KIRIM TÜRKLERİ VE RUSYA

Kırım Türkleri ve Rusya

1990’larda bazı stratejistler Rusya Federasyonu’nun da dağılmasını bekliyordu. Putin ile birlikte bu beklenti sona erdi. Federasyon dağılmasa da bu devleti mevcut sınırlarında muhafaza etmenin zorluklarını birçok Rus stratejist gündeme getirdi: Rusya ya süper güç olacak ya da yok olacak. Kırım, Rusya’nın Karadeniz’e dolayısıyla Akdeniz’e açılması yolunda jeopolitik bir kaledir.

Kırım, yakın zamana kadar Türk yurdu olarak kalmış bir Karadeniz incisidir. Akdeniz ikliminin yaşandığı bölgede mesela muz dahi yetiştirilebilmektedir. Sovyet yöneticileri için de sayfiye bölgesiydi. 1991 askeri darbesinde Gorbaçev Kırım’daki yazlığındaydı.

II. Dünya Savaşı’nda Alman ordusu, Sovyet topraklarında ilerlerken burayı da işgal etti. Bölgenin asli unsuru Türkler (Tatarlar) dağlarda milisler halinde organize olarak Alman güçlerine zayiat verdiler. Savaştan sonra Stalin, bunları madalya ile taltif etti. Kısa bir süre sonra ise madalya alanlarla birlikte bütün Kırım Türkleri ülkeden çıkarıldı. En uzak köylerdekiler dahil kamyonlarla istasyonlara taşındı. Alelacele evlerinden alınan insanlar herşeyini geride bırakarak hayvan trenlerine dolduruldu. Haftalarca süren yolculukta birçoğu hayatını kaybetti. Özbekistan’a ulaşabilenler ise açlık ve sefaletle boğuştular. Hayatta kalanlar yurtlarına geri dönmek için on yıllarca mücadele etti. Kruşçev zamanında bu sürgünün haksız olduğu kabul edildi. Fakat Kırım’a dönmek ancak1980’lerin sonuna doğru mümkün olabildi.

Rus Çarlığının burayı işgal öncesinde ülkenin tamamına yakını Türk iken, sürgün sonucu Türk nüfusu sıfırlandı. SSCB’nin dağılmasından sonra geri dönüşlerle yeniden Türk nüfusu oluşmaya başladı ve bugün yüzde on dörde çıkabildi. Kendi vatanlarına dönebilen Kırımlılar, yaklaşık yarım asır önce bıraktıkları evlerine, tarlalarına sahip olamadılar. Halbuki sürgünün haksızlık olduğu kabul edilmişti. Bağımsızlıktan sonra 20 yılı aşkın bir süredir ister batı ister Rus yanlısı olsun Ukrayna yöneticilerinin bu zulmü telafi politikaları bilinmemektedir. Sefalet, işsizlik ve yoksulluk içindeki bu insanlara yapılan haksızlığın/gaspın/zulmün telafisi için AB/Avrupa Konseyi/ABD başta olmak üzere batılı örgütlerin ve devletlerin ciddi bir gayreti de bilinmemektedir. Kahraman lider Mustafa Cemil Kırımoğlu’nun usulüne göre, diplomatik zeminleri tırnaklarıyla zorlayan ömürlük mücadelesinin neticesi Kırım Türklüğü açısından meyvesini verdiği halde pek iç açıcı değildir. Burada batının ikiyüzlülüğünü ve Kiev’deki yöneticilerin haksızlığı telafi yolundaki isteksizliğini her aşamada görmek mümkün.

“Kırım: Rus Jeopolitiğinin Ertelediği Sorun” benzeri başlık taşıyan birçok makale yazdım veya tebliğ sundum. Ancak Ukrayna’daki son gelişmeleri Putin’in bu şekilde kullanacağını ben dahil kimse öngörmemişti. AB, Rusya’nın böyle bir çıkış yapacağını hiç beklemiyordu. Belki bir dönem sonra, karşı isyan olabilirdi. Bana kalırsa ABD’nin keyfine diyecek yok. Belki Beyaz Saray’ın salonlarından “yine Avrupa kucağımıza düştü!” kahkahaları yükseliyor. Hele hele Türkiye’nin sıkıntıları büyük keyif kaynağıdır. Montrö’yü ileri sürerek ABD donanmasını Karadeniz’e sokmamanın cezası! Rusya’ya karşı yaptırımlar sadece günü kurtaracaktır. Her yaptırımın karşı yaptırımı da vardır. Avrupa, Putin’in gazı kesmesinden korkmamalı. Çünkü Avrupa’nın gaza ihtiyacı kadar Rusya’nın da gazını satmaya ihtiyacı var. Varsın Rusya G-8’den çıkarılsın! Kısaca ABD, Soğuk Savaş şartlarını Avrupa’ya dayatan gelişmelerden ziyadesiyle memnun görünüyor. Gaz alma demeçlerini geçelim.

Bütün dalgalanmalar arasında Türkiye uzun vadeli stratejilerle suyu üfleyerek içmelidir. Bu açıdan Kiev’de başkan düştükten sonra ilk ziyaret eden dışişleri bakanının Türk olması, ‘bir yerlerin baskısıyla oyuna mı gelindi?’ sorusunu akla getiriyor. Halbuki Mursi’yi savunurken “seçilmiş başkan” ilkesine dayanılıyordu. Mısır’daki olaylara verilen tepki sonucu darbe yönetiminden çok Türk tırlarının, ihracatçılarının zarar gördüğünü hatırlayalım. Benzer hatalar her olayda yaşanmamalıdır.

Türkiye’nin temel politikası Ukrayna’nın ülke bütünlüğü olmalıdır. Zaten Rusya da bunu savunuyordu. Ama Putin’e göre seçilmiş başkana karşı halk ayaklandırıldı. Bundan sonra atılacak her adım Kırım Türklüğünün muhafazası, haklarının iadesi, her türlü saldırıdan korunması ile sosyal ve ekonomik haklarının geliştirilmesi yolunda olmalıdır. Gelecekte bu sorunları ancak Rusya ile çözmek zorunda kalacağımız çok büyük bir ihtimal. Washington Post’un “Kırım Tatarları Rus askerlerine karşı örgütleniyor” haberi sadece bir tuzak. Bu tuzağa düşmek durumunda olan gerek Kırım’daki gerek Türkiye’deki soydaşlarımıza doğru yolu gösterme görevimiz var.

Referandum sonucu ne olursa olsun Rus askerlerinin işgal girişimine karşı buradaki soydaşlarımız kesinlikle öne çıkmamalıdır. Bırakalım karşı gösteriler yapılacaksa bunu Ukraynalılar yapsın. Kırım’ın yedide biri durumundaki küçük azınlığı topun önüne atmak için derin gayretler var. Çünkü Özbekistan’daki Kırımlıların ülkeye dönüşü gerçekleşirse Kırım’ın yarısı Türk olacak demektir ki bence asıl korku bu. Bir bakıma Ahıskalılara karşı yapılan küresel engellemeler gibi. Yanlış politikalar ise Kırım’daki mevcut Türk nüfusunu ülkeden çıkmaz zorunda bırakıyor.

Büyük bir ihtimalle Putin, Kırım’ı Rusya’ya bağlamayı gösterip bağımsız Kırım’a herkesi razı edecektir. Ölümü gösterip sıtmaya razı etmek. Bir bakıma Abhazya’da olduğu gibi. Abhazya veya Güney Osetya bugün kimsenin gündeminde değil. Birkaç sene sonra Kırım için de bu formül yerleşecek gibi. Rusya kontrolündeki Kırım yönetimi, Türkler için daha hayırlı olabilir. Ancak doğru stratejilerle. Türkiye, buradaki soydaşlarının hakları için doğrudan Moskova’yı muhatap almakla bir şey kaybetmez. Gerisini batı ile Moskova çözsün. Ateş hattında Türkiye’nin çıkarları veya bir avuç Kırım Türkü kesinlikler bulunmamalıdır.

alaeddin.yalcinkaya@marmara.edu.tr

Alaeddin Yalçınkaya tarafından

Alaeddin Yalçınkaya, 1961'de Elazığ'da doğdu. Adapazarı Ozanlar Lisesi ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. 1987-1996 yılları arasında Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nde çalıştı. İ.Ü. Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü'nde "Cemalettin Efgani ve Türk Siyasi Hayatı Üzerindeki Etkileri" konulu teziyle 1990’da Yüksek Lisans, “Sömürgecilik-Panislamizm Işığında Türkistan” başlıklı tezi ile 1995’te doktora eğitimini tamamladı. 1993-1994 yıllarında, New York Universty, Center for Middle Eastern Studies'de visiting scholor statüsüyle araştırmalarda bulundu. 1996’da Sakarya Üniversitesi’nde Yardımcı Doçent, 2000 yılında doçent, 2007’de Profesör olan Yalçınkaya, 2013 yılından beri Marmara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi öğretim üyesidir. Yayınlanmış kitaplarından bazıları, "Yetmiş Yıllık Kriz: Sovyetler Birliği'nde Moskova - Türkler İlişkileri", "Almatı'dan Akmola'ya Kazakistanı'ın Başkenti", "Türk Cumhuriyetleri ve Petrol Boru Hatları", "Etnik Düğümlerden Küresel Kördüğüme Kafkasya'da Siyasi Gelişmeler" başlığını taşımaktadır. Yalçınkaya, Sakarya, Kocaeli, Bahçeşehir, Marmara üniversiteleri ile İstanbul, Şükrü Balcı Polis MYO'nda Uluslararası İlişkiler, Uluslararası Hukuk, Uluslararası Örgütler, Diplomatik Yazışma Teknikleri, Bölgesel Dış Politika, Türk Dünyası ve Kafkasya, İnsan Hakları Hukuku gibi alanlarda lisans ve lisansüstü seviyesinde dersler vermiştir/vermektedir. Evli ve iki çocuk babası olan Yalçınkaya, halen Marmara Üniversitesi, Uluslararası İlişkiler Bölümü Başkanıdır.

Yorum Gönderin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.