Ana sayfa Yazarlar Prof. Dr. A. Yalçınkaya

Salih Müslim’den Hocalı Soykırımcılarına

Salih Müslim’den Hocalı Soykırımcılarına

Prof.Dr. Alaeddin Yalçınkaya

Salih Müslim, Suriye iç savaşı sürecinde işbirliği konusunda Ankara’da kabul edilmişse de bugün ABD ile birlikte terör örgütü yöneticisi konumuna gelmiştir. Ülkemizdeki bazı saldırıların sorumlusu olarak hakkında tutuklama kararı verilmiş ve birkaç günlüğüne Çekya’da tutuklu kalmıştır. Halen Almanya’da olduğu tespit edilmiş olup tutuklanarak Türkiye’de yargılanmak üzere gönderilmesi yolunda gerekli girişimler başlatılmıştır.

Belirtmek gerekir ki patlamalardan sonra yapılan araştırmalar neticesinde Müslim’in sorumlu olduğu sonucuna varılmış ancak yargılama tamamlanmamıştır. Bununla beraber mevcut deliller, tutuklanarak Türk yargısına teslimi için yeterli olduğu sonucuna varılmıştır. Gerek Çekya’da serbest bırakılması, gerekse Almanya’nın veya başka bir ülkenin Türkiye’ye gönderilmesini uygun görmemesinin, siyasi yanında hukuki gerekçeleri olabilir. Bu bağlamda sözkonusu delillerin talepleri karşılamaya yeterli olmadığına hükmedilebilir. Bizce daha da önemlisi ülkemizde bazı liderlerin zaman zaman idam cezası yönündeki söylemleri, Avrupa hukuku dikkate alındığında Türkiye’ye teslimi engelleyen önemli bir gerekçe olabilir. Seçim sath-ı mailine girdiğimiz bu dönemde, yurt dışındaki teröristlerin ve diğer suçluların Türkiye’ye tesliminin engellenmesini istemeyen politikacıların idam cezasını gündeme getirmemeleri gerekmektedir. Aksi takdirde meydanlar heyecanlandırılabilir, ancak bu öngörüsüz çıkışlar firari hainler için kurtuluş gerekçesi oluyor, olacaktır.

Salih Müslim’in birkaç günlüğüne de olsa Çekya’da tutuklu kalması, bundan sonra her bir adımdan önce bin kere muhasebe yapmasını zorunlu kılacaktır. Dışarıda geçirdiği her gün, beş yıldızlı otellerde kaldığı her gece hapishane odalarından daha sıkıntılı olacaktır. Belki de sırf bu yüzden Türkiye ile işbirliği yapmak, terörist faaliyetlere son vermek zorunda kalacaktır. Tıpkı Mavi Marmara katliamından sonra Türk mahkemelerinde açılan davalarda bazı İsraillilerin tutuklanma kararı üzerine İsrail’in Türkiye ile uzlaşma yolunu seçmesi ve bu süreçte yargılamaların durdurulmasını talep etmesi gibi.

26 Şubat, Hocalı Soykırımı’nın sene-i devriyesidir. Birçok kurumda bu konuda toplantılar yapıldı, insanı insanlığından utandıracak fotoğraflar paylaşıldı, yapılan zulümler, vahşetler, tecavüzler anlatıldı. Bu kapsamda Azerbaycan’ın aynı zamanda Avrupa Konseyi’ndeki milletvekili Ganire Paşayeva, Türkiye’deki bir konuşmasında “Uluslararası Hukuk çökmüştür” dedi.

Haluk Selvi’nin yönettiği “Tarih Ne Söyler” programında ayrıntılı olarak ele aldığımız gibi Hocalı Soykırımı sözkonusu olduğunda “Uluslararası Hukuk çökmüştür” tezini kabul etmek mümkün değildir. Elbette iç hukukta olduğu gibi Uluslararası Hukuk’ta da önemli sorunlar sözkonusudur. Batının İslamofobi hissiyatı bunun temelini oluşturmaktadır. Ancak örneklere bakıldığında Uluslararası Hukuk’un birçok alanda toplum vicdanını rahatlatacak, kısmen de olsa “adalet yerini buldu” dememize yol açacak faaliyetleri sözkonusudur. Aralık 2017 itibariyle görevini tamamlayan Eski Yugoslavya Savaş Suçları Mahkemesi onlarca Sırp ve Hırvat soykırımcıyı ve diğer savaş suçlusunu müebbet veya ağır hapis cezasına çarptırmış, bazıları zindanda hayatını kaybetmiştir. Son duruşmada Hırvat generalin zehir içerek hayatına son vermesi, aslında mahkemenin görevini bir nebzecik de olsa yerine getirdiğinin sembolleşen delilidir. Lahye’de mahkumiyet kararlarının ilanıyla mağdur Boşnaklar ve yakınları “bir parça adalet yerini buldu” slognalarıyla sevinç gösterileri yapmıştır.

Belirtmek gerekir ki Aliya İzzetbegoviç liderliğindeki Bosna Hersek Müslümanları, cânilere karşı ulusal ve uluslararası mahkemelerde Azerbaycanlılardan daha güçlü durumda değildi. Sırpların da hamisi Rusya olduğu, Avrupa’nın ortasında Müslüman bir devlete karşı tahammülsüzlük çok daha güçlü olduğu halde, BM tarihinde bir ilk olarak böyle bir mahkeme kurulmuş, suçluların önemli bir kısmı cezalandırılmıştır. Ruanda Savaş Suçları Mahkemesi ve Uluslararası Ceza Mahkemesi daha sonra kurulmuştur. Azerbaycan’ın önünde lehine olacak zengin kurumlaşma ve içtihatlar bulunmaktadır ki bunu iyi bir hukukçu ordusuyla ustaca kullababilir.

Uluslararası Hukuk, soykırımın gerçekleştiği bir ülkede soykırım sanıklarını yargılama görevini öncelikle o ülkenin yargısına vermektedir. Halbuki Bosna Hersek’te mahkeme görevlileri de önemli ölçüde Sırplardan ve Hırvatlardan oluşmakta idi. Azerbaycan’ın ise böyle bir sorunu olmayıp bütün dünya ile paylaştığı fotoğraflar, soykırım mağdurlarının yakınları, şahitleri, bizzat soykırımı işleyenlerin itirafları gibi her açıdan devler gibi dava malzemesine sahiptir. Bunlardan bir tanesinde dahi yüzlerce soykırımcı Ermeni’nin ve Rusun Interpol aracılığıyla tutuklanmasına yetecek materyaller vardır. Halen Azerbaycan’da yaşayan bir milyon civarındaki Kaçkının bulunduğu yerde açacağı davada ara karar olarak sözkonusu soykırımcıların tutuklanarak yargıya teslim edilmesini istemeleri mümkündür. Başta Hocalı Savcısı (halen Bakü’de ikamet etmesi gerek) olmak üzere çeşitli kademelerdeki savcıların da bu yönde re’sen dava açarak bu katillerin, tecavüzcülerin, canilerin tutuklanması yönünde karar vermeleri, bu kararların usulüne göre Interpole ulaştırılması gerekmektedir. Azerbaycan ulusal mahkemelerin hiç de masraflı olmayacak bu yargılama süreçleriyle oluşturacakları dosyalar, uluslararası mahkemeler için hareket noktası olacakaktır. Ancak Soykırım Sözleşmesi’nin verdiği görevin öncelikle Bakü savcı ve hakimleri tarafından yerine getirilmesi gerekmektedir.

Hocalı Soykırımı’ının 26. yılını acılarla yaşanırken hayatta kalan Ermeni ve Rus soykırımcılar, dünyanın her tarafında rahatça dolaşabiliyorsa, hatta bir kısmı devletin en üst kademelerinde oturabiliyorsa bunda Azerbaycan yargısının kusuru bulunmaktadır. Bayan Paşayeva’nın “Uluslararası Hukuk çöktü” hükmünden önce bu hukukun Azerbaycan yargısına verdiği görevi hatırlatması, bunun gereği için girişimde bulunması gerekmektedir.  Bilinen hukuk ilkeleri, bu görevi yerine getirmeyen savcıların ve diğer sorumluların, soykırımcılar gibi yargılanması gerektiğini söyler. Muhtemelen bunun da zamanı gelecektir.

Bu gerçekleri dile getirmemin sebebi, Azerbaycanlı kardeşlerimizin yarasını kurcalamak değil fakat insanlığın yüzkarası katillerin, mütecavizlerin, vahşilerin bir an önce tutuklanıp cezalarını çekmesi; en azından Salih Müslim’in yaşamaya başladığı sıkıntıları kısmen de olsa tatmaları için gereken adımların atılmasını sağlamak içindir. Sözkonusu canilerin yaptıklarının yanına kâr kalması, geride kalan mağdurların, kaçkınların acılarını artırarak beslemektedir.

Azerbaycan yargısının bu yönde aldığı ve alacağı kararlar da gümbür gümbür dünyaya ve Türkiye’ye duyurulmalıdır. Biz de bu kararları iletelim, duyuralım, paylaşalım, gereği için üzerimize düşeni yapalım. İsimleri bilinen ve haklarında İnterpol üzerinden tutuklama kararı çıkarılanların adım adım izlenmesi için Türkiye’den ve diğer ülkelerden yardım etmesini de isteyelim. Bilvesile Hocalı mağdurlarına rahmet dilerken geride kalanların bir an önce yurtlarına dönmeleri, acılarının ve mağduriyetlerinin dinmesi temennisiyle.

Öncevatan, 12.03.2018

[email protected]

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here