olması sadece o ülke vatandaşları için bir “insan hakları garantisi” anlamına gelmemektedir. Bir gün AİHM çerçevesinde hakkını arama yoluna, bügünkü Azerbaycan yöneticilerinin hatta Aliyev ve ailesinin başvurmayacağını kimse garanti edemez. Tıpkı Özal yönetimi mahkemenin yetkisini kabul ettiği zaman Erbakan’ın buna şiddetle karşı çıkmasına karşın gün gelip partisi kapatıldığında hakkını bu mahkemede aramak zorunda kalması gibi. Türkiye’nin Strazburg’daki bir mahkemenin yetkisini kabul etmiş olması bir kazanımdır. Keşke Riyad veya Kahire’de veya Taşkent’te böyle bir mahkeme olsaydı da onun yetkisi kabul edilseydi.

Demokrasi veya hukuk kültürünün yerleşmediği ülkelerde, darbeler veya olağanüstü hal şartlarından, dolayısıyla “vatan tehlikede” bahanesiyle kendi ikbali için başkalarına karşı her türlü haksızlığı mübah görme hastalığından kurtulamayanlar da bir gün adil yargılanma talebinde bulunurlar. Böyle bir kararın ilk defa Azerbaycan’a karşı verilmiş olmasının, hukuk ve adalet alanındaki prestij kaybından dolayı psikolojik ezikliği inkâr edilemez. Ancak netice itibariyle hataların düzeltilmesi için bunun bir fırsat olduğu da önemli bir gerçektir.

Genellikle azgelişmiş, eski sömürge veya darbelerle dejenere olmuş siyasal kültürden gelen ülkelerdeki yöneticiler, yetki derecesine göre güç zehirlenmesine maruz kalırlar. Bu gücün kendisinin doğal hakkı olduğunu, bunu muhafaza için de her türlü haksızlığın mübah olduğunu zanneden niceleri, zorbalıkları kendisinden sonrakilere miras bırakmanın da sorumluluğunu alırlar. Özbekistan eski devlet başkanı Kerimov’un bir dönemin imparatoriçe kızının bugün hangi zindanda olduğu, hatta yaşayıp yaşamadığı bilinmemektedir. Bir taraftan ülkesindeki zulüm ve işkencelerin koordinatörlüğünü yürüterek nice hemcinslerinin kan ağlamasını umursamazken diğer taraftan ışıltılı podyumlarda babasını dahi çileden çıkaran defilelerle gününü gün ederken sonunu düşünmediğine şimdi çok pişman olabilir. Bu gibi örneklerden çıkarılması gereken ders fırsat elde iken hukuk, adalet, hakkaniyet, saygı, hoşgörü ortamının oluşması, bunun için yasal düzenlemelerin yapılması gereğidir.

Türk ve İslam tarihinde, hatta doğu kültüründe AİHM’yi de aşan nice örnekler vardır: Fatih Sultan Mehmet’in Rum mimarın şikayeti üzerine kollarının kesilmesini kabul etmesi, Nuşirevan’ın başkalarının develerine el koyan oğlunu ve vezirini idam etmesi gibi. Bu ve benzer hikayelerin tarihi gerçekliğinden çok kültürümüzün parçası olması önemlidir. Günümüzde ise sömürgeci dejenerasyon adalet ve saygı kültürümüzü ortadan kaldırmıştır. AİHM, bu anlamda önemli bir fırsattır. Böyle bir kararın ilk defa Azerbaycan’a karşı alınmış olması konusundaki itirazımızı belirttiğimiz halde kardeş cumhuriyet yönetici ve halkının bundan çok daha kazançlı çıkacağını, bu ezikliği fırsata çevirerek insan hakları alanında gerekli mevzuat ve icraat düzeltmelerine gideceğini ümit ediyoruz.

Aynı şekilde kararın teknik boyutları iyice tetkik edilerek Batı Trakyalı soydaşlarımızın daha önce verilen fakat uygulanmayan kararlara karşı yeni hamleleri başlatacaklarını bekliyoruz. Bu aşamada Türkiye’nin de yardımı gerekebilecektir. Belki de bu aşamada Yunanistan hükümeti kendi vatandaşı soydaşlarımızla uzlaşma yoluna giderek bugüne kadar yapılan haksızlıkları tazmin etme ve bundan sonra azınlık statüsündeki bu insanların her türlü haklarına saygı gösterme, koruma ve gereğini yerine getirme konusunda hassasiyet gösterecektir.

Öncevatan, 12 Haziran 2019

alaeddin.yalcinkaya@marmara.edu.tr

Yazar Alaeddin Yalçınkaya

Alaeddin Yalçınkaya, 1961'de Elazığ'da doğdu. Adapazarı Ozanlar Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. 1987-1996 yılları arasında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nde çalıştı. İ.Ü. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "Cemalettin Efgani ve Türk Siyasi Hayatı Üzerindeki Etkileri" konulu teziyle 1990’da Yüksek Lisans, “Sömürgecilik-Panislamizm Işığında Türkistan” başlıklı tezi ile 1995’te doktora eğitimini tamamladı. 1993-1994 yıllarında, New York Universty, Center for Middle Eastern Studies'de visiting scholor statüsüyle araştırmalarda bulundu. 1996’da Sakarya Üniversitesi’nde Yardımcı Doçent, 2000 yılında doçent, 2007’de Profesör olan Yalçınkaya, 2013 yılından beri Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesidir. Yayınlanmış kitaplarından bazıları, "Yetmiş Yıllık Kriz: Sovyetler Birliği'nde Moskova - Türkler İlişkileri", "Almatı'dan Akmola'ya Kazakistanı'ın Başkenti", "Türk Cumhuriyetleri ve Petrol Boru Hatları", "Etnik Düğümlerden Küresel Kördüğüme Kafkasya'da Siyasi Gelişmeler" başlığını taşımaktadır. Yalçınkaya, Sakarya, Kocaeli, Bahçeşehir, Marmara üniversiteleri ile İstanbul, Şükrü Balcı Polis MYO'nda Uluslararası İlişkiler, Uluslararası Hukuk, Uluslararası Örgütler, Diplomatik Yazışma Teknikleri, Bölgesel Dış Politika, Türk Dünyası ve Kafkasya, İnsan Hakları Hukuku gibi alanlarda lisans ve lisansüstü seviyesinde dersler vermiştir/vermektedir. Evli ve iki çocuk babası olan Yalçınkaya, halen Marmara Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.