Bülent ESİNOĞLU

Yerel Seçimleri geride bıraktık. Seçim sonrası, beklenir ki, “seçim değerlendirmeleri” yapılsın. Ben size başka bir perspektiften, seçtiklerimizin, bizi yönetme yetkisi ne kadardır ve yetki verdiklerimizin yetkisizliğini anlatacağım.

Seçimlerle ilgili olarak, bir cümle ile kanaatimi özetleyeyim. Liderliğin günümüzde anahtarı, ekonomiydi, ekonomi batınca Erdoğan da kaybetti.

Hükümetsiz Yönetişim

Küreselleşmenin akıl hocaları, küreselleşmeyi planlarken, çok uluslu şirketleri ve onların isteklerini, ulus veya milli devleti yönetecek ana unsur olarak planlamışlardı. Liderler ise buna göre desteklenecekti. Öyle de oldu.

AKP yönetiminin, başlangıç yıllarında, çok uluslu şirketler tarafından desteklenmesi de şimdilerde destelenmemesini de çok uluslu şirketlerin dayatma ekonomisidir.  Sizin, ulus devlet yetkilerinden ne kadarını, çok uluslu şirketlere verdiğiniz ödün ölçüsündedir.

Hükümetsiz Yönetişim ve sanal devlet ifadeleri küreselleşmenin başlarında propaganda edilen ifadelerdi. Dünya devleti diye tanımladıkları da bu çok uluslu şirketlerin çatı örgütü Amerika oluyordu. Tek para birimi dolar olacak ve NATO da bu çok uluslu şirketlerin güvenlik örgütü olarak kalacaktı.

Sovyetler Birliğinin dağılmış olmasına ve düşman olmamasına karşın NATO’nun devam etmesi, çok uluslu şirketlerin Pazar güvenliği içindi.

Çok uluslu şirketlerin, milli devletlerin liderliğinden istedikleri, kısaca; piyasa kurallarına bağlılık ve sermaye adına ulus devletin kurallarını ortadan kaldırıp, ekonominin kuralarını esas alıp, almamasıdır.

Erdoğan, her cümlesinin başına, “piyasa kurallarına bağlılık” siyasetini koyması boşuna değildir.

NATO’ya ve piyasaya bağlıyım demek, “ben ulus devletimi çok uluslu şirketlerin ortaya koyduğu kurallara (dayatmalara) göre idare edeceğim” demektir.

Dayatma diyorum, çünkü çok uluslu şirketlerin istekleri artık karşılıklı anlaşmaya dayalı rızayı içeren istekler değildir.

Çok uluslu şirketlerin, ulus devlet yetkililerince, piyasa kurallarına, yani çok uluslu şirketlerin kurallarına uyulup uyulmadığını kontrol etmek için de   Dünya Ticaret Örgütü’ vardır.  Bu örgüt, ulus devlet içindeki sermaye guruplarını ulus devlete karşı korumak için kurulmuştu.

Yani benim zenginimi benden gelecek müdahaleye karşı koruma örgütü. Bir başka anlamıyla; içerdeki ve dışardaki zenginlerin menfaatlerini milli devlete karşı koruma örgütüdür.

Beka meselesi de buradan çıktı

Aslınsa Batıya karşı beka sorunu Osmanlıdan bize kalan en temel mirastı. Şimdi ki Beka Sorunu ise, çok uluslu şirketleri bizim pazarlarımızda büyüyüp, büyümemesi, Türkiye’nin bölünüp bölünmemesine bağlıdır. Çok uluslu şirketler her ne kadar siyasi değilmiş gibi görünse de sonuna kadar siyasi-ekonomik kuruluşlardır. Rekabeti hiç sevmezler. Rakip birisi çıkınca ya satın alırlar ya da ortadan kaldırırlar.

Erdoğan Beka Sorununu neden anlatamadı?

Ulusal pazarlarımız Amerikan ve Batı sermayeli çok uluslu şirketlere teslim edilmiş. Onların koyduğu kurallarla ülke yönetiliyor. Açıktan düşman konumundaki ABD ile aynı masadasın, yani düşmanı bir türlü tanımlayamıyorsun, böyle bir durumda da beka sorununu elbette halka anlatılamaz.

Milli devletin programlama ve plan yapamaması, yani yetkilerinin ellerinde alınmış olması, kimi seçersek seçelim, çok uluslu şirketler tarafında pazarlarımızın ele geçirilmiş olması sebebinde ötürü pek fala bir kıymeti harbiye si yoktur.

  1. Nisan 2019, [email protected]

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.