Kategoriler
Prof. Dr. A. Yalçınkaya

İsrail’in Çatışma ve Terör İhtiyacı

İsrail’in Çatışma ve Terör İhtiyacı

Prof.Dr. Alaeddin Yalçınkaya

Trump’ın Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıma ve büyükelçiliğini taşıma kararı, öncelikle kendisinin Beyaz Saray’da ikametini uzatmak maksadıyla Yahudi Lobisi’ne verilen rüşvet demektir. 1990’larda ABD’de bu yönde kararlar alındığı ve geçen sürede hemen her başkan adayı, seçildiği takdirde uygulama sözü verdiği halde önceki başkanlar buna cesaret edememişlerdir. Bu konuda ABD’nin kendi çıkarları yanında Ortadoğu’da istikrara önem veren Yahudi lobisi mensuplarının da rasyonal yaklaşımları etkili olmuştur. Bununla beraber Siyonist cephe, bir an önce bu kararın uygulama alanına geçmesini beklemiştir. Bu bağlamda gerek Ortadoğu haritasının yeniden masaya yatırıldığı şartlar gerekse Trump’ın çıkmazları Siyonistler açısından bulunmaz fırsat olmuştur.

Günümüz Ortadoğu yangının sorumlusu olarak Yahudilik-Siyonizm tartışmasında ciddi karışıklıklar sözkonusu olduğu halde bu süreçte diğer sömürgeci güçlerin teşvik edici, çanak tutucu, kenarından köşesinden kendi çıkarları doğrultusunda yangına odun atıcı politikalarını unutmayalım. Yahudilik, birçok farklı mezhebi ve tarikatıyla önemli ölçüde tahrife uğramış bir din olduğu halde Siyonizm 19. Yüzyıl sonuna doğru şekillenen bir ideolojidir. Bunun temelinde Yahudilik inancındaki bazı ilkeleri siyasi hedefler doğrultusunda çarpıtma vardır. İsrail’deki Yahudilerin dahi önemli bir kısmı Siyonizme karşıdır. Bununla beraber Siyonizm, İsrail devletini kuran, bugüne getiren ve günümüzdeki politikalarını belirleyen temeldir.

Filistin’de bir Yahudi devleti kurulması hedefinden hareket eden Siyonist önderler başta Kudüs olmak özere Kenan diyarında toprak edinmeye başlamışlardır. Arazileri kısmen parayla satın alırken bir adım sonra her türlü ahlaksızlık, baskı, terör, cinayet, katliam yollarına da başvurarak Müslüman halkın mülklerine el koymuş ve İsrail devletinin kuruluşunu ilan etmiştir. Kuruluşundan bir müddet sonra BM tarafından belirlenen sınırlar, İsrail’i sınırlamaktan çok tanıma fonksiyonunu yerine getirmiştir. Geçen süre zarfında baskı, terör, zulüm yoluyla topraklarını sürekli genişletmiştir. FKÖ’nün terör örgütü görüntüsüyle sunulması İsrail’in genişlemesinde ve yerleşmesinde önemlidir. 11 Eylül 2001’den günümüze “terörle mücadele”, her türlü emperyalist hedefe ulaşmada sihirli anahtar olmuş ve İsrail bu anahtarı en verimli kullanan ülkelerden biri haline gelmiştir. Yayılmacı politikaları, terörle mücadele olarak sunmada istihbarat yöntemleri, oryantalist faaliyetler ve genel olarak çarpıtma, yanıltma, terör örgütlerini yönlendirme teknikleri son derece önemlidir. Bütün bu süreçte Uluslararası Hukuk ve Kamu Diplomasisi ilkeleri ve yöntemleri, ustaca geliştirilip kullanılmıştır.

Giresun Üniversitesi ile ATAM’ın Aralık başında düzenlediği “Emperyalizm, Hegemonya ve İstihbarat Faalliyetleri” konulu II. Uluslararası Demokrasi Sempozyumu süzgecinde Trump’ın Ortadoğu’yu karıştırma politikası, nihayet Kudüs kararının mahiyeti çok daha iyi anlaşılmıştır. Açılış oturumunda, Betül Karagöz Yardelen ile Abbas Karaağaçlı’nın tebliğleri sempozyumun amacı açısından son derece önemlidir. “Bir Küresel Emperyalizm Projesi Olan ‘Aidiyet Radikalizmi’ne Karşı, Ulusal Yurttaşlığın Yeniden Güçlendirilmesi” başlığı dahi çok şeyi özetlemektedir. Bu bağlamda ezilmiş Müslüman kimliği üzerinden radikalleşen, dolayısıyla teröristleşen (en azından böyle gösterilen) bir Müslüman kitle oluşturma projelerine karşın ulusal yurttaşlık olgusunun güçlendirilmesinin önemi dile getirilmiştir. Gerçekten de ekonomik ve askeri bakımdan zayıf olup siyasal ve toplumsal yönüyle dağınık, her an birbiriyle çatıştırılmaya hazır yığınlar yerine öncelikle zamanı ve zemini anlayan, çalışan ve üreten, attığı adımın önünü ve arkasını hesaplayabilen, bu anlamda düşmanlarının fuzuli piyonu olmamaya dikkat eden, toplumuna, ülkesine, insanlığa faydalı birşeyler yapmaya gayret eden vatandaşlar üzerinden yükselen güçlü yönetimlere ihtiyaç, her zamankinden fazladır.

Belirtmek gerekir ki Kudüs kararına karşı İslam ülkelerinin çoğunun tek ses, tek yürek hareket edebilmesi, ortak karar alabilmesi son derece önemldir. Doğu Kudüs, Filistin’in başkenti ilan edilirken dolayısıyla Batı Kudüs’ün de İsrail’in başkenti olarak tanındığı tartışılabilir. Zaten yarım asra yakın bir süredir burası, fiilen başkenttir.

Gerek Ortadoğu gerekse küresel ilişkilerde yaşananlar arasındaki derin bağlantıları görmek için İstihbarat-Arşiv-Oryantalizm-Propaganda ilişkilerini dikkatten uzak tutmamak gerekmektedir. Bu bağlamda Suriye’deki IŞİD-PYD geçişi, bir adım sonra bu teröristlerin ABD kontrolünde güvenlik teşkilatı haline getirilmesi, Katar Krizi ve Suudi operasyonları, Şii-Sünni çatışmalarındaki cephelerin takviye edilmesi, nihayet Türkiye’yi sadece güneyden değil Avrupa ve ABD cephelerinden baskı altına alma projeleri birbiriyle bağlantılıdır. Bölgedeki bütün operasyonların ve kumpasların merkezinde yer aldığı halde İsrail’in ve genel olarak Yahudi lobisinin ön planda bulunmaması, bir anlamda laf yerine iş yapması, dikkate alınması gereken bir taktiktir.

Bölgede iki devletli barış formülü İsrail’in (Siyonizmin) kabul edebileceği bir formül değildir. Belki zaman kazanmak, bir sonraki hedefin altyapısını oluşturmak üzere böyle bir taktik uygulanabilir. Ancak Siyonizm açısından Nil’den Fırat’a egemenlik, batılılar açısından bölgede çatışmaları sürekli kılarak bir şekilde kontrol stratejileri, böyle bir barışın sadece lafta kalacağını göstermektedir. Dolayısıyla Ortadoğu’daki çatışmalar ve terör faaliyetleri, Siyonizmin ve emperyalizmin can suyu durumundadır.

Ortadoğu’da “emperyalizm, hegemonya ve istihbarat” üçlüsünün merkezinde,  Müslümanlar arasındaki etnik veya mezhep savaşları kurgulamak bulunmaktadır. Belirtmek gerekir ki Müslümanların kahir ekseriyeti kendini bir mezhep mensubu olarak tanımlarken bunları yok saymak, köhnemiş bir Oryantalist proje olan İslam’da reforma bir bakıma davetiye çıkartmak demektir. Bu ise sadece yeni çatışmalara yol açar. Her hangi bir ülke vatandaşlığı yanında Müslüman kimliğini benimseyenlerin alt kimlik olarak bir mezhep veya tarikatı sahiplenmelerini olduğu gibi kabul etmek, bu alt kimliklerin rahmet ve zenginlik sebebi olduğunu görmek gerekmektedir. Bu gerçeği ilgili herkese öğretmek, dolayısıyla terör örgütlerinin tuzağından korumak da aydınlar, akademisyenler yanında yönetenlerin ve siyasilerin görevidir.

Öncevatan, 19.12.2017

alaeddinyalcinkaya@gmail.com

Yazar Alaeddin Yalçınkaya

Alaeddin Yalçınkaya, 1961'de Elazığ'da doğdu. Adapazarı Ozanlar Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. 1987-1996 yılları arasında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nde çalıştı. İ.Ü. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "Cemalettin Efgani ve Türk Siyasi Hayatı Üzerindeki Etkileri" konulu teziyle 1990’da Yüksek Lisans, “Sömürgecilik-Panislamizm Işığında Türkistan” başlıklı tezi ile 1995’te doktora eğitimini tamamladı. 1993-1994 yıllarında, New York Universty, Center for Middle Eastern Studies'de visiting scholor statüsüyle araştırmalarda bulundu. 1996’da Sakarya Üniversitesi’nde Yardımcı Doçent, 2000 yılında doçent, 2007’de Profesör olan Yalçınkaya, 2013 yılından beri Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesidir. Yayınlanmış kitaplarından bazıları, "Yetmiş Yıllık Kriz: Sovyetler Birliği'nde Moskova - Türkler İlişkileri", "Almatı'dan Akmola'ya Kazakistanı'ın Başkenti", "Türk Cumhuriyetleri ve Petrol Boru Hatları", "Etnik Düğümlerden Küresel Kördüğüme Kafkasya'da Siyasi Gelişmeler" başlığını taşımaktadır. Yalçınkaya, Sakarya, Kocaeli, Bahçeşehir, Marmara üniversiteleri ile İstanbul, Şükrü Balcı Polis MYO'nda Uluslararası İlişkiler, Uluslararası Hukuk, Uluslararası Örgütler, Diplomatik Yazışma Teknikleri, Bölgesel Dış Politika, Türk Dünyası ve Kafkasya, İnsan Hakları Hukuku gibi alanlarda lisans ve lisansüstü seviyesinde dersler vermiştir/vermektedir. Evli ve iki çocuk babası olan Yalçınkaya, halen Marmara Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanıdır.

“İsrail’in Çatışma ve Terör İhtiyacı” için bir yanıt

Siyonizmin bu politikalarına karşı yeterli ve yerinde tepki göstermekten aciz olan islam ülkelerini ve ülkemizi bu hale getirenler ile buna alet olanlar, bunun hesabını nasıl verecek.! Kendi geleceği meçhul durumda olan ülkeler yoğun şekilde Kudüs propagandası yaparak kendi basiretsiz politikalarının üstünü örtme gayreti içindeler ..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.