CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, MYK toplantısı sürerken yaptığı basın toplantısında şunları belirtti:
Bu haftaki MYK toplantımızda Genel Başkanımızla birlikte İngiltere’ye yaptığımız seyahat, 2019 bütçesi ve ekonomi hakkındaki değerlendirmeler, tarım, çevreyle ilgili bir takım gelişmeler, yine Suudi Gazeteci Kaşıkçı’nın ölümüyle ilgili değerlendirmelerde bulunduk.
YEREL SEÇİM, TEK ADAM REJİMİNİN SONU OLACAK
Biraz önce AKP Genel Başkanı kadın kolları eğitim toplantısında ilginç bir takım iddialarda bulunmuş. Demiş ki, mahalli idare seçimleri belki de ana muhalefetin sonu olacak. Hoppala. Şimdi ama mahalli idare seçimlerinin birilerinin sonu olacağını yavaş yavaş anlamaya başladı öteden beri söylüyorum burada. Cumhuriyet Halk Partisi olarak mahalli idare seçimlerinde büyük bir başarı elde edeceğiz. Bu da ucube tek adam parti devleti rejiminin sonu olacak. Öyle anlaşılıyor ki bunu yavaş yavaş görmeye başladığı için de şimdi mahalli idare seçimleri ana muhalefet partisinin belki de sonu olacak diyor. Söyleyeyim, bu tür şeyleri değerlendirmeler yaparken de dikkatli olması lazım. Sonuç itibariyle devletin başında bulunuyor. Kimsenin sonunu, başını yürütme erkini elinde bulundururken tahmin etme noktasında değil. Bunu böyle yapmaya başladığı andan itibaren başka algılara da yol açabilir.
Tek adam parti devleti rejiminin başı birde demiş ki, bir tek bizim kadın kollarımız çalışıyor, Cumhuriyet Halk Partisinin kadın kolları çalışmıyor. Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı Cumhuriyet Halk Partisi kadın kolları üstünden kurban kesmeye kalkmasın, kendi kadın kollarına baksın. Özellikle kendi kadın kollarının son seçimde aldığı neticeye bir baksın.
BÜTÇE DE UCUBELEŞTİ
Geçtiğimiz hafta tek adam parti devleti rejiminin ilk bütçesi TBMM’ye sunuldu. Ucube rejimin bütçeyi de nasıl ucubeleştirdiğini gördük. Şimdi dikkati çeken acayipliklerden ilki hazinenin özel tertip devlet iç borçlanma senedi ikraz sınırının arttırılması, yükseltilmesiyle ilgili. Önceki yılın bütçesinde bu sınır genel bütçe kapsamındaki idarelerin harcamalarının yüzde 1’i olarak belirlenmişti. Bu yıl bu yüzde 3’e çıkarılmış. Yani Hazine’nin özel tertip ihale dışında koşullarını kendisinin belirlemesi kaydıyla ihraç edeceği kağıtlardan bahsediyoruz. Bu yıl 7,5 milyar TL olan tavanı 28,5 milyar TL’ye çıkarmış. Bir de bununla ilgili bir madde eklenmiş bütçeye diyor ki, kamu bankalarıyla kamu kurum ve kuruluşları arasında bu meblağın nasıl dağıtılacağını belirlemeye Hazine ve Maliye Bakanlığı yetkiliymiş.
KAMU BANKALARINDA İŞLER CİDDİ
Hatırlayın geçtiğimiz günlerde İşsizlik Fonu’ndan üç kamu bankasına 11 milyar TL sermaye benzeri kaynak vermiştik. Şimdi de yine kamu bankaları için 28,5 milyar TL’lik özel tertip devlet Hazine kağıdı çıkarıyoruz. Bu şunu gösteriyor, demek ki kamu bankalarında işler ciddi. O zaman bize sormak düşüyor bu kamu bankalarının sermayesi nasıl eridi, bunun sorumlusu kim? Kime sordunuz da bunun yükünü özel tertip devlet kağıtları ve işsizlik fonu aracılığıyla milletimizin sırtına yüklüyorsunuz.
YAMYAMLARA KREDİ DAĞITMA İMKANI KALMAYINCA
Bu manzara aslında Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı’nın İş Bankası’ndaki Atatürk hisselerine ve İş Bankasının iştiraklerine neden göz koyduğunu gayet açık anlatıyor. Kamu bankalarında yandaşlara ve iktidarın etrafında kümelenmiş bir takım yamyamlara kredi dağıtma imkanı kalmayınca bunlara kredi dağıtacak yeni bir kamu bankası ihtiyacı belirmiş anlaşılan. Bunu da İş Bankası üzerinden gidermek istiyorlar. Biz de şunu söylüyoruz, Atatürk’ün vasiyetine göre dilimize, tarihimize sahip çıkalım diye bırakılan paraların yandaşlara, yamyamlara peşkeş çekilmesine, gasp edilmesine izin vermeyeceğiz. Devletten de Anayasamızın gereği olarak başta Atatürk’ün miras sözleşmesi olmak üzere ülkede yapılan ve yapılacak tüm özel sözleşmelere sahip çıkmasını bekliyoruz.
BÖYLE GİDERSE MİLLET ÇOCUĞUNA MİRAS BIRAKAMAZ
Bugün Atamızın mirasına göz dikenler yarın daha da sıkışınca vatandaşların çocuklarına bırakacağı mirasa da el atmakta hiç tereddüt etmeyeceklerdir. Buna karşı çıkmak gerekir. Bugün Cumhuriyet Halk Partisi üzerinden yürütülen bu söylemin aslında millete karşı, milletin malvarlığına karşı, milletin miras hakkına karşı yürütülmüş bir söylem olduğunu, bir girişim olduğunu da artık herkes, aziz milletimiz görmelidir. Yarın, söylüyorum buradan açıkça böyle giderse milletimizde çocuklarına miras bırakamayacaktır. Böyle bir ülkeye de daha da önemlisini söyleyeyim kimse de yatırım yapmaz.
HAZİNE’NİN BORÇ ÜSTLENME LİMİTİ NEDEN ARTTI?
Bütçede bir diğer dikkat çeken acayiplik de şu, Kamu Özel İşbirliği projelerinin finansmanı için yurtdışından sağlanan kredilerle ilgili eğer bu krediler geri ödenmezse hazinenin biliyorsunuz bir borç üstlenim yükümlülüğü vardı. Bunun sınırı da 4 milyar dolardı. Türk Lirası değil dolar, altını çiziyorum. Şimdi bu sınırı 4,5 milyara yükseltmişler. Yani Türk Lirası dolar karşısında bu kadar değer kaybederken, dolar bu kadar değer kazanırken dolar cinsinden bir tavanı 500 milyon dolar daha, yarım milyar dolar daha arttırma ihtiyacı nereden kaynaklandı? Peki bu artırımı yaparak devlet ne diyor, Hazine ne diyor? Hazine şunu söylüyor dışarıya diyor ki, benim havuz müteahhitlerimin, holdinglerimin sizden alacakları kredinin 4,5 milyar dolarına ben kefilim. Eskiden 4 milyar dolarına kefildim şimdi 4,5 milyar dolarına kefilim. Yani bu ne demek? Bana yandaş olan holdinglere adrese teslim olarak verdiğim projelerle ilgili olarak yapacakları borçlanmalarda, bunlar dış borcu ödeyemezse ben bu dış borcu milletimin sırtına yükleyeceğim diyor.
HER 100 TL’NİN 12’Sİ FAİZ LOBİLERİNE
Şimdi gelelim 2019 bütçesinin büyüklüklerine. Diyor ki, harcamaları bütçe geçen yıla yüzde 17 arttıracağım. Ama bu harcamalar içinde bir harcama var ki çok dikkat çekiyor. 2018 yılında 76,4 milyar Türk lirası olarak tahmin edilen faiz giderleri 2019’da 117,3 milyar Türk lirasına çıkarılıyor. Artış ne kadar? Yüzde 17’ydi bütçedeki tüm harcamalarındaki artış. Faiz giderlerindeki artış yüzde 53,5. Çok değil daha bu yıl bütçeden yapılan her 100 liralık harcamanın sadece 8 lirası faiz lobilerinin cebine giderken önümüzdeki yıl 2019’da AKP iktidarı harcanacak her 100 liranın 12 lirasını faiz lobilerinin cebine koymaya hazırlanıyor.
UÇAN SARAYIN HİBE MEKTUBUNU AÇIKLAYIN
Bir diğer çok büyük artış kaydeden bütçe Cumhurbaşkanlığı bütçesi. Cumhurbaşkanlığı bütçesi de bir önceki yıla göre yüzde 233 artarak 2,8 milyar Türk lirasına çıkıyor. Malum arkadaşlar sarayda hayat kolay değil, efuliler, ejder suları, makam araçları, uçan saraylar, dalkavuklar, bunların hepsi için çok büyük kaynaklara ihtiyaç var. Bu arada uçan saraydan bahsettik, hatırlayacaksınız bundan iki önceki toplantıda bir soru sormuştum Sayın Erdoğan’a. Hibe dediğiniz uçan sarayın hibe mektubunu ve hibeyi envantere kaydeden bakan onayını açıklayın demiştim. Hala tık yok. Belgeler nerede? Yoksa bu uçan saray hibe falan değil milletin parasıyla mı alındı? Milletin parasıyla alındıysa bu harcama bütçenin hangi kaleminde gösterildi? Bununla ilgili açıklamaları biran önce bekliyoruz.
FEDAKARLIĞI SARAY DEĞİL MİLLET YAPACAK
Daha ilk günden bu ucube yönetim sisteminin kazananı belli olmuştur. Bu ucube sistemde kazanan millet değildir, faiz lobileridir, havuz müteahhitleridir, kamu bankalarından borç alıp batıran yandaşlardır ve saraydır. 2019’da bütçe gelirlerinin yüzde 17 artarak 880,4 milyar TL olacağı tahmin ediliyor. Yani kabaca Gayri Safi Yurtiçi Hasıla yüzde 19 artarken bütçenin tüm gelirleri yüzde 17 artıyor. Ama vergi gelirlerine dönüp baktığınız zaman artış Gayri Safi Yurtiçi Hasıla artışını da geçiyor. Yani milletin gelirindeki artışın üstünde bir artışla vergiyi toplayacaklar yüzde 20. Yaşanan kriz tabi sarayın değil milletin krizi olunca fedakarlığı da elbette saray değil millet yapacak.
DOĞALGAZ VE ELEKTRİK ZAMMI GERİ ALINSIN
Yine kolalı içeceklerden alınan vergilerin yüzde 20, dayanıklı tüketim mallarından alınacak vergilerin de yüzde 48 artması bekleniyor. 2019’da petrol ve doğalgaz ürünlerinden alınacak Özel Tüketim Vergisi ise yüzde 20,2 artacak.
Sırası gelmişken, biliyorsunuz 30 Ağustos’ta bu doğalgaz ve elektriğe ikinci zam yapılmıştı, sonra onu üçüncü zam izledi. 30 Ağustos’tan bugüne kadar doların TL karşısındaki değeri yüzde 18 düştü. Peki o tarihten bu yana kur nedeniyle doğalgaza ve elektriğe yüzde 20 zam yapılmıştı. Şimdi milletimiz bu zammın biran önce geri alınmasını bekliyor.
TURBUN BÜYÜĞÜ HEYBEDE
Ucube saray rejimi bu ülkeye sadece saraylarıyla, uçan saraylarıyla, lüks arabalarıyla, efulileriyle, ejder sularıyla değil vergi artışlarıyla, zamlarla, delikli pula dönen Türk Lirasıyla ve sıçrayan faizlerle beraber geldi. Bu vergiler gösteriyor ki turpun büyüğü daha hala heybede saklanıyor. Vatandaşımızın daha başına gelecekler var. Bu ucube rejimin boyası 6 ay geçmeden dökülmüştür. Halka sıkıntıdan başka bir şey veremeyeceği artık anlaşılmıştır. Vakit geçirmeden milli iradenin tecelligahı Gazi Meclisimizin yönettiği gerçek bir parlamenter demokrasiye geçmek ve milletimizin sırtına abanan bu rejimden kurtulmak artık şarttır. Bunun da kapısı mahalli idare seçimlerinden geçmektedir. Bu bütçede emekliler yok, bu bütçede emeklilikte yaşa takılanlar yok, bu bütçede memurlar yok, bu bütçede asgari ücretli yok, bu bütçede çiftçi yok, bu bütçede esnaf yok. Varsa yoksa yandaşlarım ve faiz lobileri diyen bir bütçeyle karşı karşıyayız değerli basın mensupları.
BIRAKIN DEVLETİN HAZİNESİNİ, BAKKAL EMANET EDİLMEZ
Geçtiğimiz hafta uzun süredir dünya piyasalarına tahvil satıp borçlanamayan saray rejimi rahibi evine gönderip Trump’a ülkemizin itibarı üzerinden şov yaptırdıktan sonra uluslararası borç piyasalarına yeniden çıktı. Bu borcu alma yetkisi de Deutsche Bank’a, Goldman Sachs’a ve Societe Generale’ye verildi. Yani dışarıdan borç toplama yetkisi AKP Genel Başkanının bizi kıskandığını söylediği Almanlara, daha düne kadar bir Papaz için Papaz olduğumuz Amerikalılara ve Suriye’de bizimle değil, PYD ile iş tutan Fransızlara verildi. Sonrada saray damadı çıktı dedi ki, bu borçlanma çok başarılı geçti. Yılbaşında 10 yıllık tahvile yüzde 5,2 faiz ödeyen hazine şimdi çıkmış 5 yıllık tahvile yüzde 7,5 faiz ödüyor. Yani vade yarıya düşerken, faiz yüzde 44 artmış. Şimdi buna birileri çıkıp çok başarılı diyorsa bunu söyleyene bırakın devletin hazinesini bakkal dükkanı dahi emanet edilemez arkadaşlar. Sonrada sarayın damadı bu tabloyu göstererek diyor ki, kaynak bulamıyor diyenler umarım bu tahvil ihracıyla derslerini almıştır. Evet buradan alınması gereken dersler var. İlk dersi de damadın ve sarayın alması gerekiyor.
KİMSE GÖZÜNÜN YAŞINA BAKMAZ
İlk ders şu, ekonomiyi bu kadar dolara bağımlı hale getirirsen, doların ipini elinde tutan senin ipini de elinde tutar. Başta posta koymaya kalksan bile son noktada rahibi geri vermek zorunda kalırsın. İkinci ders ise şu, sen boyun eğip rahibi versen bile kimse gözünün yaşına bakmaz. İhtiyacın olan parayı sana tefeci faiziyle verir. Demek ki, yapılması gereken zamanında ekonomiyi bu kadar dış borca bağımlı hale getirmemekti. Sayın Bakan ders mi diyor, alsın bu dersi iyice bir ezber etsin.
BU REJİMLE MİLLETİN CEBİ BOŞALIYOR
Bir de son günlerde döviz kuru, faiz enflasyon biraz yükseldi ne var ki deyip yine dünyada ilk 10 ekonomi arasına girme hikayeleri anlatmaya başladılar. Böylelikle krizin üstünü örteceğiz sanki kriz yokmuş gibi davranacağız. Bunu yapmaya çalışanlara şunu söyleyeyim, rejiminiz Türkiye’yi 2019’da dünyanın en büyük 20 ekonomisi liginde 20. sıraya düşürüyor, sonuncu yapıyor yani. Halbuki iktidara ilk geldiğinizde Türk ekonomisi bu ligde 17. sıradaydı. Hatta sonra 14. sıralara kadar yükseldi şimdi 20. sıraya düşürdünüz. OVP’yi, Orta Vadeli Mali Planı, son olarak da bütçeyi Meclis’e geç teslim eden bu rejimin hızlı karar falan alamayacağı açıkça gözüküyor. Buna rağmen ortalarda yeniden diriliş, yeniden şahlanış dönemlerinden bahsetmeye başladık. Ben açık söyleyeyim, bu yönetimin böyle bir kabiliyeti olmadığı, hızlı karar alma kabiliyeti olmadığı, meselelere hızlı çözüm üretme kabiliyetinin olmadığı, varsa yoksa böyle bir rejimle, böyle bir tek adam parti devleti rejimiyle milletin cebinin her geçen gün biraz daha boşalacağı açıkça ortaya çıkıyor.
ANDIMIZIN NERESİNE KARŞILAR, AÇIKLASINLAR
Mevcut iktidarın FETÖ ve PKK terör örgütleriyle kol kola hareket ettiği bir dönemde bir yönetmelik çıkararak 1933’ten beri okunmakta olan andımızı kaldırdığını biliyoruz. 5 yıl sonra Danıştay bir sendikanın talebi üzerine bir karar aldı ve bu kararı iptal etti. Bazı AKP yöneticileri çıktılar ülkeyi Danıştay mı yönetecek mealinde açıklamalar yaptılar. Bunların kuvvetler ayrılığına, hukukun üstünlüğüne inanmadığını defalarca söyledik. İşlerine geldiği zaman bağımsız yarı deyip arkasına sığınıyorlar, işlerine gelmediği zaman yargı kararlarına demediklerini bırakmıyorlar. Danıştay neden var? Yürütmeyi denetlemek için var. Danıştay bunların yanlışlarını düzeltince hemen ayağa kalkıyorlar. Neden? Çünkü tek adam yanlış yapmaz, kendi kararından başkasını tanımaz. Tek adam rejimi budur.
Danıştay’ın bir kez daha hatırlattığı gibi Atatürk milliyetçiliğini esas alan andımız herhangi bir etnik kökeni dışlamaz, kimseyi ayrıştırmaz. Andımız ülke bütünlüğü içinde vatan, cumhuriyet ideallerini barındırır, saygı, sevgi kavramlarını içselleştirir, kalkınma hedefini simgeler. Şimdi eğer hukuk varsa andımız tüm okullarımızda yeniden okutulmaya başlanacak. Hiç unutulmasın büyük devletler gelenekleriyle yaşar. Ama beklediğimiz bir şey daha var. Madem bu kadar yaygara koparılıyor Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanı ve onun yöneticileri andımızın neresine karşı olduklarını çıkıp açıklamaları lazım. Bunu bekliyoruz.
KONSOLOSUN YURT DIŞINA ÇIKMASINA GÖZ YUMULDU
Son olarak ya da sondan bir evvel Suudi Gazeteci Cemal Kaşıkçı’yla ilgili durum artık netleşti. Suudi Arabistan’ın İstanbul’daki başkonsolosluğuna girdikten sonra bir daha kendisinden haber alınamayan Kaşıkçı’nın konsoloslukta öldürüldüğü, arkasından parçalara ayrıldığı, ondan sonrada cesedinin yok edildiği anlaşılıyor. Bu konuda Sayın Genel Başkanımız TBMM’de bir araştırma komisyonu kurulmasını veya Güvenlik Komisyonu’nun bu konuyla ilgili olarak özel toplanmasını, bu da olmazsa Meclis’te icranın meclis üyelerini aydınlatması için bu konuyla ilgili olarak gizli bir toplantı, kapalı bir toplantı yapmasını talep etti. Neden arkadaşlar? Çünkü bu mesele giderek karanlık bir hal alıyor. Cevaplanması gereken çok önemli sorular var. Yani mesela böyle bir olayın, böyle bir cinayetin odasında işlendiği söylenen konsolosun yurtdışına çıkmasına nasıl izin verildi? 1963 tarihli Viyana sözleşmesinin 41. maddesine göre konsolosluk memurlarının ağır suç halinde tutuklanmaları ve gözaltına alınmaları mümkün. Yani ülkesine kaçan konsolosun AKP Parti Sözcüsünün söylediği gibi dokunulmazlığı falan yoktur. Gitmesine de bilerek göz yumulmuştur.
BU NASIL AYMAZLIKTIR
Ancak bunu kadar ilginç olan sarayın başdanışmanının yazdığı yazı, söylediği sözler var. Türkiye bu olay nedeniyle dünyayı Suudilerin başına yıkmak yerine yine kraliyet ailesine dostluğunu gösterip olayı fazla deşelemeden aksine iyi niyetli adımlar atarak Kral Selman’a yardımcı oldu. Bu yüzden Kral Selman Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı arayıp teşekkür etti. Bu nasıl bir aymazlıktır? Senin ülkende bir gazeteci katlediliyor ve saray danışmanına göre Türkiye bu olayı deşelemeyip Suudi Krala yardımcı olur. Şimdi anladık ABD bu işi fazla büyütmek istemiyor neden? Çünkü işin ucunda ABD endüstrisinden 110 milyar dolarlık silah alımı var. Peki Türkiye neden bunu deşelemiyor? Milletimizin bilmediği hangi hesaplar var, niye Salı gününe kadar bunları cinayetle ilgili açıklama yapmak için bekliyorsunuz.
TRUMP’LA GÖRÜŞÜP ÖYLE AÇIKLIYOR
Siz 2012 yılında şu andaki kralın abisi olan kraldan TÜRGEV’e gelen 100 milyon dolarlık bağış aldınız, bu bağışı iade edin dedik onu da iade etmediniz yediniz bitirdiniz. Şimdi onun kardeşine karşı kişilikli bir tavır alıp alamayacağınızı sorgulamamızı tabi ki milletimiz bizden bekliyor. Biz de bu soruyu size soruyoruz. Salı gününe kadar bekleyip bugüne kadar milletimize açıklamadığınız nedir? Neden bu açıklamayı ABD Başkanı Trump’la görüşme yaptıktan sonra gerçekleştiriyorsunuz? Neden Suudi Arabistan’ın Türkiye’ye gönderdiği kişilerin ve konsolosun elini, kolunu sallayarak bu ülkeden ayrılmalarına izin verdiniz bunları bir açıklayın.
GENEL BAŞKANIMIZ İÇERİDE YÜZÜNÜZE NE SÖYLEDİYSE ORADA DA ONU SÖYLEDİ
Son olarak Sayın Genel Başkanımızın İngiltere ziyaretiyle ilgili bazı bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu ziyaretin omurgası The Oxford Union’daki konuşmaydı. Oxford Union’dan Genel Başkanımız bir davet almıştı böyle bir konuşma yapmak için. Oxford Union ya da Oxford Topluluğu çok önemli bir kurum. Dünyanın en eski münazara topluluklarından bir tanesi. Eski İngiliz Başbakanlarından Macmillan batı dünyası zor günler yaşarken ifade özgürlüğünün son kalesi demiş Oxford Topluluğu için. Bu kurum daha önce Amerikan Cumhurbaşkanlarını, Amerikan Dışişleri Bakanlarını, Benazir Butto’yu, Gandi’yi, Einstein’ı konuşmacı olarak davet etmiş, konuşturmuş olan bu kurum Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu da davet etti. Davet ederken de Ankara’dan İstanbul’a Sayın Genel Başkanımızın yapmış olduğu 450 kilometrelik adalet yürüyüşüne dikkat çekti. Sayın Genel Başkanımız buradaki konuşmasında Türkiye’deki demokrasinin durumunu anlattı.
Baktım bugün yine Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkanı bundan çok rahatsız olmuş. Bizi diyor dışarıya ihbar ediyor. Hayır. Genel Başkanımız içerde sizin yüzünüze ne söylüyorsa dışarıda da aynısını söylüyor. Bu toplantıda Genel Başkanımız Atatürk’ün cumhuriyet kimsesizlerin kimsesidir sözlerine referans vererek CHP’nin tüm susturulanların sesi olduğunu da ifade etti. İngiliz hükümetinin AB Bakanıyla, İşçi Partisinin gölge Dışişleri Bakanıyla temas ettik. Akşam da İngiltere’nin önde gelen gazetecileriyle bir yemek yedik. Burada da işte Suudi Gazeteci Kaşıkçı’nın durumu en öne çıkan mesele oldu. Onun dışında yaklaşan yerel seçimlerle ilgili sorular vardı. Suriye’de yaşanan süreçle ilgili değerlendirmeler istendi ve de o ülkenin en önemli sorularından biri haline gelen, en sonunda biz yola çıkarken yaklaşık 670 bin kişinin katıldığı bir mitingle sorun olduğunun ortaya konduğu Brexit süreciyle ilgili değerlendirmeleri de yapma imkanını bulduk.
Benim bugün söyleyeceklerim bu kadar. Sizlerin soruları varsa o sorulara cevap vereyim.
Soru- Efendim yine Cumhurbaşkanının bugünkü konuşmasından bir cümle söyleyeceğim yine CHP’yi hedef alarak. Bölücü terör örgütleriyle kirli ittifak görüşmeleri boşuna değil, teröristlere çiçek atıyorlar, Suriyeli muhacirlere dil uzatıyorlar. Sayın Kılıçdaroğlu’nu hedef alarak sen muhacir nedir bilmezsin dedi. Yine CHP’yi bölücü terör örgütleriyle ittifak yapmakla eleştirdi. Buna ne demek istersiniz?
Faik ÖZTRAK- Adalet ve Kalkınma Partisi’nin Genel Başkanı sıkıştıkça on parmağında on kara Cumhuriyet Halk Partisi’ne sürmeye çalışıyor. Bölücü terör örgütleriyle Oslo’da görüşme yapanların, terör örgütlerine ne istediniz de vermedik diyenlerin kalkıp şimdi Cumhuriyet Halk Partisi’ne terör örgütleriyle işbirliği yapıyorsunuz diye suçlamasının kıymeti harbiyesi yoktur. Cumhuriyet Halk Partisiyle terör yan yana getirilemeyecek, taban tabana zıt iki tane kavramdır. Biz ne terörle, ne de terörle arasına mesafe koyamayan oluşumlarla hiçbir işbirliği ve müzakere içine girmeyiz.
Cumhuriyet Halk Partisine olarak bizim tutumumuz son derece net. Bizim talebimiz şudur, biz Ensar’ı da biliriz, muhaciri de biliriz. Ama burada mesele bu işin Türkiye’nin taşıyamayacağı boyutlara ulaşması Türk milletinin sırtında ciddi bir yük haline gelmesine rağmen bir çözüm üretilmemesi, bir çözüm üretilememesi meselesidir. Şurada varız, burada varız, bu çözümü alıyoruz ama baktığınız zaman sonuç itibariyle biz Suriye’den Türkiye’ye gelen 4 milyonu aşmış insanlar için 32 milyar dolar harcama yapıyoruz. Bu ülkenin bu kadar büyük bir takati yok, milletimiz sıkıntıda. Dolayısıyla bu konunun biran önce çözülmesini, Suriye’ye barış gelmesini, bizim ülkemize gelen Suriyeliler için güvenli bir ortam oluşturulmasını ve bu insanların kendi doğdukları, büyüdükleri vatanlarına geri dönmelerini sağlayacak düzenlemeleri bu iktidardan bekliyoruz ama öyle görünüyor ki bu iktidar ve saray bu işin sadece edebiyatını ve propagandasını yapmaya niyetli, bu işi çözmeye niyetli değil.
Soru- Efendim Mansur Yavaş’ın ismi yine gündeme geldi, bugün bir gazetede de yer aldı. İYİ Partinin Mansur Yavaş’ı Ankara’dan aday göstereceği ve Cumhuriyet Halk Partisinin de bu konuda İYİ Partiyi destekleyeceği noktasında bir iddia vardı gazetede. Değerlendirmeniz olacak mı?
Faik ÖZTRAK- Şimdi arkadaşlar, bu yerel yönetim mahalli idare seçimleri yaklaştıkça bu konuyla ilgili iddialarda artıyor. Ancak bu konu MYK’mızın gündeminde yoktu.
Soru- Efendim AK Parti’yle MHP arasında af konusunda bir gerilim var takip etmişsinizdir. Bugün Sayın Bahçeli’nin twitter hesabı üzerinden eleştirileri vardı. Ömer Çelik’ten de yanıt geldi. Nasıl değerlendiriyorsunuz bu tartışmayı, af konusundaki gerilimi?
Faik ÖZTRAK- Yani bu ittifakın kendi iç meselesi. Öyle görünüyor ki bazı konularda ortaya ciddi görüş ayrılıkları çıkıyor. Bu konuyla ilgili olarak tarafların yaklaşımları ne olacak biz de seyrediyoruz ne olacağını.
Soru- Efendim Suriyelilerle ilgili 32 milyar harcadık dediniz. Buna bir ek yapacağım, hafta sonu Mevlüt Çavuşoğlu Dışişleri Bakanı 32 milyar dolar harcadık, bu 32 milyar dolar bankamızda olsaydı ve ekonomimiz bu kadar bu sıkıntılardan etkilenmezdi, bu kadar kriz yaşamayabilirdik dedi. Bunu nasıl değerlendireceksiniz?
Faik ÖZTRAK- 32 milyar dolar kasada olsaydı yani 32 milyar dolar daha az borçlanmış olsalardı ya da 32 milyar dolar gelir yaratarak bunu finanse etmiş olsalardı dedikleri doğru olurdu. Ama şimdi ülkeyi borca batıranların, ülkeyi sıcak paraya mahkum edenlerin ekonomiyi dolar kolik hale getirenlerin keşke kasamızda 32 milyar dolarımız olsaydı ülke bu hale gelmezdi deme hakları yok. 32 milyar dolar kasamızda olsaydı bunlar yine ilave 32 milyar dolar daha borçlanırlardı. Çünkü bunlar faiz lobilerini çok seviyorlar. Faiz lobilerine her türlü imkanı vermek istiyorlar. Onun için de bu borçlanmayı yine yaparlardı.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.