Kategoriler
Bülent ESİNOĞLU

2000 askerimizi Afganistan’da unuttuk mu?

Bülent ESİNOĞLU

Afganistan’daki Amerikan askeri varlığı 2001 yılından beri sürüyor. İki bin Türk askeri de ABD yönetiminde, sözde NATO’ya hizmet ediyor.

ABD’nin, bölgemizde, teröre verdiği destekten ötürü halkımız çok öfkelidir. Kanaat önderleri zaman zaman İncirlik Üssünün Amerika’ya kapatılması için öneride bulunuyorlar. (Eskiden solcular İncirlik Kapatılsın dediğinde hapse giriyorlardı)

Kürecik’te kurulu Amerikan Radarları tüm Doğu Akdeniz’i ve Suriye’yi gözetleyebiliyor.

PKK’ya asıl istihbaratı sağlayan Kürecik Radar üssünün farkında mıyız?

Asıl benim çok hayretime giden, Afganistan’daki 2000 Türk askerinin ABD’ye hizmet ediyor olmasıdır. 16 yıldır, ABD ordusuna hizmet etmek, oradaki Müslümanların ABD tarafından katline destek vermiş olmak anlamına gelmiyor mu?

Amerika tarafından Türkiye’ye yöneltilen tehditler gittikçe artıyor.

ABD yetkililerinin söylemlerini bir tarafa koysak bile, somut gelişmeleri ve tehditleri yok sayamayız.

Amerika Kıbrıs’tan da silah gösterdi. 6. FİLO Doğu Akdeniz’e geldi.

Suriye’nin kuzeyinde DAEŞ ile savaşıyor diye, PKK/PYD’ye verdiği desteğin artık yenilir yutulur tarafı kalmamıştır.

ABD Türkiye’ye, Suriye’den iki türlü tehdit gösteriyor. Birincisi PKK’ya destek, ikincisi ise, sen(Türkiye) Rusya ile birlikte olursan, seni de Rusya’yı da bertaraf ederim.

Zaten Türkiye Rusya birlikteliği Amerikan tarafı için felaket niteliğindedir.

Askeri ambargonun olduğunu bilmeyen yok. Üstüne bir de çelik ilave edilecek.

Bugün sabahtan itibaren, “sıcak paranın” önünü kesmek için Kredi Değerlendirme Kuruluşu MOODY’S de kredi notumuzu düşürdü. Sebep olarak da aşırı borçların ödeneme riskine bağladı.

Anlayacağımız kredi maliyetleri artacak. Yüksek faizi ödemek için daha fazla çalışmak zorunda kalacağız.

Üretim ekonomisine geçelim, aşırı sıcak para bağımlılığından kurtulalım dediğimiz de, aval aval yüzümüze bakanlar, acaba şimdi, hangi yalanlarla karşımıza çıkıp, bu bağımlılığın sürmesinden yana açıklamalar yapacak?

Ekonomik tetikçiliğin en az Tom Hawk füzesi kadar etkili olduğunu düşünürsek, geriye kalan 14 şeker fabrikasını da satarak, çok uluslu şirketlere bağımlılığımızın daha da artacağını bilmeliyiz.

Şeker fabrikalarını Cargill’e satmak demek, çok uluslu şirketlere biraz daha bağımlı kalmak anlamındadır. Şantaja daha açık olmak anlamındadır. Cargill’i Türkiye’ye sokmak için yedi mahkeme kararını üç Meclis kararı ile yok etmiştik.

Anlaşılan odur ki; Batılı çokuluslu şirketlerle ne kadar çok iç içe olursak, şantaja da o kadar açık olacağız demektir.

Çokuluslu şirketlerle entegre olmak yok olmak anlamındadır.

Şeker ulusal pazarımızı tümden çok uluslu şirketlere terk etmeyelim.

8.3.2018, bulentesinoglu@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.