SURİYE, BİR CİHAN DEPREMİ (2) “TRUMP”

SURİYE, BİR CİHAN DEPREMİ (2)
“TRUMP”

Televizyon programındaki türkücü biraz sonra sahneye gelecek olan konuğunu tanıtırken kameraların karşısına geçip; “O bir falan”, “O bir filan”, “O bir feşmekân” diyor ya…
Trump da işte aynen öyle.
“O bir fenomen”.
“O bir fanatik”.
“O bir megaloman”.
“O bir kibir, endişe, korku, büyüklük, servet, görmemişlik, görgüsüzlük kumkuması”…
“Cowboy”ların, çobanların, sığır çobanlarının dünyasında yaşıyoruz.
28 Şubat 2018 tarihli “SIĞIR ÇOBANI” yazımızda şöyle demişiz;
“Başrolde ‘Önce Amerika’ diyen ‘Başkan’ var.
Trump’ın beden sağlığı gayet iyi görünüyor.
Her yerde, her kanalda, her konuda, her dakika, her fırsattan istifade konuşuyor. Ağzını büzüyor, üslûbu kulak tırmalıyor, kollarını kaldırıyor, sonunda da hep kendini alkışlıyor.
Yavaş, aksak, acayip bir tempoyla alkışlıyor.
Kendini alkışlıyor.
Alkışına bitiyorum.
Karşısındakiler de o tempoya kapılıp aynı saçma tempoyla alkış tutuyorlar.
Kimi alkışlıyorlar, neyi, neden alkışlıyorlar?
‘Başkan’ hiç yorulmuyor, çat orada-çat burada-çat kapı arkasında.
Bir gün önce söylediğinin tam tersini hiç sıkılmadan ertesi gün değiştiriyor. ‘Önce Amerika’ diyor ama sonra ‘Tek başına Amerika demedim’ diyor.
Üst düzey yöneticiler birbiri ardına istifa ediyor, kimseyle geçinemiyor, CIA, FBI gibi güvenlik bürokrasisiyle problemleri var”.

SIĞIR ÇOBANI


24 saat ekranlarda. Tahsilinin seviyesini bilmiyorum ama her konuda bilgi sahibi.
Amerika’yla sınırlı kalmıyor, uzak yakın her ülkeye “bulaşıyor”.
“İçeride ve dışarıda herkesle kavgalı. Kavgadan, krizden nemalanıyor. Rahat, huzur batıyor. Kriz yaratarak gündem oluyor, gündemi belirliyor, gündemden hiç düşmüyor”.
“İsrail’in bağımsızlığının 70’inci yıldönümü olan 14 Mayıs’ta ABD Büyükelçiliğinin Kudüs’e taşınacağını” söyleyip pimi çekilmiş bombayı Gazze’ye atıyor.
O “bomba”dan sonra bugüne kadar İsrail askerleri tarafından öldürülen Filistinlilerin sayısı 40’a yaklaşıyor.
Sisi ve Selman’la Riyad’da “yerküreye” el koyuyor.
Beceriyor, Yahudi damadının “derin diplomatik” çabalarıyla Arap ve Müslüman dünyasını bölüyor. Suudiler, İsrail’in müttefiki oluyor. 4 Arap ülkesi Katar’a ambargo uyguluyor.
“Kuzey Kore’ye karşı gelmiş geçmiş en büyük yaptırımları uygulayacaklarını” söylüyor; Çin, Hong Kong, Tayvan ve Singapur’a ambargo uyguluyor.
Dünya’ya çelik vergisi koyuyor.
Kuzey Kore ile Rusya ile savaşın eşiğine geliyor; yeni icat ettiği “diplomatik kanal” olan twitter’de Kim Jong Un’a ve Putin’e kavgada söylenmeyecek sözler söylüyor.
Suriye’ye bir ay twitter’den füze atıyor.
Dilinin adabı, ölçüsü yok. Muhataplarına, bir devlet başkanına yakışmayan kelimelerle hitap ediyor; “Hayvan” diyor, “manyak” diyor.
Kendisi hakkında en güzel yorumu Rusya ve görevden aldığı FBI eski Başkanı Comey yaptı.
Rusya Başbakan Yardımcısı Arkadiy Dvorkoviç, Krasnoyarsk Ekonomi Forumu’nda yaptığı açıklamada ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye ve Rusya’ya ilişkin attığı tweet’lerle ilgili konuşurken “Ülkelerin ilişkilerinin bir kişinin sabah kalktığındaki ruh haline bağlı olmaması gerektiğini, Rusya’nın üzerine böyle riskleri almaya hazır olmadığını” söyledi.
FBI eski başkanı James Comey de Trump’la ilgili yazdığı kitabından bahsederken “Başkan Trump’ı etiksiz, gerçeklerle alakası olmayan biri” olarak tanımladı ve “egosunun esiri bir mafya babası”na benzetti.
Kitapta neler yok ki!
20 Ocak 2017’de başkanlık koltuğuna oturmasından bir hafta önce Trump’ın seks kasetlerinin Rusya’nın elinde olduğu ve Rusya’da seks işçileriyle parti yaptığı; Putin’in kendisine “Dünya’nın en güzel fahişeleri bizde” dediği, “en hafif dedikodular”.
Trump Tower’ın eski kapıcısının, Trump’ın geçmişte temizlikçisinden bir ‘aşk çocuğu’ olduğuna dair iddiası da National Enquirer’ da ortaya çıktı.
Ve işte dünyayı alt üst edecek olan nükleer düğmeler böyle bir adamın masasında, parmaklarının ucunda, iki dudağının arasında.
“Sabahki ruh hali”nin esiri olan bir “egoist mafya babası”nın…
Bu ölçüde dengesiz birisine; ülkesini, bölgesini, dünyayı alt-üst edecek sınırsız yetkiler verilebilir mi?
Verilmeli mi?
Suriye savaşını, tabletle oynayan çocuklar gibi tweet’lerle idare ediyor, bir gün önce yazdığını ertesi gün yalanlıyor, Pentagon “zaten öyle bir şey yoktu” diyor.
Trump’ın “Suriye’deki sinir gazı” çıkışı, Baba Bush’un Irak savaşına benziyor…
Hatırlayın, İngiltere eski Başbakanı Gordon Brown; ABD’nin Irak konusunda tüm dünyayı kandırdığını, Bush yönetimindeki ABD’nin Saddam’ın kitle imha silahına sahip olduğu yalanını ortaya attığını, zaten eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’in de bunu itiraf ettiğini söylememiş miydi?
Şimdi Suriye füzelerinde de yine en yakın müttefiki aynı İngiltere.
Trump noktayı koyuyor, İsrail’in bağımsızlığının 70. yılını kutlarken; “Hiçbir yerde daha iyi bir arkadaşımız yok” diyor.
Cümle stratejik ortak ve müttefiklere kapak olsun.
Vakti zamanında Öcalan’ın, “asılmamak koşulu” ve ileride “gerektiği şekilde kullanılmak” plânı/düşüncesiyle “ne/ler karşılığında” Türkiye’ye teslim edilmiş olduğunu hatırlıyor musunuz?
Acaba yukarıda halet-i ruhîyesini etraflıca anlattığımız Trump’dan, benzer koşullarda yeni bir “paket” beklenebilir mi?
Ne/ler karşılığında?
İmralı’nın nüfusu artacak mı dersiniz?23 Nisan 2018

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.