Ana sayfa Yazarlar Prof. Dr. Rıdvan Karluk

Demokrasinin Temeli Olan Magna Carta 800 Yaşında

Demokrasi tarihinin kilometre taşı kabul edilen Magna Carta, (Magna Carta Libertatum: Büyük Özgürlük Fermanı) İngiltere Kralı John tarafından bundan 800 yıl önce 15 Haziran 1215 tarihinde kabul edilmiştir.
Magna Carta; demokrasinin, adalet kavramının, haklar ve özgürlüklerin yasal korumaya alınmasının, hukukun üstünlüğü, yönetenin hesap verebilirliği ve sorumluluğu ilkelerinin yer aldığı dünyadaki ilk sözleşme olduğu için tüm ülkelerde demokrasinin temel metni olarak kabul edilmiştir. Magna Carta’da kralın yasalardan üstün olmadığı kayda geçilmiştir. Magna Carta’nın orijinalinden dünyada sadece 4 kopya vardır.

Magna Carta ile Kral’ın yetkilerini Tanrı’dan aldığı düşüncesi sona ermiş, demokrasinin temelleri atılmıştır. Ankara Üniversitesi SBF’de birinci sınıfta Anayasa dersimizde hocamız Prof. Dr. Mümtaz Soysal bu konu üzerinde önemle durmuştur. Magna Carta, ABD Anayasası, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin hazırlanmasına kaynaklık etmiştir.
Temel metin olarak İngiltere, İskoçya, Galler ve Kuzey İrlanda’dan oluşan Birleşik Krallık’ta esas alındığı için bu ülke yazılı olmayan bir anayasa ile yönetilmektedir. İsrail ve Yeni Zelanda da anayasası olmayan ülkeler arasındadır.
Magna Carta’nın 63 maddesinden İngiltere ve Galler’de üçü olan “adil yargılanma hakkı,” “kilisenin serbestliği” ve “Londra’nın özgürlükleri” günümüzde de yürürlüktedir.

Magna Carta’nın imzalanmasının 800’ncü yıldönümü İngiltere’de Kraliçe 2’nci Elizabeth ve Başbakan David Cameron’un da katıldığı bir dizi törenle kutlanmıştır. Kral John’ın yetkilerini kısmen kısıtlayan ve halka bazı temel haklar bahşeden belgenin imzalandığı Thames Nehri’ndeki Runnymeade kentinde düzenlenen törende konuşan Başbakan Cameron “Magna Carta, yöneten ile yönetilenler arasındaki güç dengesini değiştirdi” demiştir.

Avrupa Parlamentosu (AP) Dış İlişkiler Komisyonu üyesi Hollandalı Sosyal Demokrat Parlamenter Kati Piri tarafından kaleme alınan ve 2014 yılında Türkiye’deki gelişmelerin değerlendirildiği Rapor 11 Mayıs 2015 tarihinde AP Dış İlişkiler Komisyonu’nda kabul edilmiş, 10 Haziran’da AP Genel Kurulu’nda onaylanmıştır.

Magna Carta’da 800 yıl önce kabul edilen ilkeler bu defa Avrupa Parlamentosu Raporu’nda yer almıştır. İlkeler bire bir uyuşmasa bile (aradan 800 yıl geçmiştir) Magna Carta’nın ruhu AP kararlarına yansımıştır.

Yeni kurulacak hükümet bu değerlendirmelere olumlu yaklaşır ve tespitleri objektif bir değerlendirmeye tabi tutarsa, hem kendi kazanır ve hem de Türkiye AB yolunda yol alır. AP kararlarını “iade etmek” ya da “yok saymakla” bir yere varılamayacağı gerçeğini yeni hükümetin kavramasında Türkiye’nin geleceği açısından büyük yarar vardır.

Magna Carta ruhunu yansıtan AP’nun tespitleri özetle şöyledir:

• Freedom House basın ve medya özgürlüğü sıralamasında Türkiye’nin özgür bir basına sahip olmadığı ve internette özgürlüklerin sadece kısmi oranda geçerli olduğu tespit edilmektedir.
• Sınır Tanımayan Gazeteciler Türkiye’nin 2014 yılında gazetecilerin en çok tehdit ve fiziksel saldırı ile karşılaştığı ülkeler arasında olduğunu değerlendirmiştir.
• Temel hakların korunması, yargı bağımsızlığı, hukukun üstünlüğü, toplanma özgürlüğü ve ifade özgürlüğüne yönelik endişeler ele alınmıştır.
• AB, evrensel değerler, yasama süreçleri ve yasal düzenlemelere ilişkin AB standartları aracılığıyla reform sürecini destekleyerek Türkiye’de demokratikleşme sürecinin ana çapası olma işlevini yerine getirmelidir.
• Yüzde 10’luk seçim barajının toplumun tüm kesimlerinin siyasi katılımına imkan sağlayacak şekilde azaltılmasının önemi yeniden vurgulanmaktadır.
• Çoğulcu, kapsayıcı ve toleranslı bir toplumu destekleyen maddelere dayalı yeni bir Anayasa hazırlanması Türkiye’de reform sürecinin, temel özgürlükler ve hukukun üstünlüğü ilkelerinin hayata geçirilmesinde temel oluşturacaktır.
• Yeni Anayasa, tüm siyasi kesimlerde ve toplum genelinde geniş kapsamlı uzlaşıya dayalı olmalıdır. Anayasal reform sürecine ilişkin Venedik Komisyonu ile yakın istişare yürütülmelidir.
• Yasama süreçlerinde sivil toplum kuruluşlarıyla yeterli istişare yürütülmesi önem taşımaktadır.
• Toplanma ve ifade özgürlüklerinin güvence altına alınması, sivil toplum kuruluşlarının kısıtlama olmadan faaliyetlerini sürdürmelerine imkan tanınması ve finansmana erişimlerinin iyileştirilmesi için acil olarak tutarlı reform çalışmaları gerçekleştirilmelidir.
• Uluslararası Saydamlık Kuruluşu tarafından 3 Aralık 2014’te yayımlanan Yolsuzluk Algı Endeksi Türkiye’de 2014 yılında yolsuzluk algısının önemli oranda artış gösterdiğini sergilemektedir. Türkiye raporda 64’ncü sırada bulunmaktadır.
• Türk Hükümeti ve TBMM’nin Aralık 2013’de ortaya atılan ve eski Hükümet yetkililerini de içeren yolsuzluk iddialarını ele alma şekli ve ciddi yolsuzluk iddiaları soruşturmalarının takibinin yapılmamış olması derin üzüntü ile karşılanmaktadır.
• Bu iddialara yönelik takip yürüten araştırmacı gazetecilere karşı açılan davalar endişe yaratmaktadır. Aralık 2013 iddiaları üzerine saydam ve bağımsız bir soruşturma yürütülmelidir.
• Halkın, kurumların demokratik işleyişine ilişkin güvenini zedelemenin yanı sıra ekonomik kalkınma ve yatırım ortamı üzerinde de önemli olumsuz etkileri olan yolsuzlukla mücadeleye yönelik daha uygun bir yasal çerçeve geliştirilmesi için siyasi irade gösterilmelidir.
• Tüm paydaşlarla gerekli istişare yürütülerek, AB standartlarıyla uyum içerisinde bir yargı reformu stratejisi belirlenmelidir.
• Yargılama öncesi azami gözaltı ve tutukluluk süresinin 5 yıla indirilmesi olumludur, ancak yeterli değildir.
• Anayasa Mahkemesi’nin ifade özgürlüğü gibi temel haklar ve hukukun üstünlüğü ilkesinin korunmasını sağlayan bir dizi kararı Anayasal sistemin direncini göstermiştir.
• Makul şüphe kavramı dahil olmak üzere Türk Ceza Kanunu üzerinde yapılan değişiklikler endişe yaratmaktadır. Bu değişiklikler müzakere sürecinde varılan uzlaşının aksine AB Komisyonu ile istişare yürütülmeden gerçekleştirilmiştir.
• Yüksek düzeyde siyasi kutuplaşma endişe yaratmaktadır.
• Türkiye’nin Avrupa Konseyi üyeliği yüksek siyasi ve yasal standartlara uyum taahhüdü içermektedir.
• AB üyelik müzakerelerinde ilerleme hukukun üstünlüğü ve temel özgürlüklere saygı ile doğrudan ilişkilidir.
• Mayıs ve Haziran 2013 Gezi Parkı olaylarına ilişkin soruşturmalar, orantısız güç kullanımı ve polis memurlarının kötü muamelesine ilişkin suçlamalar hala beklemededir ve faillerin belirlenmesinde yeterli ilerleme kaydedilmemiştir.
• Kötü muameleye ilişkin hakkında suçlama bulunan devlet memurlarına yönelik bağımsız ve etkili soruşturmalar tamamlanmalıdır.
• Polis memurlarının yetkilerine ve güç kullanımına ilişkin uluslararası standartlarla uyum içerisinde net kurallar benimsenmelidir.
• Barışçıl toplantılara yönelik kısıtlamalar kaldırılmalıdır. Terörle Mücadele Kanunu’nu gibi yasal düzenlemeler vatandaşların barışçıl protesto hakkını kısıtlayacak şekilde kullanılmamalıdır.
• Hükümet kolluk kuvvetlerinin yetkilerine yönelik uygun, tarafsız ve saydam denetim gerçekleştirmelidir.
• Kolluk kuvvetlerinin yargı denetimine tabi olması ilkesine karşı maddeler içeren ve kapsamı aşırı oranda geniş olan iç güvenlik paketi endişe yaratmaktadır.
• Türk Hükümeti medya özgürlüğü konusunu öncelikle ele almalı ve uluslararası standartlarla uyum içerisinde çoğulculuğa olanak tanıyan uygun bir yasal çerçeve oluşturulmalıdır.
• Türk Hükümeti tarafından sosyal medya ve web sitelerine erişimi yasaklamaya veya web sitelerinin mahkeme kararı olmadan kapatılmasına yönelik çalışmalar, Hükümetin ifade özgürlüğüne yönelik kısıtlayıcı yaklaşımı, çoğunlukla yıldırma, işten çıkarılma veya gazetecilerin gözaltına alınması ve geniş kapsamlı oto sansür uygulaması ile sonuçlanan medya kuruluşları ve gazeteciler üzerinde oluşturulan baskı kınanmaktadır.
• İfade özgürlüğüne yönelik ihlaller Aralık 2013 yolsuzluk iddiaları sonrasında artmıştır.
• 14 Aralık 2014’te gerçekleşen polis baskınları ve medya kuruluşları temsilcileri ile gazetecilerin gözaltına alınması kınanmaktadır.
• Türk Hükümeti’nin son dönemde basın özgürlüğü ve fikir çoğulculuğuna karşı eylemleri AB’nin benimsediği temel haklarla uyum teşkil etmemekte, dolayısıyla müzakere süreci ile çelişmektedir.
• Türkiye’de AB ile uyum içerisinde yargı ve temel haklar, adalet, özgürlük ve güvenlik alanlarında reform çalışmaları acilen uygulanmalıdır.
• Düşünce, vicdan ve inanç özgürlükleri alanında reform sürecinin devam etmesi önem taşımaktadır.
• Laik ya da dini görüşlere dayanan farklı yaşam biçimlerine saygı gösterilmeli ve din ve devlet işleri birbirinden ayrı tutulmalıdır.
• Sendikal özgürlükler, sosyal diyalog ve sosyal ortakların katılımı çoğulcu toplumun gelişmesi ve sosyal politikalarda ilerleme sağlanması için gereklidir.
• Örgütlenme hakkı, toplu sözleşme, kamu ve özel sektör çalışanlarının grev hakkı AB müktesebatı ve uluslararası standartlarla uyumlaştırılmalıdır.

Sevgili Okurlar,

9. Cumhurbaşkanımız merhum Süleyman Demirel’in Aydın Doğan’a 7 Şubat 2015 tarihinde yazmış olduğu mektupta önemle üzerinde durduğu husus “ Türkiye ne olursa olsun, Avrupa Birliği çıpasına sarılmalıdır. Bundan vazgeçmek olmaz.”dır.

Yukarıda belirtilen eleştiriler gözardı edilirse, Türkiye Avrupa Birliği’nden vazgeçer.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here