Uluslararası İlişkilerde Narkoz

 

Alaeddin Yalçınkaya

Mete Gündoğan’ın NARKOZ adlı eserinin 8. baskısını okuyabildim. Kapaktaki açıklama kitabın özeti sayılır: “Amerikan Başkanı Wilson’un bile ‘Bundan sonra hiçbir hükümet ne Rothschild ne de Rockefeller’ın sözünün dışına çıkabilir’ diye itirafta bulunmasına sebep olan günümüz küresel sömürü düzeninin nasıl kurulduğunun öyküsü…”

Para-ekonomi-uluslararası ilişkiler kapsamındaki kirli bağlantılar, kitapta özetlenmiştir. Dünyayı, para politikalarıyla kıskaca alan, hemen tamamı Yahudi bankerlerin oluşturduğu grubun, pek sahnede görünmeden bütün ülkeleri “bağımsız” merkez bankaları üzerinden terbiye ettikleri sır değil. Bankacılık sistemi üzerinden devletin ve halkın nasıl soyulduğu da bir bakıma rahmetli Güngör Uras üslubu ile anlatılır. “Hazinenin borçlanma senedi ihracı” adıyla devletin geleceğini “ihracat” adı üzerinden narkozlayarak sattığını yeni farkettim. Halbuki ihraç demek, devletin ve halkın üreterek satması, dolayısıyla hazineyi zenginleştirmesidir. Burada ise gelecek ipotek altına alınır.. Merkez bankalarının üst kuruluşu (Uluslararası Ödemeler Bankası) ve dünya ticaret aracı ABD dolarını basan ve yöneten bankerler grubu (ABD Merkez Bankası!) piramidinin üstüne çıktıkça sayısı azalan Yahudi aileler olduğunu bilmeyen yok. Uluslararası Ödemeler Bankası’nın bulunduğu İsviçre, Basel’in, aynı zamanda ilk dünya siyonist kongresinin toplandığı şehir olması da tesadüf değil.

Buna karşın ekonomik veya finansal krizler, borsalardaki dalgalanmalar, kısa sürede değişen petrol fiyatları, bir kaç ay içinde çöken ülke ekonomileri, son aylarda ülkemizde yaşanan döviz kuru faciaları, iktisat bilimi açısından –narkozlanmış olarak- yorumlanmaya çalışılır. Uluslararası üne sahip ekonomi uzmanları, aslında her operasyonda servetine servet katan tepedeki bir kaç kişinin kararları veya tercihleriyle ortaya çıkan sonuçlara, siyasi, ideolojik, emperyalist, hedef ülkeyi terbiye etme gibi “komplo teorilerine” başvurmadan, kısaca tatlı su bilimi çerçevesinde ne kadar açıklama getirirlerse o kadar saygınlıkları, rütbeleri, dereceleri yükselir. Narkozlanmış ekonomistler, sözkonusu soygunu, bilimsel kavramlarla “ekonominin gereği” olarak sunabildiği, vurgunu ve soygunu gözlerden kaçırdığı oranda kendilerine büyük kapılar açılır; Nobel ödülü dahi alabilirler.

Kur dalgalanmalarının ekonomimizdeki tahribatı yıllarca sürebilir. Suriye iç savaşı ile başlayan, Trump ile yükselen, nihayet papaz ile dönüşü olmayan yola giren ABD-Türkiye krizinin TL’yi bu derece vurmasını uzmanlar binbir dereden su getirerek açıklarlar. Doğrusu  kendine yeten yedi ülkeden biri iken eti, buğdayı, nohutu, samanı nasıl ithal eder hale geldiğimizin bunda etkisi vardır ve sorgulanmalıdır. Tarım ve hayvancılığı çökertirken başka ülkelerden madalya alanlar, kesinlikle yargılanmalıdır. Şeker pancarı ekimi sınırlandırılırken Amerikan şirketlerinin ithal mısırla şeker üretmeleri gözden geçirilmeldir. Özelleştirilen şeker fabrikalarının kesinlikle kapatılmaması, şeker pancarı ekiminin ve fabrika üretim kapasitelerinin on beş yıl önceki seviyelerine ve onun üzerine çıkarılması zorunludur. Yaklaşık 430 bin aile tütünden ekmek yerken bunun 35 bine düşürülmesi, hiç kullanılmaması gereken sigara tüketiminin artmasıyla piyasayı ele geçiren Amerikan sigara ve tütünü, masaya yatırılmalıdır. Sebze, meyve, hububat ve hayvancılıkta üretimi cezalandıran politikalardan geç de olsa dönüş başlamıştır. Çünkü dövizi yutan, fırlatan kalemlerin başında bunlar vardır. Dış ticaret açığındaki diğer kalemler için de benzer değerlendirmeler sözkonusudur. Ancak yıllardır yaşanan bu yanlışlara karşın TL’nin dolar karşısında birkaç ayda yarı yarıya değer kaybetmesini “piyasaların gereği” olarak sunmak, narkozlanmak demektir.

Finansal uzmanların, piramitin üstündekilerin tercihiyle piyasanın yönlendirildiğini çok iyi bildiklerinde şüphe yok. Ancak alınan “terbiye” gereği asıl sorumluyu gizlemek, bilimsellik demektir. Bu noktada sözkonusu uzmanlara ister narkozcu ister narkozlanmış diyebilirsiniz. Dedesi haham olan Maks’ın dünya ekonomisini, siyasetini, savaşlarını yöneten bu üst gruba karşı isyanı, kendisinin ateist olmasına yol açmıştır.

Bu çevrelerin ideolojik kaygılarına, ekonomik çıkarlarına, asırları aşan hedeflerine göre aldığı kararları kınamakla da bir yere varamayız. Fakat bu tür para çaylaklarının mevcut ve muhtemel saldırılarına karşı evimizi, bahçemizi, yurdumuzu sağlam yapmak, tedbirli olmak görevimiz vardır.

Mete Gündoğan, kitabında ekonomik alandaki sömürü sorgulanmadan, ekonomilerin çöküşünü sağlayan finansal devlerin “bilimsel” kavramlarla narkozlanarak nasıl gizlendiklerini anlatır. Benzer narkozun uluslararası politikada, kültürde, sanatta, sporda, eğitimde, sağlıkta, hukukta ve diğer alanlarda da toplumumuzu, kurumlarımızı, eğitim sistemimizi, akademik camiamızı kuşattığının farkında mıyız? Herkes kendi alanına dikkatle baktığından bu narkozun ne derece etkili olduğunu görecektir. Sistem, kurum, komplo teorisi gibi bahanelere sığınmadan buna karşı herkesi uyandırmak görevimizdir.

Ortadoğu politikalarına yön veren Siyonist-Evangelist-Emperyalist işbirliğinin nihai hedefi ile stratejiler ve uygulamalar, bütün çıplaklığıyla ortadadır. Buna karşın 2018 itibariyle önde gelen terör örgütlerini, CIA-MOSSAD ve diğer istihbarat teşkilatlarından bağımsızmış gibi değerlendirenlere, organik ilişkileri bir türlü görmek istemeyenlere şaşarım. Hemen her aşamadaki silah, para, politik destek, eleman temini gibi katkıları çok iyi bilindiği, bağlantılara günlük bültenlerden ulaşılabildiğ halde bu terör örgütlerinin faaliyetlerinden İsrail veya ABD’yi sorumlu tutmaktan korkan veya bunu düşünemeyenleri narkozlanmışlığın ötesinde bitkisel hayatta, hatta komada kabul etmek gerek.

Bu aşamada iyneyi de kendimize batıralım: ABD’nin teşvik ve işbirliğiyle ÖSO’yu kurup faaliyete geçirmemizden sonra diğer terör örgütlerinin kurulmasının yolu açılmış ve Suriye’de halen süren katliam, zulüm, yıkım başlamıştır. Bu sürecin başlangıcı, Ankara-Şam kopukluğudur. Piramitin tepesinde bulunanların hesaplarını altüst edecek çıkış, bu kopukluğun bitmesidir. İdlip konusundaki endişelerin, Rusya üzerinde Şam’a ulaştırılması, diplomatik zavallılıktır. Halbuki Rusya ve İran’ın, Suriye politikalarını Ankara üzerinden yürütmesi aşamasına gelmiştik. Bu kapsamda “Esad, halkını öldürüyor” narkozundan uyanmanın zamanı geldi, geçiyor! Daha fazla insanın ölmesi, daha fazla Suriye vatandaşının Türkiye kapılarına dayanmasını önlemek için bu narkozun etkisinden kurtulacak formüller aranıyor!

Öncevatan, 04.09.2018

[email protected]

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.